Aralık 14, 2007

Klonlama nedir, ne değildir? - 2

 

BİR ÖNCEKİ sayıda tedaviye yönelik klonlama hakkında yazmıştım, bu yazıda ise çoğalmaya yönelik klonlama hakkında bilgi vermeye çalıştım. Biliyorsunuz klonlama çalışmaları 1996 yılında Dolly isimli meşhur koyunun dünyaya gelmesiyle gündemimize taşındı ve hâlâ da bu konu hakkında tartışmalar devam ediyor. Dolly aslında o tarihe kadar klonlanmış ilk canlı değildi ancak onun dünyaya gelmesinde kullanılan metod olarak diğer klonlanmış canlılardan farkı vardı. İsterseniz ilk önce neden klonlama çalışmaları yapıldı kısaca onu bir gözden geçirelim. Klonlama çalışmalarının görünürdeki amaçlarından bazıları şunlar:

• Araştırmalarda kullanılmak üzere, birbirinin aynısı olan hayvanları üreterek yapılan deneyler sırasında hayvanlar arasındaki farklılıkların deney sonuçlarını etkilemesini engellemek.
• Ticarî değeri olan hayvanların hepsinde aynı özellikleri yakalamak için seçilen bir hayvanı kopyalayarak çoğaltmak.
• Nesli tükenmekte olan hayvanların yeniden çoğalmalarını sağlamak.
• Tedavi amaçlı hastaya özel doku ve organ üretmek.


Dört ayaklı ilaç fabrikaları

Dolly’den çok önce 1990 yılında Tracy isimli bir koyun dünyaya geldi. Tracy’yi diğer koyunlardan ayıran özellik, sütünde alpha-1-antitrypsin (AAT) adı verilen bir enzimin salgılanmasıydı. Bazı akciğer hastalıklarının tedavisinde kullanılan bu enzim normalde insan kan plazmasından elde ediliyor. Bu metod hem pahalı hem de hastalık taşıma riski var. Wilmut ve Campbell, AAT enziminin genetik kodunu Tracy’ye aktardılar; Tracy bir klon değil ama gen aktarımı yapılmış bir koyundu. Tracy büyüdükten sonra sütünün her litresinde yaklaşık 40 gram AAT salgılamaya başladı, yani kısaca dünyanın ilk dört ayaklı ilaç fabrikalarından biri oldu. Peki niçin insülin gibi AAT enzimini de mikroorganizmalardan yararlanarak daha kolay bir şekilde üretmediler de bir koyunu seçtiler? Çünkü mikroorganizmaların protein üretiminde kullanılmalarının da bazı sınırları var. Mesela, AAT gibi bazı proteinlerin aktif hale gelmeleri için üretimleri sonrasında bazı kimyasal değişikliklerin yapılması gerekiyor. Ancak mikroorganizmalar bu işlemleri gerçekleştirecek sistemden yoksunlar. Bu tür proteinler için mikroorganizmalar yerine hayvanların ‘biyoreaktör’ olarak kullanılması gündeme geldi ve bunun ilk örneklerinden biri de Tracy oldu. Tracy’den sonra, Tracy’nin yavrularının sütlerinde de protein salgılanması ve böylece sürekli üretim yapılması plânlanıyordu. Ancak bir problem vardı. Tracy’den dünyaya gelen kuzular protein üretiminde anneleri kadar verimli değillerdi. Ama buna da bir çare düşünüldü. Tracy’yi genetik olarak kopyalayarak çoğaltmak ve yüksek verimde AAT üreten bir grup üretmek. Daha sonra bunları kendi aralarında doğal yollardan çoğaltarak üretimin sürekliliğini sağlamak. Yani kopyalama çalışmalarına başlanılmasının bir sebebi sadece et veya süt kalitesi yüksek zirai hayvanların kopyalanarak çoğaltılması değil; aynı zamanda ilaç fabrikalarına dönüştürülmüş koyunların çoğaltılabilmesiydi.


Biyolojinin en temel sırrını
çözmede Dolly’nin katkısı

Yapılan çalışmalar sonucunda 5 Temmuz 1996 yılında Dolly dünyaya geldi ve Şubat 1997’de ise bu deney dünyaya duyurularak Dolly dünyanın en meşhur koyunu olarak tarihe geçti. Wilmut ve Campbell, Dolly’yi netice veren çalışmalarını, ticarî amaçların haricinde, biyolojinin en temel sorularından biri olan hücre özelleşmesini de anlamaya doğru atılan bir adım olarak görüyorlardı. Canlı hayatı bir hücreyle başlıyor; hücre belli bir sayıya ulaşana kadar çoğalıyor, daha sonra da farklılaşarak göz, kas veya kemik hücresi olarak bedene ve yeni bir bireye dönüşüyor. Sadece bir hücrenin çoğalırken yüzlerce farklı kılık ve şekle bürünebilmesi hâlâ biyolojide cevabı bulunamamış bir sır olarak duruyor. İşte Wilmut ve Campbell’in amaçlarından biri de bu sırra bir kapı aralamaktı. Ancak bu gizemi çözmek yerine, Dolly yeni soruları gündeme taşıdı. Dolly’nin özelleşmiş bir hücrenin çekirdeği kullanılarak dünyaya gelmesi, tahmin edilenin aksine özelleşmiş hücre DNA’sının yeniden programlanabileceğini gösterdi. Bunun tam olarak nasıl gerçekleştiği ise zihinlerde yeni bir soru işareti.


Dolly’den sonra Polly
Dolly’den sonra 1997 yılında Polly isimli koyun dünyaya geldi. Polly’yi özel yapan ise Tracy ve Dolly’de kullanılan gen aktarımı ve klonlama tekniklerinin ikisinin birden kullanılmasıydı. Polly sütünde hemofili hastalalarında kullanılması amaçlanan kan pıhtılaştırma faktörü IX’u salgılıyor. Koyun sütünden ilaç olarak kullanılabilecek proteinlerin eldesi teorik olarak güzel bir fikir. Ama pratikte ne gibi problemler saklı? Tracy artık yok, ömrünü tamamladı. Ancak onun yavrularının sütünden elde edilen AAT enzimi için klinik deneyler yapılıyor. Wilmut ve Campbell 2000 yılında yayınlanan kitaplarında AAT’nin 2001 yılında piyasaya sürülme ihtimalinden bahsediyorlardı. Ancak bunun aksine 2001 yılında klinik testleri yapan şirketler faz 3 deneylerin ertelendiğini ve ilacın piyasaya sürülmesinin 2007’ye kadar gecikeceğini duyurdular. Klinik testlerdeki bu erteleme hayvanların biyoreaktör olarak kullanılmasına yönelik şüphelerin artmasına neden oldu. Fikir teorik olarak güzel ama bakalım klinik test sonuçları ne gösterecek.


İnsan klonlama
Dolly’nin doğumunun ilanından itibaren gazete ve dergilerde klonlama ile ilgili çok sayıda yazı yayınlandı. Bazı yayınlarda eskiden yaşamış bazı ünlülerin kopyalanmasından veya bir yakınını kaybeden insanların yakınlarının klonlanmasından bahsedilir oldu. Gerçekte Dolly genetik annesinin %100 kopyası değil. Dolly’ye aslında “DNA klonu” ya da “genetik klon” demek daha doğru olur. Çünkü Dolly genetik annesi ile aynı hücre çekirdeği DNA’sını paylaşıyor ancak hücre sıvısı, mitokondri organelinde bulunan DNA, ayrıca büyüdüğü embriyonik ortamı genetik annesinden farklı. Genler sürekli olarak bulundukları ortamla diyalog içindedirler ve çevresel faktörlere göre genomun uygulama alanları değişir. İkizler aynı DNA, aynı sitoplazma ve aynı ortamı paylaşarak dünyaya gelseler dahi yaş ilerledikçe aralarında genetik farklılaşma başlayacaktır. İkizlerde bile böyle bir farklılaşma oluyorsa, ikizlere göre daha fazla farklılığa sahip klonlarda bu durum daha da fazla etkisini gösterecektir. Bu nedenle bilimsel olarak ne Hitler, ne Newton ne de yaşayan herhangi bir insanın %100 kopyasının dünyaya gelmesi olası değil. Zaten bir insanı Hitler ya da Einstein yapan sadece o kişinin DNA’sı değil, aynı zamanda o kişinin yaşadığı ortam ve yetiştirilme koşullarıdır.
Dolly’nin dünyaya gelmesinde başarı oranı 277’de 1, yani oldukça düşük. Peki insan klonlama çalışmalarında başarı oranı ne olacak? Wilmut kendisiyle yapılan bir röportajda organ naklinde kullanılmak amacıyla domuzları klonlama çalışmaları yaptığından bahsediyor ve bu prosesde belki dört-beş bin embriyodan daha fazlasıyla hiçbir başarı elde edemeden çalıştıklarını belirtiyor ve ekliyor: “İnsan klonlanması plânlanıyorsa bu kadar çok embriyo nereden bulunacak; böyle birşeyi insanlara yapmayı düşünmek bile iğrenç.


