Aralık 1, 2007

Dreamweaver -STİL OLUŞTURMA

Kategori: Belirtilmemiş



BÜYÜK EKRAN İZLE

21:17 - Aralık 1, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 1, 2007

10 parmak klavye öğretici

Kategori: Belirtilmemiş

 

Meraba arkadaşlar manyak bir programla karşınızdayım.Program o kadar şahane ki anlatamam.Seviyeye göre testler yapıp sizin klavye hakimiyetinizi sağlıyor.Program tamamen türkçedir ve dersleride türkçe olduğundan dolayı öğrenmenizde hiç bir zorluk olmayacaktır.Resimde de görüldüğü gibi arayüzü göze hitap ediyor.Kullanımı ise çok basit.Ders numarasını seçip play a basıyorsunuz ve istediği kelimeleri yazıyorsunuz.Aşağıdaki gibi...

 

DOWNLOAD

21:10 - Aralık 1, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 1, 2007

 

Lavasoft Ad-Aware 2007 Professional Edition 7.0.16 22.1 Mb


Bilgisayarınıza bulaşan virüs,spy,trojan tarzı casus yazılımları bulup temizlemeye yarayan çok faydalı bir program. ayrıca internette gezerken spy yapışmasını önlemek için geliştirilen yerleşik koruma da programda mevcut.

 

DOWNLOAD

20:56 - Aralık 1, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 1, 2007


Işığı yavaşlatmak ve yakalamak için kullanılan yöntem bilgisayarların kapasitesini bin kat arttıracak.



İngiltere'nin Surrey Üniversitesi ile Salford Üniversitesinde yapılan ve bilim çevrelerinin saygın dergisi Nature'de yayımlanan araştırmaya göre, ışık tayfının yavaşlatılması, optik ağ üzerindeki verilerin iletilmesini hızlandırıyor.Yapay olarak yaratılan metamateryalin "negatif kırılması" özelliğinden elde edilen sonuçlara göre, kırılma göstergesi, ışığın bir maddeyi geçerken yavaşlamasını gösteriyor.Işık tayfının çeşitli frekanslarının aynı anda kullanılmasıyla, bilgisayarların veri depolama kapasitelerinin önemli ölçüde artırılabileceğinin altını çizen bilim adamları, bir tür elektron pusulası kullanarak, bir faktörün kapasitesinin ikiye çıkarılabileceğini kaydetti.
kaynak: hürriyet

20:49 - Aralık 1, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 1, 2007


 

İnternet kullanımının yaygınlaşmasıyla artan ve bilgisayarlarımızı tehdit eden 10 saldırı.
Bilgisayar ve internet kullanımının yaygınlaşmasıyla beraber bilgisayarlarımıza zarar vermeye çalışan kötü niyetli saldırılar da artıyor. İşte 2008'de bilgisayar kullanıcılarını tehdit edebilecek 10 saldırı.

1. Web 2.0 Saldırıları
2. The Storm Saldırıları
3. IM (Anında mesajlaşma) Saldırıları
4. Online Oyun Saldırıları
5. Windows Vista Saldırıları
6. AdWare Saldırıları
7. Phishing Saldırıları
8. Parasitic Saldırıları
9. Sanallaştırma tabanlı Saldırılar
10. VoIP Saldırıları
kaynak: hürriyet

20:47 - Aralık 1, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Kasım 30, 2007

Teknoloji Nedir?

Kategori: Belirtilmemiş

Teknoloji

Teknoloji (technoslogos) , techne; yapmak ve logos; bilmek anlamına gelmektedir. İnsanoğlunun gereklerine uygun yardımcı alet ve edevatın yapılması ya da üretilmesi için gerekli bilgi ve yetenektir. Bir insan etkinliği olarak teknoloji, insanlığın tarihinde bilim ve mühendislikten önce ortaya çıkmıştır.

Teknoloji Nedir?


Sözlük anlamı 'bilginin, sanayideki işlemlerde sistematik olarak uygulamaya alınması' demek olan teknoloji, geniş anlamda, araştırma, geliştirme, üretim, pazarlama, satış ve satış sonrası hizmeti kapsayan bir sanayi sürecinin, etkin ve verimli bir biçimde gerçekleştirilmesi için kullanılabilecek bilgi ve becerilerin tümüdür. Teknolojik yenilik de, 'üretim süreçlerinde yenilik, yeni ürünler ve yeni kurumsal örgütlenme biçimleri' olarak tanımlanmaktadır.


