Fotograf ve Video Görsel Eğitim DVD Türkçe

http://rapidshare.com/files/71008717/Fotograf_ve_Video_Egitimi.part01.rar
http://rapidshare.com/files/71031770/Fotograf_ve_Video_Egitimi.part02.rar
http://rapidshare.com/files/71050565/Fotograf_ve_Video_Egitimi.part03.rar
http://rapidshare.com/files/71425568/Fotograf_ve_Video_Egitimi.part04.rar
http://rapidshare.com/files/71439359/Fotograf_ve_Video_Egitimi.part05.rar
http://rapidshare.com/files/71444141/Fotograf_ve_Video_Egitimi.part06.rar
http://rapidshare.com/files/71449421/Fotograf_ve_Video_Egitimi.part07.rar
http://rapidshare.com/files/71466110/Fotograf_ve_Video_Egitimi.part08.rar
http://rapidshare.com/files/71497293/Fotograf_ve_Video_Egitimi.part09.rar
http://rapidshare.com/files/71511388/Fotograf_ve_Video_Egitimi.part10.rar
http://rapidshare.com/files/71522885/Fotograf_ve_Video_Egitimi.part11.rar
http://rapidshare.com/files/71540087/Fotograf_ve_Video_Egitimi.part12.rar
http://rapidshare.com/files/71592823/Fotograf_ve_Video_Egitimi.part13.rar

12:39 - Aralık 7, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz
Clive Barker's Jericho
![]() |
Clive Barker'ın ismini ilk olarak 1987 yılında çektiği Hellraiser filmi ile duymuştum. Tabi filmi çıkış tarihinden bayağı bir süre sonra izlemiştim (yaklaşık 5 sene sonra). Film beni oldukça etkilemişti hatta korku filmlerini sevmeyen ben, bu filmden sonra korku filmi hastasına dönüşmüştüm. O zamandan beri korku filmlerini oldukça severim (bu arada şöyle kaliteli korku filmleri yapılmıyor artık günümüzde). Clive Barker'ı tanımayanlar için biraz kendisinden bahsedeyim. Ülkemizde pek bilinmese de Cliver Barker dünyanın en tanınmış korku fantezi yazarlarından birisi olarak anılıyor. Yazdığı kitaplar oldukça ilgi çekiyor ve yok satıyor. |
Eğer siz de fantezi korku romanlarından hoşlanıyorsanız Clive Barker'ın kitaplarına bakmanızda fayda var. Clive Barker, romanlarını anlatış tarzıyla diğer korku yazarlarından ayrılıyor, romanlarında geçen olayları en ince ayrıntısına kadar anlatması sizi tamamen hikayenin içine sokuyor. Clive Barker'ın oyun dünyasına girişi ise 2001 yılında oldu. Electronic Arts etiketiyle piyasaya sürülen Undying, korku oyunlarının çıtasını bir hayli yükseltti. Undying kimilerine göre şu ana kadar piyasaya sürülen en korkutucu oyundur ve tam bir klasiktir. Eğer Undying'i oynamadıysanız bir yerden bulup mutlaka oynayın. Her ne kadar oyun oldukça başarılı (birçok siteden ve dergiden oldukça yüksek puanlar almıştı) olsa da pek satılmadı (hala umutsuzca oyunun devamını bekler dururum). Ancak Clive Barker pes etmedi ve 2005 yılında Demonik adlı korku oyununu hazırladığını duyurdu. Ancak oyunun dağıtımcı firması Majesco�nun mali sıkıntılar içinde olması nedeniyle oyun 2006 yılında iptal edildi. Demonik'ten sonra Clive Barker, 2006 yılında Jericho projesi ile karşımıza çıktı. Yaklaşık bir buçuk sene süren geliştirilme aşamasından sonra Jericho nihayet raflardaki yerini aldı. Oyunun yapımını ise 2004 yapımı Scrapland oyunu ile tanıdığımız Mercury Steam üstlendi. Oyun dünyasında Undying'den bu yana göremediğimiz Clive Barker tekrar karşımızda, peki Jericho usta yazarımızın bir önceki oyunu Undying'in yanına yaklaşabilmiş mi, gelin hep birlikte bakalım.