Klonlama ve yaratılış gerçeği
Biyoteknoloji endüstri olarak doğal kaynaklara bağımlıdır. Günümüz teknolojileri ile laboratuvarda işe yarayan bir gen yapmak imkansızdır. Yani biyoteknoloji doğadaki kaynakları bulmaya ve kullanmaya devam edecektir. Jeremy Rifkin’in de belirttiği gibi, biyoteknoloji ile genetik materyal bulunup kullanılabilir ama laboratuvar şartlarında yaratılamaz. Bu gerçek bilinmesine rağmen bazılarınca gen aktarma teknikleri veya klonlama ile bilim adamlarının Tanrı rolünü oynadıkları iddia ediliyor. Hatta Wilmut ve Campbel’in klonlama ile ilgili yazdıkları bir kitaba İkinci Yaratılış (The Second Creation) ismi verilmiş. Sanırım yayınlarda görülen bu tür yazı başlıklarındaki amaç biraz da dikkati çekip okuyucu kitlesini çoğaltmak. Yapılan çalışmaların detaylarına ulaşma fırsatı olmayan insanlarda sanki ortada yaratılan bir şeyler varmış gibi bir izlenim bırakılıyor. Halbuki klonlama olsun, canlılara gen aktarımı deneyleri olsun hepsi var olan biyolojik maddeleri kullanmaya yöneliktir. Yapılan çalışmalar, biyolojik dünyada meydana gelen olayları anlamaya çalışmak ve anlaşılabilen mekanizmaları kullanarak insanlığın istifadesine sunmak içindir.
Yaratma fiili ancak Hâlık-ı Külli Şey’e mahsustur; yoksa insanoğlu bir proteini bile yaratmaktan acizken nasıl bir koyunu yaratabilir. Proteinlerin yaratılmasını bırakın; labaratuvar şartlarında, bütün malzeme ve aletler kullanılsa dahi üretilemediğindendir ki, ya bakterilere ya da koyun gibi canlılara protein üretimi yaptırmak için çalışılıyor.

 

Kaynaklar

1.      Denis R Alexander, “Distorting the Image of God?”, Cambridge Papers, volume 10, number 2, June 2001

2.      Ian Wilmut, Keith Campbell, Colin Tudge, “The Second Creation”, Headline Book Publishing, London,2000

3.      Jeremy Rifkin, “The Biotech Century-How Genetic Commerce Will Change The World”, Phoenix, London, 1999

23:30 - Aralık 14, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 14, 2007

Kitaba kim ne kadar para vermiş bilmek istiyormusunuz? Kişi başına;
- Norveçli 137 dolar.
- Alman 122 dolar
- Belçikalı 100 dolar
- Avusturyalı 100 dolar
- Güney koreli 39 dolar
- İspanyalı 39 dolar
- Dünya ortalaması 1,3 dolar
- Türkiyeli 0.45 dolar

Kitap okumak için Türk’ün ayırdığı zamanın;
- 300 katını bir norveçli ayırıyor.
- 210 katını bir amerikalı ayırıyor.
- 87 katını bir ingiliz ayırıyor.
- 87 katını bir japon ayırıyor.
- Dünya ortalaması bile bizim ayırdığımız zamandan 3 kat fazla!

23:29 - Aralık 14, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 14, 2007

Sigarayı bırakmak için 20 öneri


Sigarayı bırakma kararıyla hayatınız değişecek. Bu tabii ki kolay olmayacak. Pek çok kişi başarmak için desteğe ve motivasyona ihtiyaç duyar. Siz de bırakabilirsiniz. Başaran insanların da en az sizin kadar tiryaki olduğunu unutmayın!

Araştırmalar sigara içenlerin yüzde 90’ının sigarayı bırakmak istediklerini fakat bunu başaramadıkları nı göstermektedir. Çoğu tiryaki aksini söylese de sigarayı bırakmak mümkündür. Uyandıktan hemen sonra sigara içenlerin, hastayken sigara içenlerin, sigaradan uzak duramayanları n, sabahları daha fazla sigara içenlerin ciddi derecede bağımlılığı vardır ve bu kişiler sigarayı bırakmakta zorlanırlar. Sigarayı bırakanların yüzde 70’i ilk ayda tekrar kullanmaya başlarlar. Sigarayı bırakmış olanların dörtte birinden azı, ilk girişiminde bunu başarmıştır. Sigarayı kalıcı olarak bırakanların çoğu bunu başarmadan önce 3-4 kez bırakmayı deneyip yeniden başlamışlardır. Güzel haber şu ki, sigarayı bırakmaya çalışıp bırakamamak her şeyin sonu değildir. Neden başarısız kalındığından ders alarak bunu başarıncaya kadar tekrar tekrar gayret etmek gerekir. Araştırmaların verdiği başka iyi bir haberde de, Amerika’da sigara içen kişilerin yaklaşık %45’inin sonunda sigarayı bırakabilmesidir.

***

Sigarayı bırakmak için kendinizi hazırlayın!

Bırakmak istediğinize dair olumlu karar verin. Bunun ne kadar zor olabileceğine dair olumsuz düşünceleri engellemeye çalışın.

Bırakmak isteyişinizin bütün nedenlerini sıralayın. Her gece yatmadan önce bu nedenlerden birini 10 kez tekrar edin.

Sağlığınız ve başkalarına karşı sorumlulukları nızın yanında, güçlü kişisel nedenler geliştirin. Mesela sigara molaları, satın almak için koşuşturma, ateş arama için ziyan ettiğiniz toplam zamanı vb. düşünün.

Kendinizi fiziksel olarak forma sokmaya başlayın: Düzenli egzersiz yapın, daha fazla sıvı alın, yeterince dinlenin ve aşırı yorgunluktan kaçının.

Bırakmak için bir tarihi, hedef olarak belirleyin. Doğum gününüz, evlilik yıldönümünüz gibi özel günleri seçebilirsiniz. Eğer yoğun olarak işyerinde sigara içiyorsanız, tatilde bırakın. Belirlediğiniz günü kutsal gibi kabul edin, hiçbir şeyin onu değiştirmesine izin vermeyin. Böylece bırakma gününüzü her yıl katlayabilirsiniz.

Bırakma sırasında görülen rahatsız edici belirtilerin geçici olduğunu bilin. Geneli sadece 2-3 hafta sürer.

Sigaraya yeniden başlamaların çoğunlukla, ilk haftalarda meydana geldiğini bilin. Bunun geçireceğiniz en zor zaman olduğunun farkında olun ve bu kritik dönemi atlatmak için iradeniz, aileniz, arkadaşlarınız gibi bütün şahsi kaynaklarınızı kullanın.

Diğer yeniden başlamaların çoğunun da, sigarayı bıraktıktan sonraki ilk 3 ay içinde olduğunu bilin. Yeniden başlama özellikle stresle, beklenmedik şekilde tetiklenir. Bu durumlar sigarayı rahatlamayla özdeşleştirdiği için, kişinin otomatik olarak sigaraya yöneldiği anlardır. Bunlar meydana gelmeden

önce kendini hazırlamak zor olduğu için, olduğunda fark edebilmek önemlidir. Unutmayın, sigara bir
Daha önce sigarayı temelli bırakmış kişilerin çoğunun, bunu ancak birkaç denemeden sonra yapabildiklerini bilin, ilk denemede bırakanlardan biri olabilirsiniz. Olmazsa ‘yılmayın’ ve yeniden deneyin.

Başkasını bu işe dahil edin.

Hedeflediğiniz günde sigarayı bırakabileceğinize dair bir arkadaşınızla iddiaya girin. Sigara paranızı her gün bir kenara koyun ve eğer sigara içmezseniz o parayı bir yere bağışlayın. (Ama sigara içerseniz, vazgeçmeyin, gücünüzü toplayıp yeniden başlayın.)

Eşinizin ya da bir arkadaşınızın sizinle birlikte sigarayı bırakmasını isteyin.

Ailenize ve arkadaşlarınıza, sigarayı bırakacağınızı ve bunun tarihini söyleyin. Bu, hem bırakmadan önce hem de sonra önemli bir destek kaynağı olabilir.


***

Sigarayı bırakmak için 20 öneri


1- Kendinize inanın ve güvenin. Sigarayı bırakabileceğinize inanın. Hayatınızda daha önce başardığınız zor işleri düşünün. Sigarayı da bırakabileceğiniz düşünün.

2- Sigarayı bırakma sebeplerinizi ve bırakmakla kazanacakları nızı yazın: Örnek: Daha uzun yaşamak, kendinizi daha iyi hissetmek, para biriktirmek, daha iyi kokmak... Sigara içen herkes bunun zararlarını bilir ve bırakmak ister, siz bunu yazılı hale getirin ve her gün okuyun.

3- Ailenizden ve arkadaşlarınızdan sigarayı bırakma kararınızı desteklemelerini isteyin. Size yardımcı olmalarını; ama kesinlikle sizi suçlamamaları gerektiğini söyleyin. Sigarayı bıraktığınız ilk günlerde zorlanacağınızı ve size anlayış göstermelerini rica edin.

4- Sigarayı bırakmak için bir gün belirleyin. Bugünün yeni hayatınız için bir başlangıç olduğunu düşünün.