Gelişmiş ülkelerde, ürün rekabeti, bilimsel ve teknolojik yetkinlik rekabetine dönüşmüştür. Klasik anlamda rekabet gücünü belirleyen faktörler arasında doğal hammadde kaynaklarının bolluğu, ucuz işçilik gibi temel üretim faktörleri yer alırken, günümüzde ileri ve özellikli üretim faktörleri belirleyici duruma gelmiştir. İleri üretim faktörleri, nitelikli iş gücünü, Ar-Ge altyapısını, modern bir haberleşme ağını ve bilişim (enformasyon) teknolojilerinin etkin kullanımını içerirken, özellikli üretim faktörleri, belirli alanlarda yoğunlaşmış bilgi ve beceriye sahip iş gücü ile bilgi ve deneyim birikimini içermektedir.


Diğer yandan, başta elektronik, enerji, bilişim, uzay, biyomühendislik, organik kimya endüstrileri gibi 'bilim ve teknoloji temelli' sektörler ile bunların bir bileşkesi olan savunma sanayii, en yüksek oranda katma değer yaratan, dolayısı ile toplumsal refaha katkıları en yüksek olan sanayi dalları olarak ortaya çıkmaktadırlar.

Teknolojinin Önemi
Sanayileşmenin en belirgin ögesi teknoloji üretebilmektir. Teknoloji üretebildiğiniz, bilgiyi ürün tasarlamada kullanabildiğiniz takdirde ticarette rekabet üstünlüğünü, savunma sistemlerinde de caydırıcılığı sağlayabilirsiniz. Kimse kendisine üstünlük sağlayan bir şeyi başkasına vermeyeceğine göre salt teknoloji transferi yaparak sanayileşmemiz ve kalkınmamız, savunma sistemlerinde de caydırıcılığı sağlamamız olası değildir. Bu nedenle amaç kendi teknolojimizi kendimizin üretmesi olmalıdır. Kendi teknolojisini üreten bir sanayileşme ile ulusal ekonomiye, ülkenin mühendislik gücüne ve ulusal teknolojiye en yüksek katkıyı sağlayabilir, beyin göçünü önleyebilirsiniz.


Teknolojiyi kısaca bilimsel bilgiden yararlanarak yeni bir ürün geliştirmek, üretmek ve hizmet desteği sağlamak için gerekli bilgi, beceri ve yöntemler bütünü olarak tanımlayabiliriz. Bu duruma göre özgün üretim için gerekli safhaları da dörde ayırabiliriz.


ØBilimsel bilgiye ulaşmak veya geliştirmek
ØBilgiden faydalanarak bir ürün tasarlamak (tasarım yeteneği veya teknolojisi)
ØTasarlanan bir ürünün üretim tekniklerini belirlemek (üretim teknolojisi)
ØÜretim


Bir ürün geliştirmek için gerekli malzeme ve ekipmanı çeşitli kaynaklardan bulabilirsiniz. Bu nedenle önemli olan tasarım yeteneğine sahip olmaktır. Tasarım yeteneğine sahipseniz her şeyi yapabilirsiniz. Bağımsızlık da bundan sonra gelir.


Teknoloji ülkelerin gelişmişlik düzeyini belirlemekte ve uluslararası yarışta, sahibine büyük bir ticari üstünlük sağlamaktadır. Dünya ulusları teknoloji üretebilenler ve üretemeyenler olarak ikiye ayrılmakta, teknoloji üretemeyen uluslar az gelişmiş uluslar olarak sınıflandırılmaktadır.
Gelişmiş ülkelerde, ürün rekabeti, bilimsel ve teknolojik yetkinlik rekabetine dönüşmüştür. Klasik anlamda rekabet gücünü belirleyen faktörler arasında doğal hammadde kaynaklarının bolluğu, ucuz işçilik gibi temel üretim faktörleri yer alırken, günümüzde ileri ve özellikli üretim faktörleri belirleyici duruma gelmiştir. İleri üretim faktörleri, nitelikli iş gücünü, Ar-Ge altyapısını, modern bir haberleşme ağını ve bilişim (enformasyon) teknolojilerinin etkin kullanımını içerirken, özellikli üretim faktörleri, belirli alanlarda yoğunlaşmış bilgi ve beceriye sahip iş gücü ile bilgi ve deneyim birikimini içermektedir.


