Şubat 23, 2008

Etiketler: cep telefonu, cep telefonu kanser, cep telefonu zararı, Dr. Siegal Sadetzki, haberturk, Kanser, Sağlık Haberleri, tükürük bezi, tümör, uzun süre cep telefonu konuşması

 

Uzun süre cep telefonuyla konuşmak kanser riskini arttırıyor.

Cep telefonuyla her gün birkaç saat görüşme yapanların tükürük bezi kanserine yakalanma riskinin hiç konuşmayanlara göre yüzde 50 arttığı belirtildi.

Araştırma ayrıca kırsal alanda cep telefonu kullananların kenttekilere oranla kanser riskiyle daha fazla karşı karşıya olduğunu ortaya koydu.

Bunun nedeni ise kırsal alanda baz istasyonu sayısının daha az bulunması ve cep telefonlarının sinyal almak için daha fazla radyasyon yayıyor olması.

Riski yüzde 50 artırıyor
İsrail’deki Tel Aviv Üniversitesi’nden Dr. Siegal Sadetzki, tükürük bezlerinde iyi ya da kötü huylu tümör oluşan 500 kişi üzerinde yaptığı araştırmada, hastalardan cep telefonu kullanma alışkanlıklarını, hangi sıklıklarda ve ne kadar süreyle konuştuklarını sordu. Bulgular sağlıklı 1300 kişinin alışkanlığıyla karşılaştırıldı.

Sonuçta cep telefonunu kulağına dayayarak günde bir kaç saat konuşma yapanların tükürük bezlerinde tümör oluşması riskinin yüzde 50 arttığı saptandı.

Kaynak

 

..:::Benzer Sayfalar:::..

21:20 - Şubat 23, 2008 - yorum { 1 } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Şubat 23, 2008

Etiketler: Fitzgerald, haberturk, Nurgul Fitzgerald, obezite, obezite yayılıyor, ONU YEME BUNU YEME, Sağlık Haberleri, Sağlıksız beslenme, Trust for America's Health

 

 

Sağlıksız beslenme ve hareketsizlik dışında da obezite nedenleri var…

Amerikan Rutgers Üniversitesi Beslenme Anabilimdalı Profesörü Nurgul Fitzgerald, obezitenin salgın bir hastalık olduğunu ve mücadele etmek için sigara konusunda gösterilen tavrın uygulanması gerektiğini söyledi. Şişmanlığın tek bir nedene bağlı olmadığının altını çizen Fitzgerald, obezite ile mücadelede devlet ve özel sektöre görev düştüğünü ifade etti.

 

İnsanların çoğu zaman aldıkları kilonun farkında bile olmadığını anlatan Fitzgerald, Cihan’a yaptığı açıklamada “Her gün fazladan bir kutu soda içmeniz ve aldığınız kaloriyi harcamamanız, size yılsonunda 7 kilogram olarak geri döner. Çoğu insan bu şekilde kilo alıyor. Kilo almanın en temel nedeni sağlıksız beslenme ve fiziki aktivite azlığıdır” dedi.

 

Obezitenin her geçen gün büyüyen bir sorun olduğunu ifade Nurgul Fitzgerald, ABD’de insanların çabuk tüketim üzerine kurulu bir yemek anlayışları olduğunu, ailelerin birlikte oturup evde pişirilmiş sağlıklı bir yemek yemediğini söyledi. Türk yemek kültürünün bu yönde iyi bir örnek olduğunu vurgulayan uzman, “ABD’de dışarıda yenilen yemeklerde bile porsiyonlar çok büyük. Sebze yemeği anlayışı çok zayıf. Bizim sofra alışkanlığımız bu anlamda çok iyi bir örnek. Evde yemek pişer ve herkes birlikte oturup yer. Dışarıda bile yeseniz tabağınızın kenarında domates, biber olur. Bu gelen sebze süs için değil gerçekten yemeniz içindir” diye konuştu.

 

Şehir planlamalarının bile şişmanlamada etkisi olduğunu ifade eden Fitzgerald, şişmanlığın önlenmesi konusunda gündelik aktivitenin çok önemli olduğunu bildirdi. ABD’de insanların banka işlemlerini bile araçtan inmeden yaptığını anlatan beslenme uzmanı, “Çocukların hareket etmesi, koşturup oynaması gerekiyor. Bilgisayar ve televizyon başında vakit geçiren bir çocuğun kilo alması çok normal. Televizyonda reklamı çıkan yüksek kalorili ürünler bir şekilde çocukları etkiliyor. Anne babaların çocuklarına bu noktada örnek olmaları gerekiyor. Evde pişirilmiş bir yemek ve fiziki aktivite konusundaki teşvik çok önemli” dedi.