5- Sigarayı bırakmak için bir doktora danışabilirsiniz ve onun yardım ve önerilerini alabilirisiniz.

6- Kendinize bir egzersiz programı belirleyin. Spor yaparken sigara içmek aklına gelmeyecektir, üstelik sigara verimli egzersiz yapmanızı engelleyecektir. Spor yapmak stresinizi azaltacak ve sigaranın vücudunuz yıllarca yaptığı zararı tamir etmesine yardımcı olacaktır. Haftada 3-4 kere, 30-40 dakika spor yapın.

7- Her gün 3-5 dakika nefes egzersizi yapın. Gözlerinizi kapatın. Burnunuzdan derin nefes alın, nefesinizi birkaç saniye tutun ve çok yavaş bir şekilde ağzınızdan verin. Nefes egzersizi sırasında daha temiz ve daha rahat nefes aldığınızı göreceksiniz.

8- Birisi size sigara ikram ederse reddedin, kullanmıyorum deyin. Bu sizin kendinize olan güveninizi artıracaktır.

9- Pek çok sigara tiryakisi, sigarayı yavaş yavaş bırakamayacağını ; ancak bir seferde bırakabileceğini düşünür. Hangi metodun size daha uygun olduğuna siz karar verin.

10- Pek çok sigara tiryakisi, sigarayı yavaş yavaş ırakamayacağını; ancak bir seferde bırakabileceğini düşünür. Hangi metodun size daha uygun olduğuna siz karar verin.
11- Sigarayı bırakmayı isteyen bir arkadaşınız daha varsa bunu yapmak daha kolay olacaktır. Birbirinizi teşvik edici konuşmalar yapın.

12- Dişlerinizi temizletin ve her zaman temiz tutun.

13- Sigarayı bıraktıktan sonra kendinize bir ödül verin.

14- Çok fazla su için. Su her anlamda vücudunuz için faydalıdır. Pek çok kişi yeterince su içmez. Vücudunuzdan nikotinin ve diğer zararlı kimyasal maddelerin atılmasına yardımcı olacaktır. Sigaranın verdiği zararları düzeltecektir. Ayrıca, yemek yeme isteğinizi de azaltacaktır.

15- Sigarayı en çok ne zaman istediğinizi düşünün; canınız sıkkın olduğunda, yemekten sonra, işten eve gelince mi? Sigara içmek yerine hoşunuza giden bir şey yapın.

16- Elinizdeki ve ağzınızdaki boşluk hissini gidermek için bir şey bulun. Örneğin, su için, sakız çiğneyin, leblebi yiyin.

17- Sigarayı bırakma konusunda düşüncelerinizi yazın. Bunu her gün okuyun.

18- Yanınızda sizin için çok önemli birisinin resmini taşıyın, bir kâğıda ‘sigarayı bırakacağıma söz veriyorum’ diye yazın, canınız her sigara istediğinde bu resme ve nota bakın.

19- Canınız sigara istediğinde, bir sigara yakmak yerine hislerinizi bir günlüğe yazın. Bu günlüğü her zaman yanınızda taşıyın.

20- Bu listeyi okuduktan sonra, önerileri kendinize uyarlayın ve sigarayı bırakmak için kendi planınızı yapın.

***

Çağın ölüm tuzaklarından nasıl kurtulabiliriz?

Bazı davranışlar zamanla alışkanlık halini alabiliyor. Prof. Dr. Şerif Ali Tekalan’ın Altınburç yayınlarından çıkan kitabında başta sigara olmak üzere alkol, uyuşturucu, kumar ve şans oyunları, yanlış beslenme alışkanlıkları, sanal bağımlılık, alışveriş hastalığı, seks bağımlılığı gibi konulara yer verilmiş. İlginç tespitleri ve çözüm önerileriyle kitap dikkat çekiyor.

Kilo almadan sigarayı bırakmanın yolları


1. Sigarayı unutun!

En iyi yaklaşım, kilo alma ihtimalini göz ardı ederek, sigarayı bırakmaktır. En fazla bir-iki kilo alırsınız ya da hiç kilo almazsınız!

2. Egzersiz yapın

Hem sigarayı bırakmak hem de hayat tarzınızda değişiklik yapmak zordur. Gene de sigarayı bırakmadan önce spora başlamak ve bıraktığınız dönemde buna devam etmek çok faydalı olacaktır. Spor yapmak, hem kilo almanızı engelleyecektir hem de sigarayı unutmanıza yardımcı olacaktır. Deneyin, göreceksiniz.

3. Şeker tüketiminizi azaltın
Çok sıkı bir rejim uygulamanıza gerek yok. Çok sıkı bir rejim yaparak kendinizi zorlamak yerine, sadece yeme miktarınızı azaltın; ama her şeyi yiyin. Şekerli şeylerden uzak durun ve yediğiniz meyve miktarını artırın. Kan şekeri miktarınız düzelecektir ve canınız daha az şeker isteyecektir.

4. Yeme alışkanlığınızı değiştirin

* Daha küçük porsiyonlarda yemek yiyin. Mesela, daha küçük tabaklar kullanın.

* Daha yavaş yemek yiyin, sofrada yemeğini en son bitiren siz olun.

* Daha büyük bir su bardağı kullanın, her lokmadan sonra su için.

* Tatlı yerine meyve yiyin.

* Yemeğinizi bitirir bitirmez sofradan kalkın.

* Yemekten sonra yürüyüş yapabilirsiniz, dişlerinizi fırçalayabilirsiniz.

* Yapmamanız gereken en önemli şey ise sigara içmektir.

***

SİGARA İÇMEYİ UYGUNSUZ HALE GETİRİN

* Sigarayı kartonla almayı bırakın. Bir paket bitmeden diğerini almayın.

* Evde ya da işte, yanınızda sigara taşımayı bırakın. Sigaraya ulaşmanızı zorlaştırın.

* Sigara içmeyi hoş olmayan hale getirin.

* Sizin için özellikle zevk verici olmayan şartlarda sigara için. Örneğin, başkalarıyla birlikte içmekten hoşlanıyorsanız bunu yalnız yapın.


* Sandalyenizi boş bir köşeye doğru çevirin ve sadece içtiğiniz sigarayla onun olumsuz etkilerine konsantre olun.



* Elinizde sigara bulunmasını özlüyorsanız, anahtarlık, tespih, kalem gibi bir şeyle oynayın.

* Yemek aralarında çiğ sebze yiyin. Mesela havuç, salatalık, lahana iyi gelecektir.

* Daha erken yatmaya özen gösterin

* Abur cubur yemeyin.

* Hareket edin. Araba yerine yürümeyi tercih edin. Sabahları koşun. Ev temizliği yapın.

***
SİGARA BIRAKMA İSTEĞİNİZİ GELİŞTİRİN

* “Sigarayı o kadar seviyorum ki, bırakma isteği duyamıyorum.” diyebilirsiniz. Ama bunu yapmanın bazı kolay yollan var:

* Sigaranın size sağladığı yararları bir liste haline getirin. Aklınıza gelen tüm faydalarını yazın. Çok tarafsız bir şekilde listenizi yeniden gözden geçirin. Listedeki her madde, sizin için geçerli mi diye tek tek düşünün. Eğer listenizde “Rahatlamak için içiyorum.” maddesi varsa, kendi kendinize sormanız gereken en önemli soru “Sigara içmeyenler, rahatlamak için ne yapıyorlar?” olmalıdır. Eğer “Can sıkıntısından içiyorum.” diyorsanız ve sigara geçici olarak sizi oyalıyorsa, bu kötü alışkanlık için bir sürü para harcayacağınıza, kendinize daha faydalı bir hobi geliştirebilirsiniz.

* Şimdi listenizi yeniden, sigara içmeyen bir kişi gözüyle değerlendirin. İçmeyen biri, listeniz hakkında ne yorum yapardı? Sigara içmeyen bir kişi, sigarasız bir dünyayla ilgili ne düşünürdü? Siz de onunla aynı şeyleri düşünüyor musunuz?

* Burada unutmamanız gereken nokta şudur: Sigaranın size sağladığı şeyler geçicidir. Rahatlama, can sıkıntısını dağıtma, nikotin isteğini yok etme vesaire...

* Uzun vadede ise sigara size her anlamda zararlıdır!

***

SİGARA YERİNE YENİ BİR ŞEY BULUN

* Sigaranın size sağladığı yararları değerlendirdikten sonra, sigaranızın yerini alacak başka bir şey bulmanız gerekmektedir.

* Sigarayı bırakmayı istemenizi sağlayan sebepleri bir liste haline getirin. En başa “Daha uzun ve daha sağlıklı yaşamak için” diye yazın. Diğer sebepler ise, “Çocuklarıma iyi örnek olabilmek için”, “Para biriktirmek için” gibi olabilir. Herkesin hayatında bir değişiklik yaparken kuvvetli bir motivasyona ihtiyacı vardır. Eğer sigarayı neden bırakmak istediğinizi kesinleştirirseniz, başarmanız daha kolay olacaktır. Öncelikle, sigaranın size sağladığını düşündüğünüz yararlarının, hain yalanlardan başka bir şey olmadığını iyice anlayın.