Undying'den Sonra Clive Barker Tekrar Karşımızda
Clive Barker's Jericho'yu bilgisayarıma kurarken aklımda hep Undying vardı. O oyunu oynadığım zamanlar aklıma geliyordu ve ne kadar korkarak oynadığımı hatırlıyordum. Hatta oyunu korkudan gündüzleri oynardım, o halimle bile oyun beni korkutmayı başarırdı. Jericho nihayet bilgisayarıma kuruldu ve hemen oyuna girip oynamaya başladım, izlenimlerimi size anlatmadan önce isterseniz kısaca oyunun konusu hakkında size bilgi vereyim. Jericho'nun konusu aslında bir hayli ilginç. Tanrı'nın Adem ile Havva'dan önce yarattığı herhangi bir cinsiyete sahip olmayan The Firstborn, hapsedildiği Sümer şehiri Al-Khali'den kaçmak ister. Firsborn kaçmayı yedi kez dener her denemesinde de dünyadan bir kısım yerleri kendi bulunduğu yere taşır. Oyunda bizim görevimiz ise üstün büyü yeteneklerine sahip Jericho ekibini yöneterek binlerce Cehennem zebanisini öldürerek Firstborn'a ulaşmak, onun kaçmasını engellemek ve son olarak ise onu ait olduğu yere yollamak (hikaye dediğim gibi hayli ilginç olsa da oldukça havada kalıyor, oyun boyunca hikayenin içerisine giremeden sadece önünüze gelenleri vurmaya çalışıyorsunuz). Bu göründüğü kadar olmayacak, buna emin olabilirsiniz (ne demek istediğimi yazıyı okuyunca rahatlıkla anlayacaksınız). Hikayenin ilerleyişini daha fazla anlatmak istemiyorum oyundan alacağınız zevk azalmasın diye ancak bir noktayı söylemem lazım, oyunun başlarında takım kaptanınız Devin Ross ölüyor ama ruhu takım arkadaşlarının içinde dolaşıyor ve onları yönetip onlara özel yetenekler kazandırıyor. Ayrıca takım arkadaşlarınız arasında kimi yönetebileceğinizi seçebiliyorsunuz (yani aslında siz oyun boyunca Ross olarak oynuyorsunuz, en azından onun ruhu ile tüm takımı yönetiyorsunuz). Oyun boyunca Jericho ekibinin tüm askerlerini yöneteceksiniz, bu karakterlerden bazıları ile oyunu oynamak oldukça zevkliyken bazıları ile oynamak ise tam bir işkence olabiliyor. Yönetebildiğiniz karakterleri de kısaca sizlere tanıtayım.
13:50 - Aralık 6, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz
Football Manager 2008 İnceleme
"...Başka bir takımın aksine Celtic adıyla beraber aklıma ne takımın yıldız futbolcuları, ne de devasa bir stat gelir. İlk düşündüğüm yeşil-beyaz çubuklu formadır. Ben kendimi bildim bileli, Celtic'i tanıdım tanıyalı bu formayı bilirim. Bizim takımlarımızın aksine sevdiğiniz oyuncu takımdan ayrılır endişesiyle isim yazdırmadığınız formanız seneye eskimez; grisi, açık mavisi ve benzerleri çıkmaz. İlk senenizde o meşhur formayla saha çıkarsınız, ligde o formayla Aberdeen'e 10 gol atarsınız, o formayla şampiyon olursunuz, o formayla UEFA kupasında Bayern Munich'e karşı final oynarsınız, o formayla İskoçya kupasını kazanırsınız. Oyuncularınız ellerinden geleni, hatta fazlasını yaparlar. Gecenin bir yarısı ertesi gün okul olduğunu bile bile boş, kanlı gözlerle ekrana bakarken J. Vennegoor of Hesselink 30. golünü atar, sizi mutlu eder. Nakamura ise çubuklu formasının hakkını frikik golleriyle verir, klas gollerden biri yılın golü seçilir İstatistiklerde takımınızın adı sadece yılın golüyle geçmez elbette. 11 kişilik yılın takımında 8 oyuncunuz vardır, ligin en iyi üç futbolcusu sizin takımınızdadır, Artık rakipler sizle maç yaptıklarında yenilmemek adına maçlara defansif mantaliteyle başlarlar. Böyle bir sezon sonunda kaçınılmaz olarak yılın teknik direktörü olursunuz. Takımınıza son bir kez bakıp yeni sezona kadar tatile çıkarsınız ama tatil bitmeden çubuklu formanın hakkını verecek yeni oyuncuları düşünmeye başlamışsınızdır bile..."
10 maçta 107 gol yiyen takımın teknik direktörü:
Yazının başında belirtmemde fayda var, hepimizin bildiği gibi Football Manager her sene farklı yeniliklerle karşımıza çıkan bir seri oyunu olduğu için her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatmak yerine FM 2008'in bize getirdiği yenilikleri incelemeye karar verdim. Dilerseniz yavaş yavaş bu sezondaki artıları ve eksileri ele almaya başlayalım...

İşte meşhur çubuklu forma
"Futbol oyunu 3 ihtimalli bir oyun; yenmek, beraberlik veya mağlubiyet..."