 

ÇOCUKLARA “ONU YEME BUNU YEME” BASKISI YAPMAK YANLIŞ
Anne babaların çocuklarına “onu yeme bunu yeme” tarzındaki engellemelerinin olumlu bir davranış olmadığının altını çizen uzman, “Çocuklara şişmanlamasınlar diye baskı yapmak doğru değil. Bu tarz bir tavır ilerde yeme bozukluklarına yol açabilir. Çocuklar şeker de yemeli, çikolata da. Fakat önemli olan ne sıklıkla ve ne kadar yedikleridir. Küçükken nasıl yemeğe alışırsak büyüyünce de aynı şekilde devam ederiz” şeklinde konuştu.

 

Geçtiğimiz yıl “Trust for America’s Health” adlı sağlık kuruluşunun yaptığı araştırmanın sonuçlarına göre ABD’nin en yoksul eyaletlerinden biri olan Mississipi, en çok obezin yaşadığı eyalet. Bu eyaletteki obezite oranı ilk kez yüzde 30′u aşarak yüzde 30,6′ya çıktı. Ülkede en çok obezin bulunduğu 15 eyaletten 10′u güneyde yer alıyor. Araştırmaya göre, Amerikalıların yüzde 22’si hiç fiziksel faaliyette bulunmadığını söylüyor. Araştırmada, 19 eyalette her 4 kişiden birinin obez olduğu sonucu ortaya çıktı.

 

ABD’de 1991′de hiçbir eyalette obezite oranı yüzde 20′yi geçmiyordu. Beslenme uzmanı Nurgul Fitzgerald, ABD’nin resmi olarak da obezite ile mücadele ettiğini anlattı. Bu noktada sigara konusunda tüm topluma yayılmış hassasiyetin örnek alınması gerektiğini bildiren Fitzgerald, “Geçmişte insan davranışlarını değiştirmek için ‘Nasıl sağlıklı yenilir’ tarzında çalışmalar yaptık. Bu yöntem çok iyi sonuçlar vermedi. Bu konuyu toplumun tüm katmanlarına yaymak gerekiyor. Kişi ya da aileleri değil tüm etkenleri değiştirmek lazım. Mesela özel sektör; 12 yaş altındaki çocukların etkilenmemesi için; gönüllü olarak bazı reklamların yayın saatini değiştiriyor. Tabi kanunlar üzerinde de yapılan çalışmalarda var. Obezite ile yapılan mücadelede sigaraya karşı yapılanlar örnek olabilir” dedi.

 

HİÇBİR YİYECEK YASAKLANMAMALI
Hiçbir yiyeceğin yasaklanmaması gerektiğini anlatan Nurgul Fitzgerald, zaman zaman kendisinin de soda içip patates kızartması yediğini söyledi. Öğrencilerinin, kendisini patates kızartması yerken gördüğünde şaşırdıklarını fakat kendisinin “Ben de insanım ve patates kızartmasını seviyorum. Önemli olan ne kadar sıklıkla yediğinizdir” dediğini anlattı.

 

Günlük yaşamda öğünlerin geçiştirilmemesinin altını çizen uzman, bir öğünde yemediğinizi diğer öğünde midenin, savunma mekanizması olarak siz farkına varmadan telafi ettiğini söyledi. Çocuklar için kahvaltının çok önemli olduğunu, yapılan bir araştırmada; kahvaltı yapan çocukların yapmayanlara oranla okulda daha başarılı olduğunu söyledi.

 

İnsanların genellikle şişmanlıkla mücadele etmek için kendilerinden ilaç yerine geçecek tek bir yöntem istediğini bildiren Nurgül Fitzgerald, gazetelerde yayınlanan birçok diyetin kısa süreli geçici çözümler olduğunu hatta bazılarının hiçbir işe yarayamadığını açıkladı.

 

Şişmanlığın çözümü için sağlıklı beslenme ve düzenli fiziki aktivitenin çözüm olduğunu anlatan uzman, yağ aldırma ya da mideye takılan kelepçe gibi yöntemlerin son çare olarak düşünülmesi gerektiğini söyledi.