***

Sevginizi tiksintiye dönüştürün

* Sigarayı bırakmazsanız karşılaşacağınız ve şu ana kadar sigara bağımlılığınız yüzünden başınıza gelen kötü şeylerin bir listesini yapın.

* Eğer sigarayı hâlâ seviyorsanız, onu kötülemeye ve kendinizi ondan soğutmaya başlayın. En sevmediğiniz marka sigarayı için. Bitmiş bir sigarayı, bir kâse su içine atın ve koklayın, ıslak sigara ne kadar tiksindirici kokuyor öyle değil mi? Bu size vücudunuzun ne halde olduğu hakkında bir fikir verecektir.

* Sigara içerken, aynada kendinize bakın. Ne kötü görünüyor değil mi? Dünyadaki hiçbir canlı, en ilkel yaratık bile, durup dururken içine duman çekmez. Siz niye yapıyorsunuz?

* Ellerinize ve dişlerinize bakın, ne kadar kirli ve bakımsız görünüyorlar, öyle değil mi? Dişlerinize bakan bir kişi, sizinle ilgili hiç de iyi şeyler düşünmeyecektir.

* Kendi kokunuzu hissedin. Ne kadar kötü kokuyorsunuz! Böyle kokmaya devam edecek misiniz?

* Sigara fabrikalarına yılda en az ne kadar para ödüyorsunuz? Siz sağlığınızı kaybederken, onlar zengin oluyor. Hiç düşündünüz mü?

* Arabanız da, eviniz de iğrenç kokuyor. Ne kadar havalanırsanız da fayda etmiyor.

* Sigara içmeyenlerin yanında sigara yaktığınız zaman, sizden nefret ediyorlar. Hiç kimse sizin yüzünüzden rahatsız olmak zorunda değil, hele de çocuklar.


***

Sigarayı asla bırakmamanın 5 yolu!

1- Sürekli “sigarayı bırak!” cümlesini duyuyorsunuz. Ama umurunuzda değil. Ölene kadar sigara içeceksiniz, değil mi? Sizi sigarayı bırakmaya zorlayan herkese ve her şeye karşı savaş açın!

Bunun için, ilk olarak asla ve hiçbir şekilde sigarayı bırakabileceğinize inanmayın! Zaten kimse sigarayı bırakamıyor diye düşünün. Bir nefes çektiğinizde yaşadığınızı hissedin. Yanınızda birisi sigara yakar yakmaz, siz de bir tane yakın. Hiç beklemeyin. Zaten eğer sigarayı bırakacağınızı düşünürseniz belki siz de o korkunç sigara düşmanlarından biri olursunuz. Hiç kimseye inanmayın, her ne kadar içinizden bir ses sigarayı bırakabilirsin dese de aldırmayın, nasıl olsa bırakamazsınız!


2- Sakın sigarayı bırakmak için bir tarih belirlemeyin. Hayatta en başarılı insanlar, plansız yaşayanlardır. Onlar şanslıdır. Onlara gökten zembille para iner. Her istedikleri kendiliğinden olur.

Hayatta kaybedenler, düzenli ve planlı yaşayanlardır. Amaç belirlemek, plan yapmak, plan yapmak, plan yapmak... Siz sakın yapmayın. Vaktinizi boşa harcamak olur. Hayatınızı yönlendireceksiniz de ne olacak, her şey nasıl olsa olacağına varacak!

Sakın sigarayı bırakmak için bir gün belirlemeyin. Böylece son sigaranızı ne zaman içeceğinizi asla bilemeyeceksiniz. Böylece, birbiri ardına sigara içebilirsiniz ve asla onsuz bir hayat düşünmek zorunda kalmazsınız.

3- Sigarayı bırakmamanın üçüncü yolu, hiçbir doktorla görüşmemektir. Doktorlar zaten her şeyi bildiklerini zannederler, Sürekli aynı şeyleri söylerler. “Neymiş, sigara hasta edermiş, bünyeyi zayıflatıp iş gücünü, cinsel gücü düşürürmüş, kalp ve akciğer hastalıklarına neden olurmuş, kanser yaparmış, yok daha neler. Sigaradan kime ne zarar gelmiş ki? Bir doktora gittin mi, işin bitti zaten, hemen sigarayı bırak der. Bir de bırakmak için önerilerde bulunur. Bunlar zaten yıllarca okuyup, sonra insanların her işine karışırlar. Sanki sigara içmeyen doktor yok.


4- Kesinlikle egzersiz yapmayın. Spor çok yorucudur. Sonra kalori yakarsınız. Ne gerek var? Hem zaten kaslarınızın çalışması için, haftada üç dört gün disiplinli spor yapmak lazım. Düşünsenize, bu süre zarfında televizyon seyredemeyeceksiniz . Hayatta olmaz!

Koltuğunuzda oturun ve bir paket daha sigara için. Ya da iki...

Herkes spor yapmanın iyi olduğunu söylüyor, strese iyi geliyormuş. Ama sizin zaten sigaranız var, tüm stresinizi alıyor.

Öyle değil mi? Kim ister sağlıklı bir vücut, güzel kaslar? Uzmanlar eğer spor yaparsanız, kendinizi daha iyi hissedersiniz, vücudunuz şekil alınca kendinize güveniniz artar, sigarayı bırakıp, kendinize iyi bakarsanız daha sağlıklı bir ömür sürersiniz gibi şeyler söyleyebilirler. Hiç umursamayın. Siz canınızın istediğini yapın, televizyonun karşısında sigara içmeye devam edin!


5- Son olarak sigarayı bırakmanızı engelleyecek beşinci yol, kesinlikle sigarayı bırakmaya çabalamamaktır. Buna hiç lüzum yoktur. Mutlaka daha önce sigarayı bırakmaya çalıştınız; ama yapamadınız. O zaman artık boş verin. Sigaraya köle olmaya devam edin.

Beş-on yıl daha fazla yaşamanın ne önemi var. Zaten bırakmanız mümkün değil, sakın sigarayı bırakma planı yapmayın. Bu konuda hiçbir şey okumayın, doktorlara danışmayın, sakın derin nefes almayın; o zaman akciğerlerinizin ne halde olduğunu hissedersiniz. Sakın fazla su içmeyin. Kesinlikle spor yapmayın ve sağlıklı beslenmeyin. Kül tablalarını kesinlikle boşaltmayın, arabanızda, evinizde, işyerinizde, her yerde sigara için.

***

Pasif içicilik nedir?
Zorla sigara içirilenlerden misiniz?

Sigara içilen bir ortamda sigara içmeyenlerin durumu pasif içicilik olarak adlandırılır. Bu sorunun net bir cevabı vardır ve EVET’tir. Sigaranın yanması sırasında nefesle içe çekilen duman ‘ana duman’, yanan uçtan dış ortama yayılan kısım ise ‘yan duman’dır. Bu ikisi arasında içerik açısından önemli farklılıklar mevcuttur. Yan duman daha düşük ısıda olması dolayısıyla tam yanmamış tütünden ortaya çıkar ve bu nedenle daha toksik ürünler içerir. Sigara içmeyenlerin içenlerle aynı kapalı ortamı paylaşması sırasında istem dışı solunan

* Bütün izmaritlerinizi büyük bir cam kavanoz içinde toplayarak, sigaranın pisliğini hatırlamak için saklayın.

***

BIRAKMADAN HEMEN ÖNCE YAPILACAKLAR

* Sigarasız olma egzersizleri yapın.

* Bir daha asla sigara içmeyeceğinizi ‘düşünmeyin.’ Her seferinde, o günü de sigarasız geçirmeyi düşünerek bırakın.

* Kendinize bugün sigara içmeyeceğinizi söyleyin ve içmeyin.

* Uzun süre kalan sigara kokusundan kurtulmak için elbiselerinizi temizleyin.


***

BIRAKTIĞINIZ GÜN YAPILACAKLAR

* Bütün sigara ve kibritleri atın. Çakmakları ve kül tablalarını saklayın.

* Diş hekimine gidip dişlerinizi temizleterek sigara lekelerinden kurtulun. Dişlerinizin bu şekilde ne kadar güzel göründüğüne dikkat edin ve onları öyle tutmayı hedefleyin.

* Kendiniz ya da bir başkası için almak istediğiniz şeylerin listesini yapın. Maliyetlerini sigara paket fiyatı üzerinden hesaplayın ve bu hediyeleri almak için parayı bir kenara koyun.

* O büyük günde kendinizi çok meşgul edin. Sinemaya, spor yapmaya gidin; uzun yürüyüşler yapın ya da bisiklete binin.

* Ailenize ve arkadaşlarınıza o günün sigarayı bırakma gününüz olduğunu hatırlatın. * Onlardan ilk haftalarda yaşayacağınız zorluklarda size yardımcı olmalarını rica edin.

* Kendinize bir mükâfat ya da kutlama niyetiyle özel bir şey verin.


***

BIRAKTIKTAN HEMEN SONRA YAPILACAKLAR

* Evde, işyerinde ve çevrenizde temiz, taze, sigarasız bir ortam oluşturun. Kendiniz için çiçekler alın.