Bu sene karşımıza çıkan yeniliklerin ilki oyunun eskiye nazaran hızlanmış olması. Birçok lig ile birlikte oyuncu veritabanımız geniş olmasına rağmen hız kesmeden ve enteraktif bir şekilde oyunumuza devam edebiliyoruz. Her ne kadar hızımız bilgisayarımızın performansıyla orantılı olsa da, ortalama yahut ortalamanın altındaki bir bilgisayarla bile oyunun başında saatler geçirmek mümkün. Anlayacağınız eskiden olduğu gibi bir yandan oyunumuzu oynayıp bir yandan kitabınızı okumak artık mümkün değil(Tabii benim gibi deneme amacıyla 30 küsur ülkeden 30 küsur lig açarsanız evdeki ansiklopedileri bile bitirmeniz mümkün, orası ayrı). Vaat edilenlerden bir diğeri olan yeni arayüzün kullanımı ise oldukça rahat. İlk bakışta yabancılık çekmemize rağmen çok kısa bir zaman dilimi içerisinde adapte olmamak için hiçbir neden yok. Tüm bu yeniliklere ek olarak 2D maç ekranındaki maç öncesi ve sonrası konuşmalar da geliştirilmiş, maçla ve maçın adamıyla ilgili tahminler eklenmiş. Takımlar ve oyuncular için günün önemli olaylarını görebilmemiz sağlanmış. (Şu oyuncunun 200. lig maçı gibi.) Maç motoru için gerçek hayattaki menajerlerden destek alınması bile başlı başına takdir edilebilecek bir gelişme.
04:38 - Aralık 5, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz
Kane & Lynch: Dead Men
üyük bir şirkette danışmanlık yapan Adam Marcus karısı ve iki çocuğuyla beraber mutlu bir şekilde yaşamına devam eden bir adamdır. İki yaşındaki oğlunun evde oynarken bulduğu tabancayı kurcalamaya başladığı güne kadar normal bir hayata sahip olan Adam’ın bu olaydan sonra hayatı altüst olur. Oğlu silahla oynarken silah ateş alır ve çocuğun ölümüne sebep olur. Adam oğlunun acısına ve bu ölümden kendisini sorumlu tutan karısının kendisine karşı tutumuna dayanamayarak evini terk eder. Venezuella’ya kaçar ve orada ücretli asker olarak yeni bir hayata başlar. Artık yeni bir isim kullanmaktadır: Kane. Kane altı yıl sonra bir gün The7 isimli örgüt kendisiyle iletişime geçene kadar Venezuella’daki bu yeni işini başarıyla sürdürür. Örgüt onu da saflarına katmak istemektedir. Bu teklifi kabul eder ve örgütle beraber dünya çapında bir çok suça karışır. Aradan geçen on üç yıl sonunda örgüt üyelerinin emekli olup rahata ermek maksadıyla yaptıkları son soygunda bir terslik çıkar. Ekibin tüm üyelerinin öldüğünü sanan Kane çaldıkları elmasları da yanına alarak kaçar ama fazla uzaklaşamadan güvenlik güçleri tarafından yakalanır. Yirmi beş kişinin ölümünden sorumlu olmak suçuyla yargılanır.
Lynch Little kendisini kontrol altında tutabilmek için ilaç tedavisi alan bir şizofreni hastasıdır. Kendini kaybettiği bir günün sonrasında kendine geldiğinde karısını yemek masasının başında acımasızca öldürülmüş olarak bulur. Polise haber verir. Cinayeti başkasının işlediğini düşündüğü için kaçar fakat uzun süre geçmeden karısını öldürmek suçundan yargılanmak üzere polis tarafından yakalanır.
Oyuna başladığımızda Kane ve Lynch’i hapishane nakil aracına bindirilirken görüyoruz. İkisi de mahkeme tarafından suçlu bulunarak idama mahkum edilmişler ve bu araçla infazın gerçekleşeceği yere sevk ediliyorlar. Araç ilerlerken Lynch henüz kendisini tanımayan Kane’e başını korumasını söylüyor. Lynch’in bu tavsiyesinin üzerinden çok geçmeden bir kamyon nakil aracına çarpıyor ve kazadan sonra serbest kalan mahkumlar kaçıyorlar. Burada Kane’i kontrol etmeye başlıyoruz. Kendisini takip etmemizi söyleyen Lynch’in dediğini yaparak devam ediyoruz. Güvenlik güçleriyle yaşanan çatışmadan sonra bizi bekleyen bir karavana binerek kaçıyoruz. Bu karavan Kane ve Lynch’i doğruca The7’a götürüyor.

Lynch ve Kane
Kamyonun nakil aracına çarpması aslında bir kaza değildir. Tamamen Kane’in son soygunda bütün üyelerinin öldüğünü sandığı The7 örgütünün hayatta kalan üyeleri tarafından planlanmış bir olaydır ve amaç Kane’i kurtarmak değil ele geçirmektir. Kane’in de örgüte girerken kabul ettiği bir kural vardır: “Kuralları bozan ölür.” Örgüt Kane’den ölmeden önce çaldığı elmasları geri vermesini istiyor ve buna karşılık ellerinde tuttukları karısını ve kızını serbest bırakmayı öneriyor. Eğer isteklerini yerine getirirsek Kane ailesinin serbest kalmasını sağlayarak huzurlu bir şekilde ölme fırsatını elde edecek. Lynch ise The7’la Kane’e operasyon boyunca eşlik etmek için anlaşmış ve görevi başarıyla yerine getirirse başka birisi ve ya birileri tarafından öldürüldüğünü sandığı karısının ölümü üzerindeki sır perdesini kaldırmak üzere yoluna devam edecek.