Diğer yandan, başta elektronik, enerji, bilişim, uzay, biyomühendislik, organik kimya endüstrileri gibi 'bilim ve teknoloji temelli' sektörler ile bunların bir bileşkesi olan savunma sanayii, en yüksek oranda katma değer yaratan, dolayısı ile toplumsal refaha katkıları en yüksek olan sanayi dalları olarak ortaya çıkmaktadırlar.

21:17 - Kasım 30, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Kasım 30, 2007

Bilim ve Teknoloji Haftası (TTK. nun 66 sayılı, 30.4.1998 tarihli kararıyla eklenen hafta)

TDK sözlüğünde bilim şöyle tanımlanıyor:
Bilim “Evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi.”

“Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.”
“Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci.”

Bilim ile uğraşan bir kişinin bu tanımları yeterli bulmayacağını söylemeye gerek yoktur. Bu nedenle, bilimin eksiksiz bir tanımını yapmaya kalkışmak yerine, onu açıklamaya çalışmak daha doğru olacaktır.
İnsan doğaya egemen olmak ister!
Derler ki insanoğlu var oluşundan beri doğayı bilmek, doğaya egemen olmak istemiştir. Bu nedenle, insan var oluşundan beri doğayla savaşmaktadır. Son zamanlarda, bu görüşün tersi ortaya atılmıştır: İnsan doğayla barış içinde yaşama çabası içindedir. Bence bu iki görüş birbirlerine denktir. Bazı politikacıların dediği gibi, sürekli barış için, sürekli savaşa hazır olmak gerekir.
Gök gürlemesi, şimşek çakması, ayın ya da güneşin tutulması, hastalıklar, afetler, vb. doğa olayları bazen onun merakını çekmiş, bazen onu korkutmuştur.

Öte yandan, bu olgu, insanı, doğadan korkusunu yenmeye ve merakını gidermeye zorlamıştır. Korkuyu yenebilmenin ya da merakı gidermenin tek yolunun, onu yaratan doğa olayını bilmek ve ona egemen olmak olduğunu, insan, önünde sonunda anlamıştır. Peki, insanoğlunun doğayla giriştiği amansız savaşın tek nedeni bu mudur? Başka bir deyişle, bilimi yaratan güdü, insanoğlunun gereksinimleri midir?

Elbette korku ve merakın yanında başka nedenler de vardır. İnsanın (toplumun) egemen olma isteği, beğenilme isteği, daha rahat yaşama isteği, üstün olma isteği vb. nedenler bilgi üretimini sağlayan başka etmenler arasında sayılabilir. İnsanın korkusu, merakı ve istekleri hiç bitmeden sürüp gidecektir. Öyleyse, insanın doğayla savaşı (barışma çabası) ve dolayısıyla bilgi üretimi de durmaksızın sürecektir.
Bilim neyle uğraşır?

Bilimin asıl uğraşı alanı doğa olaylarıdır. Burada doğa olaylarını en genel kapsamıyla algılıyoruz. Yalnızca fiziksel olguları değil, sosyolojik, psikolojik, ekonomik, kültürel vb. bilgi alanlarının hepsi doğa olaylarıdır. Özetle, insanla ve çevresiyle ilgili olan her olgu bir doğa olayıdır. İnsanoğlu, bu olguları bilmek ve kendi yararına yönlendirmek için var oluşundan beri tükenmez bir tutkuyla ve sabırla uğraşmaktadır.

Başka canlıların yapamadığını varsaydığımız bu işi, insanoğlu aklıyla yapmaktadır.

Bilimin gücü
Bilim, yüzyıllar süren bilimsel bilgi üretme sürecinde kendi niteliğini, geleneklerini ve standartlarını koymuştur. Bu süreçte, çağdaş bilimin dört önemli niteliği oluşmuştur:
Çeşitlilik, süreklilik, yenilik ve ayıklanma.

Çeşitlilik
Bilimsel çalışma hiç kimsenin tekelinde değildir, hiç kimsenin iznine bağlı değildir. Bilim herkese açıktır. İsteyen her kişi ya da kurum bilimsel çalışma yapabilir. Dil, din, ırk, ülke tanımaz. Böyle olduğu için, ilgilendiği konular çeşitlidir; bu konulara sınır konulamaz. Hatta bu konular sayılamaz, sınıflandırılamaz.