* Sigarayı bıraktıktan sonraki ilk birkaç gün kütüphane, müze, tiyatro, ibadethane gibi sigara içilmesine izin verilmeyen yerlerde mümkün olduğunca çok vakit geçirin.

* Bol su ve meyve suyu için. (Ama kafein içeren meşrubattan sakının)

* Sigara ile bağlantı kurduğunuz içeceklerden sakının.

 

 

bu duman pasif içiciliği oluşturur. Pasif içicilerde aynen aktif içiciler gibi risklere maruz kalmaktadırlar. Kişilerin sigara içme özgürlükleri olmalıdır, fakat bundan daha önde gelen sigara içmeme veya temiz hava soluma özgürlükleri de olmalıdır.

Kişi her istediği yerde sigara içme hakkına sahip değildir. Sigara içilemez alanlara kişinin evi de dahildir ve hatta bu diğer yasak kapsamındaki alanlardan çok daha önceliklidir. Çünkü, pasif içiciliğin en kabullenilemez tarafı çocukların buna maruz kalmasıdır. Çocuklar sigaranın zararlı etkilerine daha duyarlıdırlar. Ülkemizde yapılan çalışmalar ilkokul çocuklarının her 3/4’ünün pasif içici olduğunu ve bu çocukların idrarlarında ölçülen kotinin düzeylerinin günde 6 adet sigara içen bir kişideki miktara eşdeğer olduğunu göstermiştir.

Sigarayı savunma konusunda ne kadar ileri giderse gitsin hiçbir anne-baba, en sevdikleri varlıklarının, kendi içtikleri sigaradan dolayı ileride bir astımlı, kronik

bronşitli olarak yaşamasını veya sık solunum yolu enfeksiyonu geçiren sağlıksız, mutsuz kişiler olmasını arzulamaz. Hiçbir sorumlulukları olmaksızın sadece sigara içen bir anne veya babanın çocuğu olmaktan dolayı akranlarının aksine özgürce koşup oynayamamaları ; ömür boyu hastane, doktor, acil servis kuyruklarında çile çekmeleri; devamlı hastalanıp, krize girip çok zor günler geçirmeleri; tatsız ilaçlar kullanmak zorunda kalmaları ve yediklerinden giydiklerine kadar her şeyde belirli sınırlamalara uymaları gerektiğinden hayat kalitelerinin önemli ölçüde bozulması etik açıdan kabul edilebilir bir durum değildir.

Sigara içme sağlık sorunu olma yanında, etik bir sorundur. Cadde ve sokaklarda, kaldırım ve koridorlarda yerlere atılmış izmaritlerden hasıl olan görüntüler bu davranışın etik temellerinin vurgulanmasında yeterince malzeme oluşturmaktadır.

 

 

 

23:16 - Aralık 14, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 14, 2007

BİLİM VE TEKNOLOJİ HABERLERİ

Kategori: Belirtilmemiş

BİLİM VE TEKNOLOJİ HABERLERİ

 

İnsan Genomu Sanıldığından Daha Değişken

RNA Ailesine Yeni Üye

Biyoçeşitlilik Yolunda

Hurda DNA'nın Motifleri Bize Ne Anlatıyor?

Ve Bir Hastalığın Daha Sırrı Çözüldü (Fibrodysplasia ossificans progressiva-FOP)

Mamutların Genetik Şifresi Çözüldü

Koreli Klonlama Yıldızının Çöküşü

Yarış Atlarının Atası

Deri Rengimizin Anahtarı Zebra Balığında

Haploid Haritası Yayımlandı

Yüzükle Gelen Birliktelik

Dayanıklılığın Kalıtsal Temeli

Peleolitik Genetik

İskelet Saatleri

Biyo Programlama

Burnuna Güven

Sıçrayan Genlerle Farklı Beyinler mi?

Kelliği Kadınlara Borçluyuz

Hücrenin Aritmetik Öğretmenleri

İkizlerde Yol Ayırımı

Klonlar Kervanına Sevimli Yeni Üye

İşitme Engelinin Bir Suçlusu Daha Yakalandı

Rüzgara Dayanıklı Pirinç

İnsanlık Tarihini Aydınlatma Yolunda "Genografi" Projesi

Kaplanı Bul, Parayı Kap...

Soluduğumuz Genler

Tarih Öncesi Genler mi Taşıyoruz?

Ürik Asit Omurilik Hasarını Hafifletiyor

İpekböceği Genomu

Genetik Bilimciler İlk Memeliyi Araştırıyor

Primat Klonlama İçin Yeni Adımlar

Radyasyona Meydan Okumanın Sırrı

Zavos Yine Ortalığı Karıştırdı

Ketçap Domatesinin Küçük Sırrı

21.037 İnsan Geni Çözüldü!

Artık Sıçanların da Gen Haritası Var

Şempanzelerin Gen Haritası Neler Söylüyor

Renkli Manzaraların Bedeli

Nil Virüsü Neden Amerikalıları Seviyor?

Klonlanmış Embriyodan Kök Hücre

Sivrisinekleri Çeken Molekül

Arı Genomu

Mercanlarla Akrabaymışız...

Deli Dana

Atalarımızın "Soğuk" Genleri Beynimizi Koruyor

Yalnızca Birkaç Babadan Türemişiz

Yanardağ ve Dev Kaplumbağalar

Ağaçlarda Sağlıklı Kahve

Sıra Kendi Mikroplarımızda

Gen-Toto'nun Galibi Belli Oldu

Erkeklik Daha Ölmedi

İlk Katır Klonu

Uzun Ömürlü Kuşun Sırrı

Kızıl Saçlı Kadınlar Acıya Daha Dayanıklı

Çektiğiniz Acı Geninize Bağlı

Otizm 7. Kromozomda

İnsanlık Tarihinin Kara Sayfasına Genetik Kanıt

Erken Yaşlanma Geni Bulundu

Primatlar Neden Klonlanamıyor?

Kanserle Savaşta Zebradan Yardım

Şöhretin Ölümü

Cengiz Han'ın 16 Milyon Torunu

Genlerde Demografi Tarihi

Yapay Yaşam Peşinde

Fare Standartlaştırılabilir mi?

Fareler ve İnsanlar

Küçük RNA'lar

Bin Dolara Gen Haritanız!

Biyosanatta Sınır Ötesi

Protein Dogru Katlanmazsa

Meyveleri Olgunlaştıran Gen Bulundu

Çayınıza Kaç Patates İstersiniz?

Radyasyon, Mütasyonları Hızlandırıyor

Kanseri Önleyen Sistem Yaşlanmayı Hızlandırıyor

Yedek Organlarımız Tepside Hazır mı?

Geniniz Kadar Hızlısınız

2008 Olimpiyatlarında GM Atletler mi?

Gen Patentine İsyan

Avrupa Gen Terapi Derneği 9. Toplantısı

Canlı İlaç Fabrikaları

İnanılmaz Bakteri

Genlerimiz Sanılandan çok Daha Fazla

Sıtmayla Gen Savaşı

Sinir Tedavisinde Kök Hücreler

Fransa Genom Alanında Hamleye Hazırlanıyor

Gen Hırsızı Virüsler

Gen Tedavisinde Yeni Yöntem: DNA İskeleleri

Bakterileri Azdıran Gen

Gen Naklinde Atılım

Genetik Kopyalamada Oğlaklar Revaçta

Refah, Mutasyonu Hızlandırıyor

İnsan Klonlanmasına Bir Adım Daha

Yapay Döllenme Alarmı

Spermlere Fare Kuvveti

Evrimin Sıçramaları

İlk Anamız Sanıldığından Yaşlı

Kraliçe Geni

Spermsiz Döllenme

Gen Nakliyle Fotosentezsiz Alg

Kök Hücrelerin İnadını Kırmak

Kök Hücrelerden Yeni Hücreler

İnsan Klonlama Kararına Tepkiler

Yeni Proteinler İçin "Top Ten"

Alzheimer Geni mi?

Gençliğin Sırrı Yaşlı Sineklerde

Yaşam Molekülü

2000 Yılının Yıldızı Genom Dizilişi

Kök Hücrelerden Acil Müdahale Gücü

Yüksek Teknolojili Panzehir

Ana Sütünde Kültür

Hayvanlardan Organ Nakline Sıkı Denetim

Kök Hücreler Sanılandan da Marifetli

Müsveddemiz Hazır

Genom Projesinin Düşündürdükleri

Çelişkili Gen Sayıları İçin Piyango

Neredeyse İnsan

Yapay DNA

A Vitamini Beyin İçin Gerekli

Yürüyen Her Şeyi Kopyalayamazsınız

Mongoloid Fare

Kök Hücrelerle Fare Klonlama

Alzheimer İçin Genetik Umut

Organ Reddini Önlemenin Yolu

Köpeğinizin Ömrü

Fosforlu Sinekler

Bilim Adamları, Yaşamın Şifresini Çözdü

Gen Haritamızın Üçte Biri Hazır

Karaciğer Hastaları İçin Umut: Donmuş Hücreler

Omurilik Onarımı İçin Yeni Umut

 

KAYNAK: http://www.biltek.tubitak.gov.tr/haberler/index.php?kategori_id=10&kategori_isim=genetik

23:15 - Aralık 14, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 14, 2007

                          BİYOLOJİNİN TARİHİ

 

Biyoloji bilimi, insanın kendini ve çevresindeki canlıları tanıma merakından doğmuştur İlk insanlar çevrelerinde yaşayan sığır , geyik ve mamut gibi hayvanların resimlerini mağara duvarlarına çizerek bunları incelemeye başlamışlardır.