Kane and Lynch Dead Men, Hitman serisinden aşina olduğumuz IO Interactive tarafından sağlam bir senaryodan yola çıkılarak geliştirilmiş bir TPS. Oyun boyunca Kane karakterini kontrol ediyoruz. Lynch’i ve bazı bölümlerde yanına eklenen diğer karakterleri ise yapay zeka kontrol ediyor.
Oyunu çalıştırdığımızda karşımıza profil hazırlama ekranı çıkıyor. Buradan profilimizi oluşturduğumuzda sade bir arayüzle karşılaşıyoruz. Campaign’e girerek tek kişilik modda oynayabiliriz. Oyunun multiplayer modu da mevcut.
Kamera Kane’i sağ omuz üzerinden takip ediyor. Ekranda nokta şeklinde hedef görünüyor. Bu hedefi kullanarak ya da sağ tuşla yakınlaştırarak düşmanlarımızı vurabiliriz. Nişan alma sistemi çok iyi olmasa da zamanla alışılıyor. Arkasında siper alabileceğimiz yapılara(duvar, kolon, çöp kutusu vs.) yaklaşınca Kane otomatik olarak yaslanarak siper alıyor. Daha doğrusu bazen siper alırken bazen almayabiliyor. Bir kolonun arkasında siper alabilmek için bayağı uğraşmanın yanı sıra birde Kane’in siper aldıktan sonra kolonun sağına mı soluna mı doğru hedef alacağı belli olmuyor. Tam da çıkıp düşmanlara mermi yağdıracakken tutup duvara yaslanabiliyor. Bunu oyuncunun kontrolüne bıraksalar daha iyi olurdu. Otomatik olması çok sorun çıkarıyor. Siper aldıktan sonra sığındığımız yerden yalnızca silahı çıkararak düşmanlara kör atış yapabiliyoruz. Vücudun bir kısmını çıkararak daha isabetli atışlar yapma fırsatı da var.
04:30 - Aralık 5, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz
Football Manager 2008 İnceleme
"...Başka bir takımın aksine Celtic adıyla beraber aklıma ne takımın yıldız futbolcuları, ne de devasa bir stat gelir. İlk düşündüğüm yeşil-beyaz çubuklu formadır. Ben kendimi bildim bileli, Celtic'i tanıdım tanıyalı bu formayı bilirim. Bizim takımlarımızın aksine sevdiğiniz oyuncu takımdan ayrılır endişesiyle isim yazdırmadığınız formanız seneye eskimez; grisi, açık mavisi ve benzerleri çıkmaz. İlk senenizde o meşhur formayla saha çıkarsınız, ligde o formayla Aberdeen'e 10 gol atarsınız, o formayla şampiyon olursunuz, o formayla UEFA kupasında Bayern Munich'e karşı final oynarsınız, o formayla İskoçya kupasını kazanırsınız. Oyuncularınız ellerinden geleni, hatta fazlasını yaparlar. Gecenin bir yarısı ertesi gün okul olduğunu bile bile boş, kanlı gözlerle ekrana bakarken J. Vennegoor of Hesselink 30. golünü atar, sizi mutlu eder. Nakamura ise çubuklu formasının hakkını frikik golleriyle verir, klas gollerden biri yılın golü seçilir İstatistiklerde takımınızın adı sadece yılın golüyle geçmez elbette. 11 kişilik yılın takımında 8 oyuncunuz vardır, ligin en iyi üç futbolcusu sizin takımınızdadır, Artık rakipler sizle maç yaptıklarında yenilmemek adına maçlara defansif mantaliteyle başlarlar. Böyle bir sezon sonunda kaçınılmaz olarak yılın teknik direktörü olursunuz. Takımınıza son bir kez bakıp yeni sezona kadar tatile çıkarsınız ama tatil bitmeden çubuklu formanın hakkını verecek yeni oyuncuları düşünmeye başlamışsınızdır bile..."
10 maçta 107 gol yiyen takımın teknik direktörü:
azının başında belirtmemde fayda var, hepimizin bildiği gibi Football Manager her sene farklı yeniliklerle karşımıza çıkan bir seri oyunu olduğu için her şeyi en ince ayrıntısına kadar anlatmak yerine FM 2008'in bize getirdiği yenilikleri incelemeye karar verdim. Dilerseniz yavaş yavaş bu sezondaki artıları ve eksileri ele almaya başlayalım...

İşte meşhur çubuklu forma
"Futbol oyunu 3 ihtimalli bir oyun; yenmek, beraberlik veya mağlubiyet..."