Süreklilik
Bilimsel bilgi üretme süreci hiçbir zaman durmaz. Krallar, imparatorlar ve hatta dinler yasaklamış olsalar bile, bilgi üretimi hiç durmamıştır; bundan sonra da durmayacaktır.

Bir evrim süreci içinde her gün yeni bilimsel bilgiler, yeni bilim alanları ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, bilime, herhangi bir anda tekniğin verdiği en iyi imkânlarla gözlenebilen, denenebilen ya da var olan bilgilere dayalı olarak usavurma kurallarıyla geçerliği kanıtlanan yeni bilgiler eklenir.

Ayıklanma
Bilimsel bilginin geçerliği ve kesinliği her an, isteyen herkes tarafından denetlenebilir. Bu denetim sürecinde, yanlış olduğu anlaşılan bilgiler kendiliğinden ayıklanır; yerine yenisi konulur.

Bu noktada şu soru akla gelecektir. Sürekli yenilenme ve ayıklanma süreci içinde olan bilimsel bilginin doğruluğu, evrenselliği savunulabilir mi? Bu sorunun yanıtını verebilmek için, bilimsel bilginin nasıl üretildiğine bakmamız gerekecektir. Sanıldığının aksine, bilimsel bilgi üretme yolları çok sayıda değildir; yalnızca iki yöntem vardır. Bu yöntemler başka bir yazının konusu olacaktır.

21:10 - Kasım 30, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Kasım 30, 2007

Soya Yağı :
İzoflavonlar, bitkisel östrojenler olarak da bilinir. Antioksidan özellikleri yanında cilt yenilenmesini kolaylaştırdıkları ve deri yaşlanmasını geciktirdikleri belirtilmektedir. Özellikle soya izoflavonlarının biyolojik yararının daha yüksek olduğunu, daha kolay emildiğini ve antioksidan yarar gösterdiğini düşündüren bulgulardan bahsedilmektedir.
Soya yağı cildin incelmesini ve kurumasını yavaşlatarak, yaşlanmayı geciktiriyor.
Soya fasulyesinin yağı, yüksekoranda içerdiği lesitin ve A vitamini göz önünde bulundurularak ciltbakımında kullanılan öteki yağlara eklenebilecek endeğerli yağlardandır. Cildin beslenmesinde önemli görevlerüstlenebilir.

Isırgan Tohumu Yağı :
GENÇLİK YAĞI (Jugendöl) olarak adlandırılan ısırganotu tohumu yağı genel olarak dokusal dayanıklılığın korunması (yaşlanmanın geciktirilmesi), yeniden oluşumun (rejenerasyonun) güçlendirilmesi gibi doğrudan bağışıklık sistemini ve direnci destekleyen maddelerdir.

Ceviz Yağı :
Cilt besleyici amaçlı kullanıldığı kayıtlıdır. Yıpranmış ciltlerde onarıcı etkisi yüksektir.
Ağır ve yağlama nispeti yüksek bir yağdır. Kuru, yıpranmış ve yaşlı ciltlerde besleyici özellik taşır.
Göz çevresinde kırışıklıklara karşı ve dudaklarda da çatlamalara karşı kullanılabilir.

Gül Yağı :
Gül yağı cildi nemlendirir, muhteşem kokar ve kılcal damarların oluşmaması için yardımcı olur.Makyajı temizler, kırışıkları açar, dinlendirir, rahatlatır.

Susam Yağı:
Susam yağı Hafif etkili, cildi besleyici ve güneş ışınlarından koruyucu özellikler taşır. Cildederinlemesine işler, temizleyici ve zararlı maddelerdenarındırıcı olarak kullanılabilir.

Günebakan Çekirdeği Yağı :
İçeriğinde yağda eriyen A, D, E, K vitaminleri mevcuttur. Bilhassa tokoferol denilen E vitamini bileşiği, hücre yenileme ve antioksidan özellikleri yönüyle çok önemlidir.

Kayısı Çekirdeği Yağı :
Tohumlarından soğuk presleme yöntemiyle kozmetik ve gıda amaçlı çok değerli sabit yağ elde edilir. Hassas ciltlere uygun, çabuk emilebilen ince bir yağ olup, göz çevresi, dudaklar, meme çevresi gibi cilt bölgelerinde kullanılır.
Aromaterapide baz yağ olarak E vitamini bakımından zengin olması nedeniyle tercih edilmektedir.