 

Kaynak

 

..:::Benzer Sayfalar:::..

21:04 - Şubat 23, 2008 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Şubat 22, 2008

Tioti

Kategori: Tioti
Etiketler: tioti, youtube, video, tv, internet tv

 

 

tioti aslında bir nevi youtube benzeri ama tam olarak değil çünkü bu sitede içerik kısıtlaması yok. herşey legal. dünyanın dört bir tarafından yüzlerce kaynak özellikle popüler tv dizileri lost, prison break, heroes...) buraya aktarılıp derleniyor. siteye üye olmanız gerekiyor ve tıpkı diğer benzeri sitelerde olduğu gibi arkadaş listenizi oluşturabilir, sevdiğiniz bölümleri indirebilirsiniz. internet , televizyonu öldürmeyecek tıpkı tv'nin radyoyu öldürmediği gibi. geleceğin televizyonu olarak nitelendiriliyor ne derece doğru olur onu zaman gösterecek... youtube videolarını kullanıyorsa ondan ne farkı kalacak, niye kullanıyor onu da anlamadım.

 

..:::Benzer Sayfalar:::..

 

22:23 - Şubat 22, 2008 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Şubat 22, 2008

 

 

livenewscameras tüm dünyadaki online yayın yapan kameraların birleştirilmesi planlanan bir site.

 

şu an sadece amerikadan yayın yapan kameralardan hizmet veren sitenin "hakkında" kısmında, yakında tüm dünyadan kamera gruplarının katılımıyla günden güne büyüyeceği ifade edilmiş.

sitenin anasayfasında, orta ksıımda bir oynatıcı bulunuyor ve ayrıca isterseniz kendi sitenizde kullanabileceğiniz kodları da veriyor. blog, kişisel siteniz, myspace gibi hesaplarınızın olduğu sitelerde kullanma olanağı sunuyor.

 

..:::Benzer Sayfalar:::...

21:19 - Şubat 22, 2008 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Şubat 22, 2008
Etiketler: xml, flash, resim, galeri, flickr

 

 

TiltViewer flash tabanlı ve tamami ile 3 boyutlu gösterilerle donatılmış bir resim galerisi.
uygulama tamami ile mouse hareketlerine duyarlı şekilde tasarlanmış, Seçilen resmi yakınlaştırma ve arkasını çevirme gibi özellikleride ilk göze çarpan artıları arasında.
Uygulamayı kullanabilmek için ya XML dosyası yada
flickr hesabı olması gerekmekte.
ön izleme sayfası

 

..:::Benzer Sayfalar:::..

21:07 - Şubat 22, 2008 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Şubat 22, 2008

 

 

1960 yılında geliştirilen "genişleyen dün ya teorisi" kıtaların devinimini ve zaman içindeki konumlarını açıklamaya çalışan bir teori. bu sitedeki videolar ise bu teoriyi, milyonlarca yıldır süre gelen dünyadaki jeolojik değişimleri göstererek, genişlemenin nasıl ve hangi zamanlarda olduğunu açıklaması açısından oldukça başarılı bir kaynak mahiyetinde.

 

..::: Benzer Sayfalar:::..

20:53 - Şubat 22, 2008 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Şubat 17, 2008

Etiketler: dudak, göz çevresi, günlük yüz bakımı nasıl olur, günlük yüz bakımı nasıl yapılır, günlük yüz bakımı nedir, lenf drenaj, yüz bakımı, yüz bakımı nasıl yapılır, yüz boyun masajı, şakak

 

 