Antik çağdan günümüze kadar biyoloji bilimindeki gelişmeleri, ilgili bilim adamlarıyla aşağıdaki gibi özetleyebiliriz:

Thales (Tales) (M.Ö. VII. yy .)

İlk biyolojik yorumları yapmıştır.

Aristo (M.Ö. 384-322)

Canlılar dünyasını inceleyen ve ''bilimsel doğa tarihi'nin kurucusu olan ilk bilim adamıdır. Aristo, bir bilim adamında bulunması gereken iki önemli özelliğe, yani iyi gözlem yapabilme ve bunlardan doğru sonuçlar  çıkarabilme yeteneğine sahiptir .Çalışmalarını ''Hayvanların Tarihi, Hayvan nesli üzerine'' ve ''Hayvan Vücutlarının Kısımları Üzerine'' adlı kitaplarında toplamıştır. Aristo, canlıların oluşumlarını ''kendiliğinden oluş (abiyogenez)'' hipotezi ile açıklamış, ayrıca ilk sınıflandırmayı da yapmıştır.

Galen (M.Ö. 131-201

Canlı organlarını inceleyerek fizyoloji biliminin doğmasını sağlamıştır .

Galileo (Galile

1610 yılında ilk mikroskobu bulduğu samlmaktadır. Mikroskobun  keşfi biyolojik çalışmalara büyük ivme kazandırmıştır .

Robert Hooke (Rabırt Huk)

1665 yılında mikroskop ile mantar kesitini inceleyerek ilk hücre ( cellula )yi tanımlamıştır. 

Leeuwenhoek (Lövenhuk

1675 yılında geliştirdiği mikroskop ile ilk bir hücrelileri  (bakterileri) göstermiştir. 

Carolus Linnaeus (Karl Linne

1707-1778 yıllarında ilk sınıflandırmayı yapmıştır.

Schleiden (Şlayden

1838'de bitki hücreleri üzerinde çalışmalar yapmıştır.

Schwann (Şivan)

1839'da hayvan hücresini bitki hücresiyle karşılaştırdı.Schleiden ve Schwann'ın hücre teorisinin ortaya konulmasında katkıları olmuştur. 

Charles Darwin (Çarls Darvin)

1859 yılında ''Türlerin Kökeni'' adlı yayınlayarak ''doğal seleksiyon' yoluyla türlerin evrimini ortaya koymuştur.

Pasteur (Pastör) (1882-1895)

Biyogenez hipotezini kanıtladı. Mikroskobik canlıların fermantasyona (mayalanma) neden olduğunu tespit etti. Aynca kuduz aşısının bulunmasını sağladı .

Gregor Mendel (1822-1884):

Kilisesinin bahçesinde yetiştirdiği bezelyelerde yaptığı deneyler sonucunda kalıtsal özelliklerin dölden döle geçişi ile ilgili önemli sonuçlar elde etmiştir. Mendel bu çalışmalarıyla genetik bilimin kurucusu olmuştur .

Miescher (Mişer)

1868'de nükleik asitleri bulmuştur.

Beijrinck (Bayerink)

1899'da tütün yapraklarında görülen tütün mozaik hastalığını incelemiştir. Virüslerin keşfine katkıda bulunmuştur .

Wilhelm Röntgen (Vilhem Röntgen)

1895 yılında tıpta kullanılan röntgen ışınlarını bulmuştur .

Sutton (Sattın)

1903 yılında kalıtımın kromozom kuramını yani genlerin kromozomlar üzerinde bulunduğunu açıklamıştır .

Wilhelm Roux (Vilhem Ru) (1850-1924)

Embriyolojinin kurucusu olmuştur.

Otto Mayerhof (Otto Mayerhof

1922'de kastaki enerji dönüşümlerini inceleyerek Nobel tıp ödülünü almıştır.

Sir Alexender Fleming (Sör Aleksendır Fleming

1927'de penisilini bularak bakteriyal enfeksiyonlara karşı etkin mücadeleyi sağlamıştır .

E.A.F Ruska 

1931 yı1ında elektron mikroskobunu bulmuştur.

James Watson (Ceyms Vatsın), Francis Crick (Fransis Krik)

1953 yı1ında DNA molekül modelini ortaya koymuşlardır .İkili sarmal modeli günümüzde de geçerliliğini korumaktadır.

Steven Howel (Stivın Havıl)

1986 yı1ında ateş böceklerinin ışık saçmasını sağlayan geni ayırarak tütün bitkisine aktarmış, tütün bitkisinin de ışık saçmasını sağlamıştır. İşte bu olay gen naklinin başlangıcı olmuştur.

Wilmut (Vilmut)

1997 yı1ında bir koyundan alınan vücut hücresinin çekirdeğini, başka bir koyuna ait çekirdeği çıkarılan yumurta hücresine aktararak genetik ikiz elde etmiştir .

Tüm bu çalışmalar biyolojiyi 21. yüzyılın en önemli bilim dallarından biri yapmıştır...

23:15 - Aralık 14, 2007 - yorum { 2 } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 14, 2007

Unutkanlığı önleyen besinler

 

 Unutkanlığı önleyen besinler  
ADANA (İHA) - Metropollerde yaşayan insanların sıklıkla karşılaştığı unutkanlık sorunu, bazı besinlerin düzenli kullanımıyla çözülebiliyor.

Uzmanlar, protein, karbonhidrat, vitamin ve minerallerden oluşan bir beslenme programıyla beynin performansını artırarak, dikkat ve konsantrasyon açısından güçlendirilebileceğini belirtiyor. Erken yaşta "Alzheimer" vakalarının son yıllarda giderek artması nedeniyle yapılan araştırmalarda, "kolin" adlı maddenin hafıza depolanmasında önemli rol oynadığı, eksikliğinde ise unutkanlığın oluştuğu ortaya çıktı. ABD'de yapılan bir araştırmada, "Alzheimer" rahatsızlığı ve unutkanlık sorunu bulunan hastalara,kolin açısından zengin olan yeşil yapraklı sebzeler verilmesiyle hastaların gelişme gösterildiği tespit edildi.

Öğrenme yeteneğini geliştiren ve hafıza için hayati önem taşıdığı belirtilen kolin maddesinin doğada en çok anne sütünde bulunduğunu belirten uzmanlar, beynin hafızayla ilgili bölümünün, bebeklikte yeterli kolin alınmasıyla gelişebileceğini belirtiyor. Gelişmiş ülkelerde bebek mamalarının içerisine konulan kolin maddesi, anne sütünden sonra en çok soya fasulyesi, yeşil yapraklı sebzeler, karnabahar ve yumurta sarısında bulunuyor. Bu nedenle uzmanlar, unutkanlık ve erken Alzheimer rahatsızlığı için bu besinlerin düzenli olarak bir ya da birkaç öğünde tüketilmesini öneriyor.

23:13 - Aralık 14, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 14, 2007

               Güneş sistemi dışındaki gezegende su  
Güneş sistemi dışındaki gezegende su  
Washington (AA) - Güneş sistemi dışındaki bir gezegenin atmosferinde su bulunduğu tespit edildi.
 
ABD'nin Arizona eyaletindeki Lowell gözlem evinden astrofizikçi Travis Barman, Hubble uzay teleskobuyla yaptıkları incelemede, ilk kez güneş sistemi dışındaki bir gezegenin atmosferinde suya rastladıklarını belirtti.
 
Barman, Dünya'dan 150 ışık yılı uzaktaki HD209458b gezegeninin atmosferinde su buharı bulunduğunu kaydetti.
 
Travis Barman, ''Artık güneş sistemi dışındaki bir gezegenin atmosferinde su buharı olduğunu biliyoruz ve güneş sistemi dışındaki başka gezegenlerin atmosferlerinde de su buharı olduğunu düşünmek için iyi bir nedenimiz var'' dedi.
 
Amerikan Ulusal Havacılık ve Uzay Dairesinin (NASA) de destek verdiği bu araştırmanın sonuçları, internetteki astrofizik gazetesinde "http://lanl.arxiv.org/abs/0704.1114" adresinde yayımlandı.

23:11 - Aralık 14, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 14, 2007

Hafızanızı Test Edin

Kategori: Belirtilmemiş

  Hafızanızı Test Edin

'Hafızamı kayıp mı ediyorum?' Son günlerde, herkesi en çok korkutan konu bu. O kadar çok şey öğrenmek zorundayız ki, belleğimiz yetmiyor. Peki hafıza bu bilgileri nasıl depoluyor ve neden bazılarımızınki daha kuvvetli? Öyle bir çağdayız ki, bilgiler ışık hızıyla değişiyor. Hatta o kadar ki bu bombardıman yüzünden birçoğumuz 'hafıza yetersizliği' içinde kıvranır olduk.