Üzüm Çekirdeği Yağı :
Doymamış yağ asitlerinden Linoleik asit (Omega-6) bakımından zengin içeriği, hücre membranlarını rejenere eder ve cildi korur. İçinde yüksek miktarda E Vitamini barındıran ve bu nedenle antioksidan özelliğe sahip bulunan üzüm çekirdeği yağının, kozmetolojide cildin yaşlanmasını yavaşlatıcı onarıcı ve yatıştırıcı etkilerinden yararlanılır. Fransa’da plastik cerrahi alanında estetik operasyon sonrası rehabilitasyon sürecinde, üzüm çekirdeği yağının kullanıldığı bilinmektedir.

Saf Zeytinyağı :
Kaliteli sızma zeytinyağı klasik bir kozmetik katkısıdır. Cilde derinlemesine işler, normalleştirir ve kendini yenileyebilmesine yardımcı olur.

Buğday Yağı :
Cilt lekeleri ve Güneş lekelerini giderici,hücre yenileyici kırışıklıklar için kullanılır. E vitamini açısından çok zengindir.

Biberiye Uçucu Yağı :
Sinirleri kuvvetlendirici ve cildi sıkılaştırıcı özelliği sayesinde kırışıklık ve selülit tedavisinde iyileştirici özelliği bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Portakal Uçucu Yağı:
Portakal uçucu yağının,sakinleştirici, dengeleyici, lenf akımını düzenleyici, kan dolaşımını artırıcı, hücre yenileyici, doku sıklaştırıcı özelliği vardır.. Portakal yağı psikolojik gerilim ve strese karşı korunma sağlar. İyi bir cilt yağıdır.


Kullanım Şekli :

Akşamları yüz ılık suyla yıkanıp gözeneklerin açılması sağlandıktan sonra,kırışıklık olan bölgeye ve etrafına genişçe yada tüm yüz bölgesine parmak ucuyla hafifçe masaj halinde sürülecek.
(Gece yatmadan önce uygulayıp, sabah yıkama suretiyle de kullanılabilir.)



Bitki Özlü Kırışıklık Önleyici ve Giderici Yağ


Artık doğal ürünler devrini yaşıyoruz.. Kişisel bakım ürünlerinde de böyle bir eğilim güçlendi.. Bitkisel ürünlerin güzellikteki etkisini merak eden, araştıran, okuyan ve bunu uygulayan bir kuşak söz konusu. Zaten insanoğlu da onlarca yapay ürünün içinde bunaldı. Dönüp dolaşıp doğal olana gidiyor. Son yıllarda, bitkilerin güzellikte de mucizeler yarattığı anlaşıldı. “Doğanın güzellik salonu”na girenler memnun çıkıyor. Eski çağlarda da insanlar zaten güzellik için doğaya gidiyordu. Klorepatra’nın güzellik sırlarına bir bakın isterseniz . .
Cildin taze ve diri olmasını herkes istiyor ama bunun için kullandığımız ürünler ne kadar doğru? Bozulan, kırışan ve yıpranan ciltler için bitkisel yağların etkisinden söz etmek istiyorum bu yazıda. Bu tip sorunlara çare bulmak için doğada hayli reçete bulunuyor. Bitkisel yağlardan güzellik damladığını biliyor muydunuz? Eski Yunanlılar, Mısırlılar ve Çinliler’in doğal yağların bu özeliğinden yararlandıkları biliniyor.

Kırışıklık, her yaşın sorunu


Bu arada, kırışıklık problemi olan ve sorunlu ciltlere uygun ürün bulmak pek kolay değil. Çünkü bir kremi kullanıyorsunuz, arkasından başka bir probleme neden olabiliyor.. Bu sorunlardan dolayı son yıllarda doğal kozmetiğe yönelim fazla.. Tabiatın içinde güzellik ve estetik sorunları için yok yok. Artık saf ve doğal olan ürünlerle insanlar güzellik alternatiflerini çoğaltıyorlar.
Erken yaşta alınan önlemlerle bu sorunların üstesinden gelinebilir. O yüzden doğal çözümleri keşfeden gençler, cilt bozulmadan önlem alabilir. Yalnız şu var: kırışıklar her yaşta oluşuyor. Onlarla mücadele eden orta yaş kadını, cilt bakım uygulamalarındaki bazı yanlışlıkları geç farketti. Bu nedenle, zamanından önce yüzü kırışan sürü kadın var. “Kadının yaşı yok” derler bilirsiniz Ama bazen 25 yaşındaki biri 35 gösteriyor. Bunlar hem bakımsızlıktan hem de yanlış kullanılan ürünlerle de ilgili. Şimdilerde, gençlik formüllerinin adresi doğal yağlar. Şunu da unutmayın. Güzelliğin anahtarını içinde saklayan tabiata her yaştan insan başvuruyor. “Kadının yaşı yoktur” derler. Genç bir görünüm elde etme adına doğanın sırlarını keşfetmek için hangi yaşta olduğunuz önemli değil.