1) Kontak sağlanır.
2) Dairesel canlandırma: Dairesel yuvarlaklarla alın ortasından dekolteye inilir.
3) Göz çevresi: Minik zincirler yaparak, üç tane yuvarlak ve zin­cir halkalarla kontak sağlar.
4) Şakaklara doğru yuvarlaklar yapılır: Burun ve dudak çevresinde kontak yapıp, dudak çevresinde yani gülme çizgilerinin üzerin­de sekiz şekli yaparak, dudak üstünde düz hareketlerle çalışıp, daha sonra tekrar yuvarlaklar ve kontak sağlayıp yanak topla­ma yapılır. Sonra dekolteye inilip tekrar küçük yuvarlaklarla ma­saj yapılır. Soğuk kompres yapılarak işlem sona erdirilir.
5) Lenf drenaj: Kontak yapılıp, çeneden başlayarak makas ha­reketleri ile masaj yapılır. Önce, dudak çevresinde üç defa bastırılıp burun masajı yapılır. Üç defa burun kanatlarına ya­vaşça bastırılıp, kontak yapılarak yanaklara toplama yaparak göz çevresine üç defa minik dairesel hareketlerle devam e-dip, yanak ve boyun masajından sonra bitirilir.
6) Yüz ve boyun masajı: Cilt gereken sütle veya kremle temiz­lendikten sonra, masajı kolaylaştıracak ve cildi besleyecek krem yüze yayılır.
Her iki elin baş ve ortanca parmaklarının uçlarını kullanarak (diğer parmaklar masaja katılmaz) tırnakları cilde batırma­dan, cilt yüzeyine seri hareketlerle küçük çimdikler uygulanır. Böylece yüzün ve boynun her yanı çimdiklenir. Bu masaj kan dolaşımını olumlu etkiler.
Yalnız göz kapaklarına ve göz altına masaj uygulanmaz. Uy­gulama iki veya üç dakikadan fazla sürmemelidir. Bu masaj buğu banyosundan sonra uygulanırsa, tıkanık olan gözenekleri açar, cilt yüzeyini tıkayan yağın kolayca boşal­masını sağlar. Bu yöntem yağlı ciltler içinde faydalıdır.

 

..:::Benzer Sayflar:::..

17:50 - Şubat 17, 2008 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Şubat 17, 2008

Etiketler:insan nedir,insan resimleri,insan hakları,insan vücudu,insan yayınları,hayvan

 

 

İnsanın kökeni
İlk insansı yaratık İnsanoğlunun kökeni ile ilgili çalışmalar daha çok homo türü etrafında yoğunlaşsa da sıklıkla Australopithecus vb. gibi diğer hominid ve homininleri de kapsar. Fosil kayıtlarına göre anatomik olarak modern insan tanımına uyan en eski fosiller 130.000 yıl öncesine aittir ve Afrika'da bulunmuşlardır. İnsanoğlunun evrimine dair kabul gören başlıca iki hipotez vardır. Bunlardan birincisi modern insanın Afrika'da ortaya çıkıp dünyaya yayıldığını öne süren "tek orijin" hipotezi, diğeri farklı bölgelerde evrim geçirerek modern insana dönüştüğünü öne süren "çoklu bölge" hipotezidir.

Modern insanın ve diğer insansı maymunların ilk ortak atası kabul edilen iki ayak üzerinde duran ve gözleri ileri bakan canlının bundan yaklaşık 6.5 milyon yıl önce Afrika'da ortaya çıktığı tahmin edilmektedir. Bu canlının ağaçlardan inip ayakta durmaya başlamasının nedeninin iklim değişikliğine bağlı kuraklık, yiyecek kıtlığı ve göç zorunluluğu olabileceği düşünülmektedir.

Modern insanın soyu tükenmemiş en yakın akrabaları sıradan şempanzeler (Pan troglodytes) ve bonobolardır (cüce şempanze, Pan paniscus). Bu iki şempanze türü ve insanoğlu yaklaşık 6.5 milyon yıldır farklı bir evrim çizgisi izlemelerine rağmen tamamlanmış gen haritalarına göre aralarındaki yakınlık fare ile sıçan arasındaki yakınlıktan on kat daha fazla, akraba olmayan iki insan arasındaki yakınlıktan sadece 10 kat daha azdır. Bu iki şempanze türü ve insanın DNA'sının %98.4'ü tamamen aynıdır.

Homo erectus Bundan yaklaşık 1.8 milyon yıl önce dik duran Homo erectus türü ortaya çıkmıştır. Bir bataklığa yüzüstü düşmüş halde bulunan Turkana boy ismi verilen homo erectus iskeleti, günümüze kadar neredeyse tam olarak ulaştığı için homo erectuslara dair bir çok bilgiye ulaşılmasını sağlamıştır. Bulgular homo erectusun oldukça iri olduğunu, avcılıkla veya leş yeyicilikle geçindiğini göstermektedir.