Bunu biz değil, araştırmalar söylüyor. Amerikan Newsweek dergisinde geçtiğimiz günlerde yer alan bir araştırmaya göre, milyonlarca Amerikalı hafızasını güçlendirmek konusunda paniğe kapılmış durumda... İlaçlar, hormon ve vitamin takviyeleri, hafızayı güçlendirecek kitaplar ve oyunlar kapış kapış satılıyor. 

 

İnsanlar, daha güçlü bir hafızaya sahip olmak için çabalarken, bilim adamları, nörologlar, psikologlar ve biyologlar da bu konuda elele vermiş durumda. Bu güne kadar açıklanamayan 'hafıza sırları'nı gözler önüne sermek için çaba harcıyorlar. Neler ispatlayabileceklerini zaman gösterecek. Ancak biz sizi, bu konuda bu güne kadar gelinen aşamaya götürmek istiyoruz. İşte GATA (Gülhane Askeri Tıp Akademisi) Nöroloji Bölümü'nden Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ'ın verdiği ve küçük bir araştırmayla toparladığımız bilgilerin ışığında hafıza... 

 

Öğrenme ve unutma


Prof. Tanrıdağ, öncelikle "Hafıza aynı zamanda ve doğal olarak, içinde unutmayı da taşıyor" diyor. 

 

Yani hiç kimsenin hafızası ya da hafızasının gücü, sadece öğrenilen yeni şeylerin aritmetik toplamından oluşmuyor. Gerçek hafıza, öğrenilenlerle unutulanların arasında bir yerde. Önemli olan bu yerin hangi etkenlerle belirlendiğini anlamak. Bu etkenler çerçevesinde, ibre öğrenme tarafına dönükse, kişi ne kadar unutursa unutsun hafızası zayıflamıyor. Buna karşın, eğer yeterince öğrenemiyorsa, unutkanlığı az olsa bile hafıza bozukluğu için zemin hazırlanmış demek. Özetle, hafızanın dengesindeki ana faktör, unutmaya hayıflanmak yerine, öğrenmeye çaba harcamak. İşte bazılarımızın hafızasını diğerlerimize göre daha kuvvetli kılan en önemli etken de bu. 

 

Yaşa bağlı değil
Hafıza konusundaki yanılgılardan bir diğeri de, onun gücünü sadece bir-iki faktör çerçevesinde değerlendirmek. Prof. Tanrıdağ, buna bir örnekle açıklama getiriyor: "Yaşlanan insanların daha çok unuttuklarına inanılır. Fakat doğru olan, yaşlanan insaların daha çok değil, daha sık unuttuklarıdır" diyor. Oysa, sık sık unutmasına rağmen, kişi öğrenmeyi sürdürüyorsa, düşüncelerini farklı sembollerle ifade edebildiği sürece, hafıza gücünün düşmesi problem olmayacaktır. 

 

Fakat şu da bir gerçek ki, beyin yapısında öğrenmeyle unutmanın dengesini belirleyen temel faktör, zaman içinde herhangi bir organ gibi beyinin de yaşlanmasıdır. Çocukluktan beri beyine giren yeni bilgiler doğrultusunda yeni bağlantılar kurulduğundan, sürekli öğrenen bir beyin, kendini sınırlı da olsa yenileme şansına sahip olur. Yani, bilgilenme sürecinin yoğunlu ve süresi, beyin yaşlanması kavramıyla çok yakından ilişkilidir.  

 

Genler etkili


Hafızanın güçlü veya güçsüz olmasında, kişinin doğuşta sahip olduğu genetik ve biyolojik özellikler, içinde bulunduğu toplumsal yapı, gördüğü eğitim, öğrendiklerini uygulama çeşitliliği ve yeni şeylere merakı da etken. Yani, bazı yetenekler ya da hastalıklar gibi hafıza da kalıtım yoluyla kuşaklara aktarılıyor. Eğer çocuk unutkanlığın fazla görüldüğü bir aileden geliyorsa, gelecekte onun da unutkan olma ihtimali yüksek. Prof. Tanrıdağ, bunun gibi toplumsal bir kalıtımdan, daha doğrusu evrimden sözedilebileceğini belirtiyor: "Nasıl ilkçağlardaki insanların beyin kapasiteleriyle bugünkü bir değilse, beynin geçen zaman içinde gelişmesi, hücre sayısının artması, daha fazla merkezinin kullanılması, çağlar boyu öğrenilen bilgilerin genlerle yeni kuşaklara aktarılması, insan hafızasını daha komplike, daha geniş ve kullanılır hale getirdi. Bu bilgiler doğrultusunda kişiler arasındaki hafıza farklılığını da açıklayabiliriz". 

Beyin sadece bir öğrenme değil, aynı zamanda unutma organı. Beyinde ne öğrenmeyle, ne de hatırlamayla ilgili ayrı ayrı merkezlerin olduğu söylenemez. Çünkü, beyinde öğrenmeyle ilgili birden fazla alan var. Aynı durum, hatırlamak için de söz konusu. Beynin sağ ve sol yarılarının bile öğrenme türleri birbirlerinden farklı. Genel olarak beynin sağ tarafı, daha çok uzay-mekan ilişkilerini, duygulanım farklılıklarını, melodik bilgileri öğrenirken, sol tarafı beceri gerektiren işlevleri, dili ve sayısal işlemleri depoluyor. Öğrenmeyle ilgili beyin alanlarıysa, her iki yarıyı da kapsıyor. 

 

Farklı merkezler


Hatırlanması gereken bilgiler bu şekilde alındığından dolayı, bellek ve hatırlama da beyinde benzeri bir organizasyona sahip. Sağ beyin, bazı bilgilerin belleğine daha fazla sahipken, sol beyin de diğer bilgilerin belleğinde daha güçlü. Yani, hafızayı beyinde tek bir merkez yönetmiyor. Çünkü öğrenme tek bir merkezde gerçekleşmiyor. Hafıza, bu farklı merkezler tarafından öğrenilen bilgileri, yine bu merkezlerin içine kaydediyor. Ancak iki beyin yarısı arasında iyi bir iletişim ağı olduğundan, bu bilgileri birarada kullanıyoruz. 

Beynin her iki yarısında rol oynayan özel alanlar var. Bunlardan en önemlisi, beyinin derinliklerinde (daha çok şakak lobunun iç derinliğinde) yer alan 'Hipokampus' isimli çekirdeksi yapı. Bu bölgeye iki yanlı birşey olursa, kişiler yeni bilgileri öğrenemiyorlar. Dolayısıyla, o bilgilerle ilgili olarak hafızaları da oluşmuyor. Ancak, bu kişiler eskiden öğrendikleri bilgileri kullanmaya devam edebiliyorlar. 

 

Nasıl güçlenir?


Peki, kişi kendi çabalarıyla hafızayı güçlendirebilir mi? Bu konu, gitgide para kazandıran bir sektör haline dönüşmüş durumda. Peki bu yöntemler ne derece yararlı? Bunlara tek tek değinmeden önce şunu hatırlatalım: Hafızada yıkım oluşmaya başladıysa, bunu tedavi etmek mümkün olmuyor. Uygulanan tedaviler sadece bu gidişi yavaşlatmayı amaçlıyor...  

Egzersizler: Prof. Dr. Oğuz Tanrıdağ, hafızayı kuvvetlendirici tek bir egzersiz olmadığını savunuyor. Burada önemli olan kişinin kendi kendine "en çok neyi unutuyorum?", "hangi alanda daha çok unutuyorum?" gibi sorular sorması. Böylece kişi hangi alandaki hafızasının daha zayıf olduğunu anlayabiliyor. Kimi insanlar yüzleri iyi hatırlarken isimleri, kimileri isimleri iyi hatırlarken numaraları hatırlayamayabilir. Yani herkes her alanda başarılı olamadığı gibi, hafızası da her alanda kuvvetli olmayabiliyor. Ama önemli olan nokta kişinin hafızasının zayıf olan kısımlarını farketmesi. Sonraki aşama bu alanda aktivitelerini artırıp kendini kuvvetlendirmesi. 

 

İlaçlar: Yapılan çalışmalar, hastalıklarda öğrenmeyle ilgili kimyasal madde olan 'asetil kolin' maddesi yıkıma uğradığı ve bunu üreten çekirdekler dejenere olduğu için, bu maddenin hastaya dışarıdan verilmesini kapsıyor. Diğer bir görüş, östrojen tedavisinin unutkanlık konusunda çok iyi sonuçlar verdiği... 40 yaş sonrasında menopoza giren kadınların östrojen tedavisini uygulamalarının Alzheimer hastalığını geciktirdiği tıp dünyasında neredeyse kabul edildi. Özellikle damar hastalığı olan kişilerin kullandığı kan sulandırıcılarının ve damar açıcı ilaçların dolaylı yoldan geciktirici özelliği olduğu savunulan bir başka görüş. Buna dayanarak aspirin, kanı sulandırdığı, beyini beslediği ve yeni pıhtı oluşumunu engellediği için önerilen bir ilaç.  