Bu sene karşımıza çıkan yeniliklerin ilki oyunun eskiye nazaran hızlanmış olması. Birçok lig ile birlikte oyuncu veritabanımız geniş olmasına rağmen hız kesmeden ve enteraktif bir şekilde oyunumuza devam edebiliyoruz. Her ne kadar hızımız bilgisayarımızın performansıyla orantılı olsa da, ortalama yahut ortalamanın altındaki bir bilgisayarla bile oyunun başında saatler geçirmek mümkün. Anlayacağınız eskiden olduğu gibi bir yandan oyunumuzu oynayıp bir yandan kitabınızı okumak artık mümkün değil(Tabii benim gibi deneme amacıyla 30 küsur ülkeden 30 küsur lig açarsanız evdeki ansiklopedileri bile bitirmeniz mümkün, orası ayrı). Vaat edilenlerden bir diğeri olan yeni arayüzün kullanımı ise oldukça rahat. İlk bakışta yabancılık çekmemize rağmen çok kısa bir zaman dilimi içerisinde adapte olmamak için hiçbir neden yok. Tüm bu yeniliklere ek olarak 2D maç ekranındaki maç öncesi ve sonrası konuşmalar da geliştirilmiş, maçla ve maçın adamıyla ilgili tahminler eklenmiş. Takımlar ve oyuncular için günün önemli olaylarını görebilmemiz sağlanmış. (Şu oyuncunun 200. lig maçı gibi.) Maç motoru için gerçek hayattaki menajerlerden destek alınması bile başlı başına takdir edilebilecek bir gelişme.
04:29 - Aralık 5, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz
Need for Speed: ProStreet
aha olmayan giriş demosundan birşeylerin ciddi ölçüde değiştiğini kavramıştım. Evet NFS kesinlikle bizim yıllardır tanıdığımız oyun değildi artık, o bir Grand Turismo-SSX kırmasıydı. Olmamıştı. Peki ne olmuştu?
Birlikte geçirdiğimiz bunca yıldan sonra NFS’den böyle bir çalım yiyebileceğimi hiç düşünmemiştim doğrusu. Ne yalan söyleyeyim Carbon’dan sonra benim NFS’den beklentilerim çok farklıydı. Gecelerin asi yarışçısından pistlerin havalı ama şaşkın çocuğuna dönüşmemizin hikayesi olacak bu anlatacaklarım.
Dörtlülerimizi yakalım
Oyuna ısınmak için öncelikle NFS ile bildiklerimin bir kısmını unutmam gerekti. Çünkü modifiyeli sokak arabalarıyla asfaltı ağlattığım geceler artık yoktu. Daha beteri açılışta oyunda bana eşlik edecek olan güzel hanımı da çok bekledim ama gelmedi. Onun yerine görsel olarak başarılı sayılabilecek retro-urban çizgisine sahip ama son derece kullanışsız ve tekdüze menülerle başbaşa kaldım. Oyuna gözlerimi açmamla beraber EA beni çevrim içi ortamlarına davet etti, ben de onu kırmadım. Anladım ki serinin bu ayağında çevrim içi hasımlarımızla çok içli dışlı olacaktık. Gerçekten de EA bu noktada seriyi bir adım ileri götürmüş ve çok detaylı bir çevrim içi oyun düzeni kurmuştu. Ama ben hala Cross gibi azılı bir polisin nefesini ensemde hissetmenin umuduyla menülerde aranmaya devam ettim.

Sağa çekip kaputu açalım
Öncelikle NFS ismini aklımdan sildim, ön yargılarımı da bir kenara bıraktım ve önceki oyunlardan artık aşina olduğum üzere kariyer moduna başladım. Bana ilk sorulan soru ne miktarda sürüş yardımı almak istediğim şeklinde oldu. Serinin daha önceki oyunlarında bu detay sadece küçük bir ayarken daha kariyer moduna başlarken agresif bir biçimde oyunun bu soruyu bana dayatmasının tek bir anlamı olabilirdi o da sürüş dinamiklerinin ciddi şekilde değişmiş olabileceği idi. Nitekim öyle de olmuştu ama buna daha sonra değineceğim.
04:24 - Aralık 5, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz
George Clooney
George Timothy Clooney (d. 6 Mayıs 1961 - Kentucky, ABD) ABD'li yönetmen, yapımcı ve aktör.
Birkaç yıl Northern Kentucky Üniversitesi'nde öğrenim gördükten sonra kuzeni Miguel Ferrer aracılığıyla aktörlüğe ilk adımını attı. Oscar ödülü sahibi olan Clooney aynı zamanda Milton Katselas'dan aktörlük eğitimi aldı. 1982 yılında Los Angeles'a taşındıktan sonra filmlerde ufak tefek roller almaya başladı. Asıl çıkışını E.R adlı televizyon dizisiyle gerçekleştiren aktör Oceans Eleven adlı sinema filminde baş rol aldıktan sonra yıldızı iyice parladı.