Homo neanderthalensis Ana madde: Homo neanderthalensis
Homo sapiens ile bundan yaklaşık 250-300 bin yıl önce ortaya çıkan Neandertalin uzunca bir süre dünya üzerinde birlikte bulunduğu ve bu iki türün birbirleriyle karşılaştığına dair arkeolojik kanıtlar mevcuttur. Kimi görüşler de, bu iki türün birbirinin farklı olduğunu fark etmeden birlikte üremiş olabileceğini, dolayısıyla da günümüz insanının kökeninde Neandertaller'in de olduğunu iddia etmektedir. Nitekim Asya'da bulunan bir fosilin Neandertal ve Homo sapiens türlerinin çiftleşmesinden meydana geldiği anlaşılmıştır. Neandertalın kemik-iskelet yapısı günümüz insanından oldukça farklıdır. Neandertal insanının çene kemiğindeki mandibular kemik kanalının tipik yapısı ayırt edici bir temel özelliktir. Neandertalın soyunun nasıl tükendiği kesin olarak bilinmemektedir. Bazı teorilere göre daha zeki ve daha yetenekli olan Homo sapiens tarafından yok edilmişlerdir.

Günümüze ulaşmış bir çok Neandertal fosili bulunmuştur. Bu nedenle hakkında en fazla bilgiye ulaşılmış hominid türüdür. Neandertallerin soyu yaklaşık 30.000 yıl önce tükenmiştir. Ancak küçük bir kısmının çok daha uzun süre yeryüzünde kalmış olabileceği düşünülmektedir. Belki de dünyanın her yerinde binlerce yıldır karşılaşılan koca ayak vb. folklorik öykülerin kökeninde bu hantal ve tüylü hominid vardır.

Neandertaller fosillerinde yapılan çalışmalar parmaklarının kalın ve hantal olduğunu göstermektedir. Bu modern insan kadar ince el işleri yapamadığının kanıtıdır. Neandertaller toplu halde yaşamış sosyal yaratıklardır. Sakat kalanlara bakmış, ölülerini gömmüşlerdir. Çok fazla fosil bulunmasının nedeni ölülerini gömmüş olmalarıdır.

Taksonomi İnsan; maymun, şempanze, goril ve orangutan ile birlikte, Hominioidea üstfamilyasında bulunan çift ayaklı primattır.

Üst âlem: Ökaryot
Alem: Hayvanlar
Altalem: Gerçek dokusu olan hayvanlar
Üst şube: Deutrostomia
Şube: Sırt iplikliler
Alt şube: Omurgalılar
İnfra şube: Gerçekçeneliler
Üst sınıf: Tetrapoda
Sınıf : Memeliler
Alt sınıf : Kabuklu yumurta olmadan doğuranlar
İnfra sınıf: Placentalia
Takım : Primatlar
Alt takım: Haplorrhini
İnfra takım: Simiiformes
Parvo takım: Catarrhini
Üst aile: İnsansı maymunlar
Aile: Büyük insansı maymunlar
Alt aile: Homininae
Oymak: Hominini
Alt oymak: Hominina
Cins: Homo

17:43 - Şubat 17, 2008 - yorum { 3 } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Şubat 17, 2008

Etiketler: evrim nedir,evrim darwin,liberalizm,doğal seleksiyon,biyoloji,mutasyon,darwin

 

 

HAYATIN BAŞLANGICI İLE İLGİLİ GÖRÜŞLER
1. Abiyogenez (Kendiliğinden Oluşum) :
Canlı cansız maddelerden kendiliğinden oluşmuştur fikrini savunur.Bu görüşü Aristo ileri sürmüştür.
* Canlı , cansızdan birden bire oluşur.
* Oluşan canlı , basit veya evrimleşmiş olabilir.
* Canlının , cansızdan oluşması süreklidir.

2. Biyogenez (Moleküler Yaradılış) :
Bir canlının yalnız kendine benzer başka bir canlıdan oluşabileceği görüşüdür.
Biyogenez 1862 de Louis Pasteur ’un yaptığı deneylerle kabul edilmiştir.Günümüzde de geçerlidir.
Pasteur , yaptığı bir dizi kontrollü deneyle canlı , cansızdan oluşur görüşünü yıkmıştır.
Bu iki görüş ilk canlılığın nasıl başladığına yanıt aramaz.

1.Panspermia Hipotezi :
Dünyadaki hayatın uzaydan yeryüzüne gelen spor ve tohumlarla başladığını öne sürer.Hayatın yani canlılığın gezegenlerde nasıl başladığını açıklayamaz.

2. Ototrof Hipotezi :
Bu hipoteze göre ilk oluşan canlılar ototrofturlar.Ototroflar fotosentez , kemosentezle kendi besinini kendi yapanlardır. Yani ilk canlının kompleks yapıda olduğu savunmaktadır. Evrim teorisi , heterotrof hipotezi ile çelişir.