 

Beslenme: Beslenmenin hafızayı doğrudan etkilediği yolunda kanıtlanmış veriler yok. Ancak E vitamininin hafızayı kuvvetlendirdiği üzerinde duruluyor. Alzheimer hastalığına yakalanmış kişilerde düşük E vitamini düzeyi tesbit edilmiş. Bu nedenle, bu vitamin açısından zengin yiyeceklere yönelmek faydalı olabilir: Bitkisel yağlar, soya fasulyesi, ayçekirdeği, badem, yer fıstığı, ceviz bu açıdan zengin kaynaklar. Nisbeten daha fakir olmalarına rağmen, tüketim oranı artırıldığında yumurta, süt ve süt ürünleri, tahıllar, sebze ve meyveler de tercih edilebilir.  

 

Hafıza hastalıkları


Beyinde gelişen hastalıklar ya kısmen ya da genel olarak öğrenme ve hatırlamayı, kısacası hafızayı etkileyebiliyor. Hastalığın oluştuğu beyin dilimine göre, sorunlar değişebiliyor. Örneğin sol beyin hastalandığında kelime hafızası etkilenirken, sağ beyin hastalandığında yönlerin unutulması, müzik duygusunun kaybolması söz konusu olabiliyor. Ancak beyinin bir tarafı hastayken, diğer sağlıklı tarafta bir hafıza kaybı söz konusu olmuyor. Beyinin her iki yarısını da etkileyen bazı hastalıklarda daha genel ve derin bir hafıza problemi oluşuyor. Bunama adı verilen bu geniş grup içinde, birçok sınıflama var.

 

 Bunları: 

 

 * Pick: Hafıza kaybından önce, dil ve konuşma bozukluğuyla başlıyor. Sonra hafıza bozukluğu oluşuyor. 
* J.C. (Jacob Cruisel) Hastalığı: Bu rahatsızlığa virüsler yol açıyor.
virüs
vücuda girdikten 6 ay kadar sonra, bellek ve davranış yıkımına neden oluyor. 
* Düşük basınçlı hidrosefali: Hastalık beyin suyunun dolaşımını engelliyor. Hastalık artarsa idrar kaçırma, unutma, denge bozuklukları yaşanabiliyor. 
* Vasküler demans: Beyin damarlarında tıkanma ve yüksek kolesterol nedeniyle ortaya çıkan damar hastalıklarının sonucunda, şiddetli bunama olarak görülüyor. 
* Travmalar: Çarpma, kazalar gibi travmalar sonucunda beyinin zedelenmesi, birçok alanda olduğu gibi hafızada da bozukluklar meydana getiriyor. 

 

Alzheimer'dan etkilenen merkezler


1 Hipokampus: Merkezde oluşan tahribat hafıza kaybına yol açıyor. 
2 Parialtal lob: Başın arka kısmında bulunan lob his merkezi. Hipokampusla iletişiminde problem olursa, duyularda bozukluk, yüzleri hatırlayamama, konuşma ve okumada sorunlar oluyor. 
3 Motor kortex: Hareket merkezi olan beynin dış kabuğu, hipokampusla bağlantısında problem olduğunda hislerde sorun yaşanıyor. Ayrıca öğrenmeyi ve hafızayı direkt olarak etkiliyor. 

 

Alzheimer gerçeği


Genelde 70'li yaşlardan sonra başlayan Alzheimer'ın nedeni tam olarak bilinmiyor. Beyin hücrelerinin ve bağlantılarının yıkımı, kimyasal maddelerin oranlarının azalmasıyla şekilleniyor. Ne yazık ki, durdurulması mümkün değil. İleri yaşlarda ortaya çıkmasına rağmen, hastalığın tek nedeni yaşlılık değil. Genetik ve çevresel etkenlerde söz konusu.  

 

Çocuk ve hafıza


Küçük yaşlardan başlayıp çocuğunuzun hafızasını güçlendirebilirsiniz. Bunun için: 

 * Çocuğunuzun önüne birkaç tane (4'ten fazla olmayacak) oyuncak koyun. Sonra ona gözlerini kapatmasını söyleyin ve bir tanesini saklayın. Çocuk hatırlamak için hafızasını çalıştıracaktır. 
* Ona beraber yaptığınızişlerin sıralamasını sorun. Mesela giyinmeye hangi kıyafetten başladığını, masayı hangi sırayla kurduğunuzu akıldan saymasını isteyin. Böylece çocuk belleğini daha fazla kullanmayı öğrenecektir.

23:10 - Aralık 14, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 14, 2007

148 ARAMA MOTORUNA BEDAVA KAYIT

 

Parasız karşılıksız tamamen duygusal internet gibi güzel bi nimeti parayla ölçenlerin inadına bedava...

                              BEDAVA KAYIT LİNKİ

Bilgi paylaştıkça değer kazanır saygılarımla.....

23:08 - Aralık 14, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 14, 2007

Bilgisayar ellerinizi hasta etmesin

Kategori: Belirtilmemiş

Bilgisayar ellerinizi hasta etmesin


Çalışırken bilek ve eli düz tutmak gerekiyor 

 

 

Hamilelik döneminde de görülen 'Karpal Tünel Sendromu', bilgisayar kullanan veya elleri tekrarlı hareket eden kişileri tehdit ediyor.

Karpal Tünel Sendromu, 'median' adı verilen sinirin; bilekte, ön koldan ele doğru geçtiği 'karpal tünel' adlı dar geçit içinde yaralanmasından kaynaklanıyor.

Zira, sinir bu tünelde geçerken 'tekrarlanan zorlama yaralanması' veya aşırı kullanıma karşı duyarlı hale geliyor.

Eğer rahatsızlık tedavi edilmezse belirtiler elde, zamanla dirsek ve omuza da yayılan ısrarcı ağrılara dönüşüyor. Uzun vadede operasyon gerekebiliyor.

Hastalığın en erken bulgusu dokunulan yüzeylerdeki dokuların veya temasın hissedilememesi. Cisimlerin sıkı tutulamaması, belirgin güçsüzlük ve median sinir tarafından kontrol edilen kaslarda zayıflama ise ilerleyen aşamalarda görülüyor.
 
Bilgisayar ile sorun yaygınlaşıyor

Birçok kişi hastalığın bilgisayar klavyelerinin kullanılmaya başlamasıyla ortaya çıktığını düşünüyor. Karpal tünel ve diğer sinir geçitleri yaralanmaları çok uzun süredir gözleniyor, ancak bilgisayar klavyeleri üzerinde tüm parmakların yoğun şekilde çalışmasıyla sorun yaygınlaşıyor.

İster sistemik kaynaklı olsun ister tekrarlanan stresler sonucu oluşsun, karpal tünelin çoğu yaralanmaları önlenebiliyor ve erken teşhis edilirse tamamen tedavi edilebiliyor.
 
Hastanın, rahatsızlığı yaratan aktivitelerine son vermemesi veya değiştirmemesi ellerde, bileklerde veya vücudun çeşitli yerlerindeki kaslarda kalıcı ve geri dönüşü olmayan hasarlar doğuruyor.

Belirtiler nedir?

  • Elde, genellikle de baş parmak ve ilk üç parmakta karıncalanma ve uyuşukluk hissi
  • Bilek ve ön kolda, zaman zaman omuza, boyun ve gövdeye veya ayağa yayılabilen ani ağrılar
  • Yumruğu sıkmada veya küçük nesneleri tutmada güçlük

    Korunmak için...
     
    Elin doğal pozisyonu, birçok aktivitede, düz veya bilekten hafifçe büküktür, baş parmak ise az çok ön kol ile aynı doğrultudadır. Eli uzun süre boyunca ileri veya geri bükülü tutmak karpal sinirlere baskı yapar.
  • Çalışırken bileklerinizi ve ellerinizi mümkün olduğunca düz tutun
  • Eğer işiniz tekrarlayan el ve parmak hareketlerini gerektiriyorsa her saat başı ara verip ellerinize ve bileklerinize egzersiz yapın
  • Eğer bilgisayar klavyesi başında çalışıyorsanız, doğal olmayan bükülmeleri engellemek için bir bilek desteği kullanın
  • Masanız ile sandalyenizin yüksekliklerinin duruşunuza uygun olduğundan emin olun.
     
    Hamilelikte ne yapmalı?

    Hamilelikte ise karpal tünel sendromu oluşmasını engellemek için bazı önlemler almak yarar sağlıyor:  
     
  • El bileğinin uzun süre aynı pozisyonda tutulmaması
  • Su tutulmasını azaltmak için tuz alımını kısıtlamak
  • Düzenli aralıklarla el bileğini dinlendirmek
  • Uzun süre tekrarlayıcı karekterde hareketler yapmamak
  • Obesite karpal tünel sendromu için bir risk faktörü olduğundan kilo verilmesi
  • Egzersiz
  • 23:06 - Aralık 14, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


    written by bilimhaberleri


    { Sayfa 1 of 191 }
    <- Önceki Sayfa : : Sonraki Sayfa ->