Güzelliğin formülü


Saf bitkisel yağlardan üretilen ve cildin hücre etkinliğini de harekete geçiren, “Softline Bitki özlü kırışıklık önleyici ve giderici yağ” formülü’nün etkisı çok yönlü.. Kırışıklıkların hem oluşmamasında hem de giderilmesinde rol oynuyor bu ürün. Cildin yaşlanmasına engel olduğu gibi, bazı kronik sorunları da ortadan kaldırıyor. İçinde yer alan bitkisel karışımları açısından ise hayli zengin. Örneğin uçucu yağların ciltteki olumlu etkisinden dolayı biberiye uçucu yağı ve portakal uçucu yağı bulunuyor. Soya, gül, kayısı çekirdiği, susam, günebakan çekirdeği, buğday ve cevizden elde edilmiş yağlar da var içinde. Bu yağların hepsi, cildin ihtiyacı olan etkin maddelerin harekete geçirilmesinde ayrı ayrı rollere sahipler . Bu günlerde gençleştirmedeki etkisinden hayli söz edilen, “üzüm çekirdeği yağı” da var sözünü ettiğim karışımda.. Saf zeytinyağı ise zaten güzellikte olmazsa olmaz bir madde olduğu için, içeriğinde mevcut. Ayrıca, bu maddelerin yanı sıra, ısırganotu tohumu yağı, kırışıklıklara karşı etkili olduğu için yer alıyor.. “Gençlik yağı” (Jugendöl) olarak da adlandırılan bu yağ, genel olarak dokusal dayanıklılığın korunmasına, yeniden oluşumun (rejenerasyonun) güçlendirilmesine karşı da çok etkili. Doğrudan, bağışıklık sistemini ve direnci destekliyor.
Naturel yağlardaki vitaminleri de unutmamak lazım. Bildiğiniz gibi A ve E vitaminleri cildin olmazsa olmazlarından..Soya yağı A, buğday ise E vitaminlerince zengin. Üzüm çekirdeği yağı, hem E vitamini içeriyor, hem de çok güçlü bir antioksidan olduğu biliniyor..

20:45 - Kasım 30, 2007 - yorum { 1 } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Kasım 30, 2007

Teknolojinin Yararları ve Zararları

Kategori: Belirtilmemiş

Teknoloji……! Gün geçmiyor ki bizden,insandan ve hayat dan geri kalmasın her gün kendini yenileyen ve kabına sığmayan teknoloji,aslında ihtiyaç mı yoksa basit bir gereksinim mi?yoksa medeniyetlerin kendi arasındaki beyin ve gelişim çatışması mı?Henüz ne açıklanabiliyor , nede karar veriliyor….

Milyon dolarların,servetlerin ve milyonlarca insanın iş gücü harcadığı maddiyat ve kitlesel güçle dönen bir sektör.Her konu da, her alanda tüm ürünlerde günlük değişim ve icatlarla her gün değişen teknoloji, ürün mü sadece;ürünü üreten fabrika bile .......

Teknoloji ile kendini yeniledi.Sadece on dakika da bir(1) araba üreten ve günde beşyüz (500) araba üreten fabrikalar ve her gün değişik versiyonları çıkan beyaz eşyalar bilgisayarlar,cep telefonları ve niceleri elbet de ki hepsi birer teknoloji ürünüydü…Teknoloji’nin nimetleriydi…..