3. Heterotrof Hipotezi :
*İlk organizmaların kendi besinini hazır olarak aldıklarını iddia eder.
*Canlı , cansızdan uzun süren bir evrim sonucu oluşmuştur.
*Oluşan canlı basit yapılıdır.
*Canlı , cansız maddeden bir kez oluşur.Sonraki canlılar bu canlıdan ortaya çıkar.
*Bu hipotez canlı oluşumunu Dünyanın oluşumunu paralel olarak izah eder.
*Heterotrof hipotezi evrim teorisine dayanır.
*Heterotrof hipotezi ile abiyogenez cansızdan , canlı oluşmuştur fikrini savunurlar.

Hipotezin şematik izahı :
İnorganik moleküller
(H2O , NH3 , CH4 , H2 )

[ İlkel atmosferde varolduğu kabul edilen gazlar.]

Sıcaklık ve U.V. ışınlar.

Basit organik moleküller
( Aminoasitler vb. )

Sıcaklık

Kompleks organik moleküller
( Protein , yağ , karbonhidrat )

Koaservat

(Bir sıvı içerisinde bir arada duran protein , enzim ve benzeri maddelerden oluşan kümeler.)

Nükleoprotein yapılar ve ilkel heterotrof canlı oluşur.

İlk canlının oluşumunu formülleştirirsek:

Basit gazlar---------- Aminoasit---------- Protein--------- Koeservat

Miller Fox Oparin

Koeservatların Özellikleri:
1) Dış ortamdan ayıran zarları vardır.
2) Büyüme ve çoğalma yetenekleri vardır.
3) PH değişimlerine karşı dayanıksızdırlar. Ancak dayanıklı olarak evrimleşerek hayatın öncüsü olan organik molekül kümesini oluşturmuştur.
4) Brown ( titreme , sigillenme) hareketi gösterirler.
5) Hücresel zar yapma ve büyük molekülleri sentezlemek için gerekli enerjiyi organik moleküllerin bağlarındaki kimyasal enerjiden sağlar.

Heteretrof hipotezini destekleyen varsayımlar.
1) İlkel atmosfer bugünkünden farklı yapıda idi .
2) İlk canlı oluşmadan önce organik moleküller oluşmuştur.
3) İlk organik moleküller ilkel atmosferdeki gazlardan yapılırlar.
4) İlkel canlı cansız maddelerin uzun süren kimyasal evrimi ile oluşur basit yapılıdır , hazır besinle beslenir , oksijensiz solunum yapar.
5) Fotosentezin evrimi ile ilkel atmosferin yapısı değişmiştir. Atmosfere oksijen girmiştir.
6) oksijenli solunum fotosentezden sonra evrimleşmiştir

Hipotez iki yönden önemlidir.
1.Evrimci bir anlayışa sahiptir.
2.Miller bu konuda başarılı deneyler yapmıştır.Fakat deneyde kullanılan gazların ilk atmosferde varolduğunun ispatlanması söz konusu değildir.Uzun sürede oluştuğu belirtilen maddelerin , Miller deneyinde bir hafta gibi kısa bir zamanda oluşturulması bu hipoteze karşı tenkitlere yol açmıştır.

Evrim Teorisi:
Evrim , canlı ve cansızların uzun bir süreç içinde geçirdiği ve geçirmekte olduğu değişiklikleri açıklar.

İlkeler :
1.Bütün canlılar aynı kökenden evrimleşmiştir.
2.canlılar arasında hem ortak , hem farklı özellikler bulunur.
3.Canlılar arasında devamlı varyasyonlar (değişim,farklılık) meydana gelir.
4.Tür sayısı devamlı artar , sabit değildir.
5.Günümüzde de canlılar arası değişiklikler ve tür oluşumu sürmektedir.

Kimyasal evrim:
CH4 U.V.ışınlar-Şimşek-Yıldırım A.asit Protein
NH2 Yağmur - Isı Yağ asitleri Karbonhidrat
H2 -------- ---------------- Gliserin -------- Yağ --------------- Koaservat
H2O (O2 yok) Monosakkaritler Vitamin
Nucleotidler Nucleik asitler

Biyolojik evrim:
Koaservat ------------------ Heterotrof ---------------------Ototrof
(O2 siz solunum) (Klorofil gelişti)
(Madde ve O2 sentezlendi)
(O2 li solunum başladı)

Lamark’ın Evrim Görüşü:
1-Kullanma – Kullanmama:Vücudun kullanılan organları gelişir.Kullanılmayanlar ise körelir.
2-Kazanılan özelliklerin Kalıtımı:Kullanma veya kullanmama ile kazanılan özellikler yeni nesillere aktarılır.