00:54 - Aralık 4, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz
Tarakla barışmanın 360 yıllık bitkisel formülü
Erkeklerin daha yakışıklı, kadınların ise daha güzel ve estetik görünme çabalarında en çok başvurdukları yollardan birisi saçlarla ilgilidir. Daha güzel ve yakışıklı olmak isteyenler saçlarının rengini, uzunluğunu, modelini değiştirerek moral bulunabiliyor. Peki ya saçı olmayanlar yani keller? İşte onların imdadına da 360 yıllık bir kocakarı formülü çare oluyor;
Geçmişi insanlık tarihi kadar eski uğraşlardan birisi de erkeklerin yakışıklı, kadınların ise güzel görünme mücadelesidir. Günümüzde milyar dolarlarla ifade edilen ekonomik hacme sahip kozmetik sektörü her geçen gün onlarca yeni ürünle insanoğlunun huzuruna çıkıyor.
Erkek ve kadın görselliğinde en önemli ve en kolay müdahale edilebilir alanlardan birisi ise saçlar. Rengini, şeklini, modelini istediğiniz zaman istediğiniz şekilde değiştirerek erkekler daha yakışıklı ve çekici, kadınlar ise daha güzel ve estetik olabiliyor. Saçı olanlar için geçerli olan bu kolaylık saçları dökülenler ve keller için bir kabusa dönüşebiliyor. Bu büyük ekonomik değer nedeniyle modern tıbbın el attığı saç ve kellik sorununa karşı 360 yıllık geleneksel formülle çare bulduğunu söyleyen Leyla Çabuk, kozmetik sektörünü de karşısına almış durumda. Ailede sadece anneden, kız çocuklarına aktarılan gizli bitkisel karışım formülüyle başta kellik ve sedef hastalığı olmak üzere bir çok hastalığa çare bulduğunu söyleyen Leyla Çabuk, anneannesinden öğrendiği kocakarı formülünü ninesinden öğrendiğini belirtiyor.
Modern tıbbın bile tam tedavisini bulamadığı kelliğe, nineden kalma 360 yıllık formülle Leyla Çabuk çözüm buluyor. Torundan toruna geçen bitkisel formülle, başta kellik olmak üzere, sedef, vücuttaki leke ve çatlaklar ile istenmeyen tüyleri tedavi eden Leyla Çabuk, Sağlık Bakanlığı, Tabipler Odası ve üniversiteler olmak üzere bilimsel kuruluşlara da sesleniyor: ?Bu tedaviyi 44 senedir yapıyorum. Aralarında doktorların da bulunduğu her kesimden insanı tedavi ettim. Gelin, beni ve ilaçlarımı inceleyin. Doğru mu yapıyorum yanlış mı? Bitkilerle tedavi uygulayanlara öcü gözüyle bakmasınlar.?
Saç çıkarmak için 17 - 18, tüy dökmek içinse 6 - 7 bitkiyle hazırladığı ilaçları kullanan Leyla Çabuk, ?Şayet ben kötü bir şey yapıyorsam halkı uyarmak için beni ifşa etsinler, yaptığım iş iyiyse o zaman da teşvik etsinler, daha geniş kesimler bundan yararlansın.? şeklinde çağrıda bulunuyor.
Kimi kesimlerin alternatif tıp, kimi kesimlerin ise kocakarı ilacı olarak adlandırdığı bitki kökenli tedavi yöntemini uygulayan Leyla Çabuk, tıp doktorlarına ?hodri meydan? dedi. Çabuk, uyguladığı tedavinin geçmişini araştırdığında anne tarafından 360 yıl öncesine kadar ulaştığını söylerken, ?Ben bu formülleri annemin annesinden öğrendim. O da, annesinin annesinden öğrenmiş. Ailemizde bu tedaviyi para karşılığı yapan ilk kişiyim. Bu yüzden ailem bana küstü ve 3 yıl hiç konuşmadı.? şeklinde konuştu. Formüllerin kaybolmaması için nesilden nesile aktarıldığını belirten Çabuk, bu mesleği ailede hep kadınların yaptığına, erkeklerin ise bilmediğine dikkat çekti. 5?6 yaşlarındayken, anneannesine tedaviye gelen hastalara hazırlanan ilaçlar için bitki toplayarak bu işe başladığını söyleyen Çabuk, ?Zamanla topladığımız bitkileri havanda dövmeye, sonraları karışımları yapmaya, en sonunda ise uygulamaya başladık. Ben 46 yıldır bu işi yapıyorum.? dedi.
Leyla Çabuk, isimleri kendisinde saklı bitkilerin karışımıyla elde ettiği doğal ilaçlarla, saçı dökülmüşlerin saçlarını çıkarttığını, istenmeyen tüyleri döktüğünü, sedef hastalarını tedavi ettiğini, vücutta oluşan leke ve çatlakları iyileştirdiğini belirtti. Özellikle saç dökülmesi ve kellikle ilgili çok sayıda hasta geldiğini söyleyen Çabuk, ?Saç dökülmesinin ana sebeplerinden birisi, saç köklerindeki mantar. Bunu bitkilerimizle iyileştiriyoruz. Saç yeniden çıkmaya başlıyor. Ayrıca istenmeyen tüylerin de kökünü kurutuyoruz.? diye konuştu.