Bir ürünün her gün değişik versiyonları değişik modelleri çıkmaya başlayınca artık üründe bile değişiklik az gelmeye başlamıştır. Aynı markada her gün bir model çıkmaya başladı.Her gün değişen ve gelişen teknolojinin yararları ve zararları da vardı.Bunlar da çok tartışıldı ve hiç son bulmayacak tartışmalar devam ediyor… devem edecek gibi de görünüyordu!. Binlerce tez ve antitez ortaya çıktı ama tam anlamıyla doğruyu bulamadık….
İhtiyaç mıydı teknoloji, insanın ekmek,su,hava ihtiyaçlarının yanına teknoloji eklendi.Belki bazı insanlar için ekmek ve sudan daha önemliydi.Yararları da vardı,bir cep telefonunun bir bilgisayarın,televizyonun ve internet in gelişen teknoloji içerisinde çok büyük yer kaplıyordu.İnternetin yararları uzakları yakın eden teknoloji ve istediğin her türlü bilgiyi internet üzerinden alabiliyorduk;ya cep telefonunun koskoca telefonu 5-10 cm ve sadece gramlarla üretilen ve yararları inkar edilemeyen büyük bir icat…
----Teknolojinin;
Zararları da vardı.insan hem memnun hem pişmandı.Bizi sadece 5-6 saniyede dünyaya bağlayan internet ve onun harikası olan e-posta(mail) ile mektup yazmayı unutmuştuk.Televizyonlardan bilim adamları sanki bir birileri ile yarışır gibi internet den çocuklarınızı uzak tutunuz küçük yaşta alıştırmayın diye uyarılarda bulunuyordu;neden peki zarar veriyordu da bize niye ürettiniz interneti denilmeye başlandı ama hep yaşanan standart hayat oyunları azınlık hiçbir zaman söz sahibi olamamıştı. Postacılar mektupları dağıtarak para kazanıyordu.okullarda “Bak postacı geliyor bize selam veriyor” şarkısı artık çocuklara öğretilemiyordu.ama artık ne postacı para kazanıyordu nede çocuklar şarkı öğrenebiliyordu.
İnsan oğlu hem kırılgan hem de düşünceli bir ifadeyle teknolojiye kabullenmeye çalışıyordu.. Peki biz teknolojinin neresindeyiz….

Dedem anlatırdı;Elbistan a ilk traktör geldiğin de bazı köyler bu gavur icadı bu şeytan işi biz bunu kullanmayız diye; ama şimdi tarlalar o gavur icadı ile verim kazanıyordu.
Biz gavur icadı dedik gavur bizi geçti arık…….! Teknoloji bu olsa gerek :))

Saygılar ve selamlar!
NOT:Benim bu yazım bile teknolojiye yenik düşmüştü aslında…

TEKNOLOJİNİN ZARARLARI

Teknoloji insanların hayatlarını yoluna koymak için tasarlanmıştır. Her yıl çok daha fazla araba yollara çıkmakta. bu yeni araçlar önceki modellerden daha çevreyle barışık olmasına rağmen, artan araç sayısını inkar edemez.. Teknolojinin çevresel etkileri sadece son zamanlarda idrak edildi.

• Ozon incelmesi ve delinmesi – otomobiller ve aerosol kutuların fazlalığına bağlı olarak
• Yağmur ormanlarının katledilmesi – toprakların genişletilmesi, kağıt ürünleri için kesim gibi…, hayvan endüstrisi için milyonlarca hayvanın üretilebileceği çayırlar yaratmak için.


Gerek termik santrallerden, gerekse fabrika bacalarından, araba egzozlarından çıkan zehirli gazlar, gün geçtikçe atmosferdeki havayı daha da kirletiyorlar. Sadece havayı kirletmekle kalmıyor, çok yoğunlaştığı zaman, asit yağmuru şeklinde toprağı da etkiliyorlar. Hava kirliliğine yol açan gazların insan sağlığını nasıl etkilediği yıllardır araştırılan bir konu. Hava kirliliğinde en çok açığa çıkan gazlardan biri olan sülfürdioksit, solunum yolu problemlerine yol açıyor; üstelik akciğer dokusunu da zedeliyor. Monoksit, sinir sisteminin çalışmasını etkiliyor. Kurşun ise çocuklarda beyin zararlarına yol açıyor. Yine bol miktarda bulunan nitrojendioksit, nefes almayı güçleştirirken astıma da neden oluyor.

Bugün çoğu insanın karşı karşıya kaldığı elektromanyetik alanların zararları sigara içmek, nükleer radyasyon, yoğun hava kirliliği,kronik yetersiz beslenme ve benzerlerinden olasılıkla daha az zararlıdır. Ancak maruz kaldığımız alanların günden güne artıyor olması ve etkilerinin ancak uzun vadede ortaya çıkabilecek olması bu durumu değiştirebilir.