Eleştirisi:
*-Kullanılan karakterler gelişir
*-Kazanılan karakterler sadece bireye özgüdür
*-Kazanılan karakterler kalıtsal değildir
*-Kazanılan karakterler kalıtsal sınırlar içindedir
*-Kazanılan karakterler modifikasyondur

Modifikasyon:Çevresel faktörlerin etkisi ile genlerin işleyişinin değişmesi ile oluşan ve kalıtsal olmayan değişmelerdir

Darvin’in Evrim Görüşü:
1-Canlılar geometrik dizi olarak artış gösterir
2-Populasyonlardaki birey sayısı belli sınırlar içinde kalır
3-Aynı tür bireyleri arasında kalıtsal çeşitlilik(varyasyonlar) vardır

A)Çevresel varyasyonlar: Modifikasyon
B)Kalıtsal varyasyonlar:

Kalıtsal varyasyonlar üç temel şekilde ortaya çıkar:
*-Üreme hücrelerindeki mutasyon
*-Üreme hücrelerinde görülen krossing-over ve homolog kromozomların dağılımı
*-Döllenmenin şansa bağlılığı
4-Canlılar arasında çevresel koşullar için yaşam kavgası vardır
5-Çevreye uyum (Adaptasyon) sağlayanlar hayatta kalır ve üreyerek yeni nesillerinde kendi özelliklerini taşımalarına neden olurlar. Uyum sağlayamayanlar ise elenerek (Doğal seleksiyon) taşıdıkları türe özgü zayıf kalıtsal özelliklerininde ortadan kalkmasına neden olurlar.
6-Farklı çevrelerde farklı şekillerde adaptasyon yetenekleri kazanan bireyler yeni türlere dönüşürler

Darvin’in evrim teorisinin dayandığı görüşler:
1) Bütün organizmalar geometrik bir oranda artıma eğilimlidir.
2) Bir türün her dölündeki birey sayısı hemen hemen değişmez.
3) O halde yaşamak için bir mücadele olmalıdır.
4) Her türün bireyleri arasında değişiklikler ( kalıtsal olabilir ) vardır.
5) Bazı değişiklikler özel bir çevredeki organizmaların çevreye uyumlarını ve sayıca çoğalma şanslarını arttırır. Yaşayan organizmalar kalıtsal değişikliklerini oğul döllere geçirirler.
6) Zamanla büyük farklar meydana gelerek eski türlerden yeni türler ortaya çıkar.

Evrim olayının özeti :
Mutasyon
----------- Kalıtsal varyasyon --------Doğal seleksiyon-------- Adaptasyon ---------- Evrim


Eşeyli üreme
Adaptasyon:Canlıların üreme , yaşama şanslarını artıran ortama uyum sağlayan özelliklerinin tümüdür.

Not:Adaptasyonlar kazanılmış kalıtsal özelliklerinin çevresel koşulların değişmesi ile ortaya çıkar

Mutasyon:Canlının üreme hücrelerindeki genlerde gerçekleşen ve kalıtsal olan değişmelerdir.

Sonuç:
*-Evrimin ham maddesi kalıtsal varyasyonlardır
*-Evrimin mekanizması doğal seleksiyondur
*-Doğal seleksiyonlar sonunda adaptasyonlar ortaya çıkar

Evrimin gelişim zinciri
1-Üreme hücrelerinde 2-Mayoz 3-Döllenme
mutasyon bölünme
Varyasyonlar
Doğal seleksiyon
Adaptasyon
Evrim

Populasyon Dengesini Bozan Etmenler
Hardy-weinberg prensibi populasyon dengede kaldığı sü4rece geçerlidir.fakat populasyon daki genlerin frekansı uzun süre dengede kalamaz.Genlerin frekansının değişmesine mutasyon , seleksiyon , göçler , izolasyon ve rasgele olmayan evlilikler neden olur.