Tedavi amacıyla gelen hastaların büyük bir bölümünün de sedef hastalığından şikayetçi olduğunu belirten Leyla Çabuk, ?25?30 sene sedef hastalığı için kortizon tedavisi gören hastalarım var. Zaten tedavi edemeyeceğim hastaları almıyorum. Ailemin adını bunun için lekeleyemem. Ben yüzde 500 tedavi edebileceğim hastaları alıyorum.? diyerek iddialı olduğunu dile getirdi. Tedavi umutlarını kaybetmiş hastaların son umut olarak kendisine geldiğine, bunun da tedaviyi zorlaştırdığına dikkat çeken Çabuk, ?Sedef hastalarından 6 gün istiyorum. ?Bu sürede yararını görmezseniz ücretini ödemeyin.? diyorum. Bana gelen hastalar arasında Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırmalar Kurumu (TÜBİTAK)?ta çalışanlar var. Sedef için 6?7 tane doktor bende tedavi oluyor.? iddiasında bulundu.
Bitkiler Karadeniz Bölgesi?nden
Tedavide kullandığı bitkileri Karadeniz Bölgesi?nde yaşayan kız kardeşlerinin topladığını, kendisinin de yılda 2 kez bölgeye giderek onlara katıldığını belirten Leyla Çabuk, ?Bitkileri kendi ellerimle topluyorum. Kız kardeşlerim bu yöntemi bildikleri halde kullanmıyor. Ailede bu işi yapan tek kişi benim.? dedi. Çabuk ayrıca kullandığı bitkileri, karışımları ve tedavi yöntemlerini tüm ayrıntılarıyla yazdığını, kendisinin ölümünden sonra yanında çalışanlara bunu miras olarak bırakacağını da sözlerine ekledi.
Saç çıkarmaya 17, tüy dökmeye 7 bitki
Leyla Çabuk?un en çok kullandığı bitkiler arasında ısırgan, sarımsak, katır tırnağı, böğürtlen, kuşburnu, kekik gibi oldukça bilinen otlar ve kökleri bulunuyor.
Saç dökülmesini önlemek ve yeni saç çıkarmak için hazırladığı lapaya 7?8 bitki kökü karıştıran Çabuk, ayrıca hazırlanan su içinse 7 kök kullanıyor. Su ile saç lapasını karıştıran Çabuk, saç çıkarmak için aralarında böğürtlen, tütün taflanın da bulunduğu 16?17 ayrı bitkiyi kullanıyor. Çabuk, saç çıkarma tedavisinin oldukça ağrı verdiğini belirtiyor. Önce saç gözeneklerini açan Çabuk, hazırladığı ilaçla bu gözeneklere girip kıl kökünü güçlendirdiğini iddia ediyor. Çabuk, tedavi sonunda ise ısırgan, kuşburnunun toz hali, katırtırnağı, ısırgan ve üzüm budama suyu ile hazırladığı dağlama işlemini gerçekleştiriyor. Çabuk?un vücutta istenmeyen tüyleri dökmek için kullandığı bitki sayısı ise 7. Sedef hastalığı için 5?6 bitki kullanan Leyla Çabuk, özel bir ağaç köküyle hazırladığı havı alınmış gaz kokusunu da çok fazla kullandığını ifade ediyor.
00:49 - Aralık 4, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz
Leyla Çabuk
Herbalist H.Leyla Çabuk
"HEKİM AYŞE" Orta Asya'dan Macaristan'a gelen bir Türk ailesinin genç kızı. Çeşitli bitkilerle yaptığı tedavi kısa zamanda İstanbul'da da duyulur ve zamanın Osmanlı Yöneticileri tarafından davet edilir.
HEKİM AYŞE 362 yıl önce ailesiyle birlikte İstanbul'a gelir ve çalışmalarına başlar. Kısa bir süre sonra Çolakzade Sait Ahmet Paşa ile evlenir. Daha sonra çeşitli bitkilerin yetiştiği Karadeniz Bölgemizin ORDU iline yerleşir.
HEKİM AYŞE'nin bitkilerle tedavi serüveni çağımızdaki 7.kuşak "Torun LEYLA" ya kadar devam eder. "Torun LEYLA ÇABUK" un çocukluğu ve gençliği çeşitli bitkileri tanıma ve onların hangi tür tedavilerde kullanılacağını öğrenmekle geçer.
İlk kez İstanbul' da, yanma neticesinde saçlarının tümünü kaybeden bir kız çocuğunu 3 ay gibi kısa bir sürede iyileştirir ve saçlarının sağlıklı bir şekilde çıkmasını sağlar.
Bu tedaviyi tesadüfen öğrenen Sayın Dr. Ziya KONURALP, kendisini tebrik eder ve bu konudaki çalışmalarına devam etmesini salık verir aynı zamanda kendi tedavilerini de yakından izleme imkanı verir.