Yüksek gerilim hatları yakınındaki evlerde yaşayan çocuklarda çocukluk çağı kanserlerindeki artışın epidemiyolojik olarak gösterilmesi ile tüm bu konudaki araştırmalar US National Academy of Sciences (Amerikan Bilimler Akademisi) tarafından tekrar incelenmiş ve 1996 yılında yüksek gerilim hatları yakınında yaşayan çocuklarda lösemi görülme riskinin diğerlerine göre 1.5 katı fazla olduğu Amerikan Bilimler Akademisi tarafından kabul edilmiştir.

Yapılan epidemiyolojik çalışmalar yüksek gerilim hatları ve elektrikli aletlerin (0-300 Hz) kanser riskini artırdığını göstermektedir. 0-300 Hz frekanslı alanlardan iletkenlik özellikleri nedeniyle en çok etkilenen dokular beyin sıvısı ve kan, ikincil derecede etkilenen dokular ise göz, göz sıvısı, troid, kas, gastrointestinal sistem, prostat ve testis dokularıdır.

Nükleer santrallerde atom çekirdekleri parçalanarak enerji sağlanır.Atomun çıkardığ ısı enerjisi yüksektir,ama çıkardığı radyasyon ancak özel binalarda veya kurşun mezarlarda saklanır ve uzun yıllar radyasyon yayar.Ayrıca santraldeki ufak bir sızıntı milyonlarca canlının radyasyona maruz kalmasına sebep olacaktır.Örneğin;1986 yılında Rusya'da Çernobil Nükleet Santrali'ndeki sızıntıdan 3milyon insan radyasyona maruz kalmış,radyasyon,Karadeniz kıyılarına kadar ulaşmıştır.

20:33 - Kasım 30, 2007 - yorum { 2 } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Kasım 30, 2007

Bilim Nedir?

Kategori: Belirtilmemiş

Araştırma bulgularına dayanarak, neden -sonuç niteliğinde ilişkiler bulmaya çalışan, olay ve olguları yöntemlere dayalı olarak çözümleyip genellemelere ulaşmaya çalışan sistematik bilgiler bütünüdür.

Bilimselliğin Ölçütleri Neler Olabilir ?

*Her bilim dalının kendine özgü bir konusu olmalıdır.

*Bilimsel çalışmalar, bilimsel yöntemle yapılmalıdır.

*Bilimsel sonuçlar güvenilir olmalıdır.

*Bilimsel sonuçlar bir kişi ya da grubun tekelinde olmamalıdır.

*Bilim nesnel (objektif) olmalıdır.

*Bilim eleştiriye açık olmalıdır.

*Bilim genelleyici olmalıdır.

*Bilim akla ve mantığa dayanmalıdır.

*Bilimin amacı, bilimsel yasa ve kurallara ulaşmak olmalıdır.

Bilimleri Nasıl Sınıflandırabiliriz?

*Konu ve kullandıkları yöntemlerine göre;

Formel Bilimler: Duyularımızla kavrayamadığımız, zihinsel olarak düşüncede var olduğunu kabul ettiğimiz ilke ve sembolleri konu edinen; genelleme ve tümdengelim yöntemlerini kullanan; Matematik, Mantık…

Doğa Bilimleri: Doğayı , doğada yer alan varlıkları ve olayları inceleyen ve tümevarım yöntemini kullanan ve doğa yasalarını bulmaya çalışan; Fizik, Kimya, Biyoloji, Astronomi, Jeoloji …

İnsan Bilimleri: İnsanı; insanın tarihsel, kültürel, toplumsal dünyasını konu edinen hem tümevarımı hem tümdengelimi kullanan; Tarih, Antropoloji, Psikoloji, Sosyoloji, Siyaset Bilim, Dil Bilim …

*Konu, yöntem ve ulaştiklari sonuçlarina göre;

Rasyonel Bilimler: Akla mantiga dayali ideal varligi konu alan bilimler: Matematik, Mantik …

Normatif Bilimler: Sonuçlarında yönlendirici kurallara ulaşan bilimler: Hukuk, Mantık, Siyaset Bilim…

Pozitif Bilimler: Konularını deney yöntemi ile araştıran bilimler: Fizik, Kimya, Biyoloji, Psikoloji, Sosyoloji

20:14 - Kasım 30, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri


{ Sayfa 1 of 191 }
<- Önceki Sayfa : : Sonraki Sayfa ->