1- Göçler : Göç komşu iki populasyon arasındaki gen akışı olarak tanımlanabilir.
2- İzolasyon ( Ayrılma – Tecrit) : Büyük populasyon lar çeşitli nedenlerle (dağ , deniz, ve çöl oluşumu ile veya kıtaların kayması ile) küçük populasyon lara bölünebilirler.
3- Mutasyon : Mutasyonlar genetik farklılık meydana getirmelerinden dolayı populasyon larda gen frekanslarının değişmesine yol açan en önemli faktörlerin başında gelir.
4- Doğal seleksiyon (Seçilim) : çeşitlilik gösteren bir populasyon da , belli özellikler yönüyle üstün ve zayıf olan fertler bulunur. Doğal seleksiyon zayıf olanları ortadan kaldırır.
5- Genetik sürüklenme : Doğal şartlarda yaşayan , özellikle küçük populasyon larda nesilden nesile veya yıldan yıla gen ve birey oranlarının yapay bir etki olmadan rasgele değişmesine genetik sürüklenme denir.
6- Eş seçimi : Bireylerin çiftleşmek için birbirlerini rasgele seçmeleri yerine özel niteliklerine göre seçmeleri zamanla farklı özelliklerin çıkmasına neden olur.

Kalıtsal Materyalin Değişmesi
- Tüm canlılarda ortak olan özellikler.
- Canlıyı diğer türlerden ayıran türe özgü özelikler.
- Canlıyı türün diğer bireylerinden ayıran bireysel özellikler olmak üzere üç grupta toplanabilir.

Bu özelliklerin oluşması ve yeni döllere taşınması DNA ların üzerinde bulunan genlerle olur. Normalde DNA lar kendilerini hatasız eşler. Genler ve kalıtsal bilgi değişmez. Ancak bazı durumlarda yanlışlıklar olabilir. Bunlar :

- DNA ya fazladan bir yada birkaç nükleotid çifti eklenebilir.
- DNA dan bazı nükleotid çiftleri kopup ayrılabilir.
- DNA molekülündeki baz çiftleri karşılıklı yer değiştirebilir. Örneğin A-T çifti T-A çiftine dönüşebilir.
- Bir nükleotidin karşısına kendi eşi olmayan başka bir nükleotid bağlanabilir.. Örneğin sitozin nükleotidin karşısına guanin nükleotid bağlanması gerekirken timin yada adenin nükleotid bağlanabilir.
- Kromozomlardan parça kopabilir yada kromozomlara parça eklenebilir.

Canlıların genetik bilgilerindeki kalıcı olan bu tip değişmelere mutasyon (değişim) denir.

Mutasyonlar sonunda canlıda ortaya çıkacak değişmeleri 2 grupta inceleyebiliriz.
1- Canlıların bazı özellikleri yerine yeni özellikler oluşabilir.
2- Mutasyon, canlıların belirli bir çevrede yaşama ve üreme şansını arttıran özellikler kazandırabilir. Bunun tersine canlıların yaşama ve üreme şansını ortadan kaldırabilir.

Not:Bazen bir gen farklı mutasyonlara uğrayarak çok sayıda alel meydana getirebilir. Örneğin kedilerde kıl renginin çeşitli olmasını sağlayan çok sayıda aleller mutasyonla oluşmuştur.

Canlıların çok farklı özelliklere sahip olmasının yani genetik çeşitliliğin nedeni bir canlıda çok sayıda geninin bulunmasıdır. Bir gendeki mutasyon olasılığının düşük olmasına karşın bir canlıda çok sayıda gen bulunduğundan canlıdaki toplam mutasyon olasılığı artar.

17:31 - Şubat 17, 2008 - yorum { 2 } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Şubat 17, 2008

 

 

Amerikalı bilimadamları bir cep telefonu veya mp3 playerı sarj edebilecek elektrik üreten bir kumaş ürettiler. Çalışmayı yürüten kişi bu kumaşın elektriği insanın fiziksel hareketlerinden ürettiğini ifade etmiş. Bu kumaş saç kılından 1000 kez daha ince yarı iletken çinko asit nano tellerini kullanıyor. Her Fiber çiftinden birisi altınla kaplanıyor ve elektrot gibi davranıyor. Bu kumaş dağcılar, askerler vb. kişiler tarafından kullanılabilirmiş. Kaynak

 

..:::Benzer Sayfalar:::..

05:21 - Şubat 17, 2008 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri


{ Sayfa 1 of 191 }
<- Önceki Sayfa : : Sonraki Sayfa ->