Dr. Ziya KONURALP ve yakınlarının teşviki ile 1989-1992 yılları arası, dış ülkelerdeki herbalistlerin çalışmalarını yakından izlemek ve bilgisini daha da geliştirmek üzere, Avusturya, Fransa, İtalya, İskoçya, Çekoslavakya ve Doğu ülkelerine gider. Bu ülkelerdeki çalışmalarından dolayı "Başarı Sertifikalarıyla" yurda dönen "Herbalist LEYLA" 1992 yılında çeşitli bitki kökleri üzerinde yaptığı araştırmalarını, "Eskişehir Kökler Araştırma Enstitüsüne" gönderir ve Enstitüden bu çalışmalarının onayını alır.
Bitki ile tedavinin alternatif tıp olarak kabul edildiği çağımızda, bugüne dek birçok hastaya şifa dağıtan "Herbalist LEYLA", dökülen saçları sağlıklı olarak yeniden çıkartma ve çeşitli deri hastalıkları ile yüz ve vücut bakım alanında da büyük başarı sağlamıştır.
00:43 - Aralık 4, 2007 - yorum { 1 } - yorum yaz
Evde Yapabileceğiniz Güzellik Maskeleri
Para harcamadan doğal yollarla güzelleşmek istiyorsanız işte size bazı formüller...
Yumuşaklık sağlayan maskeler
Yüz soğuğa maruz kalıp tahriş olmuşsa, mutlaka yumuşaklık verici maske uygulanmalıdır.
Nasıl yapılır?
1) İyi cins bir kaşık bal sulandırılmalı ve yüze sürülmeli. 20 dakika böyle kalıp sonra ılık gül suyuna batırılmış pamuk ile yüz silinmelidir.
2) Büyük bir tencerenin yarısına kadar su konup, ocakta ısıtılır. Bu su üzerine oturtularak ufak madeni bir kaba 1 kaşık keten tohumu unu, 2-3 misli su ile karıştırarak hamur haline getirilmeli, ılık halde yüze incecik sıvanmalı. 20 dakika bekletildikten sonra ılık su ile yıkanmalıdır.
3) 3 veya 4 adet olgun muz az ılık su ile ezilerek yüze sürülmeli, 20 dakika bekledikten sonra ılık su ile yüz yıkanmalıdır.
Yüz kırışıklığını önlemek için maske
Nasıl yapılır?
1) Bir yumurtanın akı çırpılıp, yüzün kırışmaya yüz tutmuş ya da kırışması muhtemel kısımlarına krem gibi sürülür. Orada kuruyuncaya kadar, 20 dakika kadar bırakılmalı ve ılık su ile yıkanmalıdır. Her 15 günde bir tekrarlanmalıdır.
2) Bir kapta bir yumurta akı, 20 gram iyi zeytinyağı, 15 gram defne suyu ve 10 gram şap (ince dövülmüş) çırpılarak karıştırılır ve krem haline getirilir. Sonra bir tülbente sıvanır ve tülbent elektrik ısıtıcısı ile uzaktan biraz ısıtılır. Bez üzerindeki macun hafif katılaşınca ılık halde yüze konur. 20 dakika sonra çıkarılır ve ılık su ile yüz yıkanır. Her ay 2-3 gece tekrarlanır.
3) Bir yumurtanın sarısı, 1 kahve kaşığı çiğ süt ile birlikte çırpılır ve yüze krem gibi sürülür. 20 dakika tutulup içine 3-5 damla limon damlatılmış su ile yüz yıkanır.
4) Bir fincan havuç suyuna 1 fincan salatalık suyu karıştırılarak pamukla yüze sürülür. 20 dakika sonra yüz ılık su ile yıkanır.
5) Yarım paket pasta mayası, 1 yumurta sarısı ve 1 kaşık zeytinyağı ile karıştırılıp yüze kalınca sürülür. 20 dakika sonra ılık su ile yıkanır. Kuru ve yağsız ciltlere çok iyi gelir.
Yağlı ciltler için yüz maskesi
Marul ince kıyılıp, bez içinde sıkarak suyu çıkartılmalı ve pamukla yüze sürülmeli. Bu, su gözenekleri temizleyerek cildi genç ve canlı hale getirir.
Yüzü renklendirmek için maske
Yüz renginin güzel ve taze olması için her gün 1 çay bardağı havuç suyu için. Ayrıca mevsimin taze sebze ve meyvelerinin de suyunu sıkarak için. Ara sıra 1 dilim limonu yüzünüzün her tarafına sürün. Yüzü parlatır ve tazelik kazandırır. Ya da gül suyunu koyu çay ile karıştırıp, ya losyon gibi sık sık yüzünüze sürün ya da bir tülbendi buna batırarak, kompres şeklinde yüzünüze uygulayın.
03:39 - Aralık 3, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz
<- Önceki Sayfa : : Sonraki Sayfa ->












