Ocak 1, 2008

8 megapiksellik telefon

Samsung, 8 Megapiksellik CMOS sensör ürettiğini açıkladı.Cep telefonlarında çözünürlük üst sınırı 5 Megapiksel iken yeni üretilen bir sensörün bu sınırı 8 Megapiksele çıkardığı belirtildi. Devamını oku....

Nikon durdu durdu patladı

Nikon profesyonel SLR makineler serisini yeni duyurduğu D300 modeliyle bir üst seviyeye taşıyor. DX biçimindeki Nikon D300 modeli, pek tabii ki Nikon'un o iddialı kasa yapısı ve içinde barındırdığı çok işlevlilik seçenekleriyle kullanıcıları adeta büyüleyecek. Devamını oku....

İlk kendi kendine yazılabilen CD

Fransız marka TX WEA CDSoft-R ile başka programa ihtiyaç duymadan yazılan ilk CD'yi piyasaya sunuyor.
Püf nokta: yazım programı CD'nin içine entegre edilmiş durumda. Devamını oku...

Mobil Tv Uygulaması Başladı

Avea, Mobiltürk ile yaptığı işbirliği kapsamında History Channel, Crime and Investigation Network ve Biography Channel gibi yeni birçok TV kanalını Mobiltürk Mobil TV servisi ile abonelerine ulaştırmaya başladı.

Devamını oku...

Müzik ‘iPod Çağı’nı yaşıyor

iPod piyasaya çıkmasının üzerinden henüz beş yıl geçmesine rağmen müzik dinleme alışkanlığını tamamıyla değiştirdi. 2002 yılında 381 bin adet satılan iPod, 2003’te 939 bin, 2004’te 4 milyon 416 bin ve iPod Mini’nin pazara sunulmasıyla birlikte 2005’te tam 22 milyon 497 bin adet satıldı.

Devamını oku...

HP PSC 1210 Kurulumu (Videolu Anlatım)

Elimde bulunan HP PSC 1210 All in one (yazıcı + tarayıcı + fotokopi) makinesini Pardus'ta nasıl tanıttığımı anlatmak için bir video hazırladım. Dosyanın boyutu fazla olmasın diye ekran boyutlarını küçültmüştüm. Bilgisayarda tam ekran izleyebiliyorum. Burada olur mu bilmiyorum.  Devamını oku....

Virtual Earth'e Dev Güncelleme

Virtual Earth, Microsoft'un Google Maps ve Google Earth servislerine cevabı olarak görülüyor. Virtual Earth'ün övündüğü tarafı bazı yerlerin üç boyutlu topografik görüntülerini yansıtması. Eksik yönü ise henüz Türkiye ve daha birçok ülkenin ayrıntılı uydu görüntülerine yer verememiş olması.
Devamını oku....

Kodak EasyShare C663

Kodak C663'le dilediğiniz gibi fotoğraf çekmek çok kolay. Ürün teknik olarak çok büyük üstünlükler taşımasa da herşeyi bir arada yapabilmesi dikkat çekici.

Devamını oku....

2015 te tuz gölü yok

Kaçak kuyular ve iklim değişikliğinin Tuz Gölü'nü 18 yılda yüzde 60 küçülttüğü; bugünkü koşulların devam etmesi durumunda 2015 yılında Tuz Gölü'nün tamamen kuruyacağı bildirildi.

Devamını oku...

GeCube'den HTPC'lere Özel Düşük Profilli Radeon 2600XT

HTPC'ler (Home Theatre PC) giderek yaygınlaşıyorlar. Oturma odalarımızı hedef alan eğlence odaklı HTPC'ler için hazırlanan özel donanımların sayısı da her geçen gün artmakta.

Devamını oku....

Nvidia GeForce 9 Serisini Şubat Ayında Duyuracak

GeForce 8800GT ile ciddi bir satış başarısı yakalayan ve kısa bir süre içerisinde yenilenmiş GeForce 8800GTS modelini pazara sunmaya hazırlanan Nvidia cephesinde asıl merak eden soru ise yeni nesil GeForce 9 serisinin ne zaman anons edileceğine yönelik.

Devamını oku....

Nanolitre kaplar

Uzun zamandır yazamama rağmen nanoteknoloji de baş döndürücü gelişmeler devam ediyor. Mikro ve nanoteknolojideki en zor işlemlerden biri 3 boyutlu parçaların yapılmasıdır. Yapmanın ötesinde, ekonomik ve işlemin her seferinde aynı sonuçları vermesi önemlidir.

Devamını oku...  

Yeni Photoshop

Photoshop CS3'ün beta sürümü, final sürümünün beklenmeye değer olduğunu gösteriyor

Aksesuar ve donanım seçimi
Objektifler, flaşlar, depolama üniteleri, tripodlar, çantalar, temizlik setleri ve opsiyonel seçenekler hakkında her şey.

Devamını oku...

PRATİK

Yaratıcı flaşlar
Modellerinizin etkileyici fotoğraflarını çekmek için mutlaka gelişmiş bir flaş düzeneğine veya geniş bir alana sahip olmanız gerekmiyor.

TEST: Fotoğraf yönetim yazılımları
Hangi yazılım ödediğiniz parayı gerçekten hak ediyor; hangi yazılımın işinizi daha fazla kolaylaştırıyor?

Devamını oku...

 

   
   
   
   
   
   

04:10 - Ocak 1, 2008 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 19, 2007

Teknoloji, bilimin, pratik yaşam gereksinimlerinin karşılanmasına ya da insanın çevresini denetleme, biçimlendirme ve değiştirme çabalarına yönelik uygulamaları. Yunanca tekhne (sanat, zanaat) ve logos (bilgi,söz, sözcük) sözcüklerinden oluşturulan teknoloji terimi, Antik Yunanistan'da "bilgiden gelen zanaat" anlamına geliyordu. Zaman içinde anlamı değişen sözcük, bilimsel araştırmalardan elde edilen somut ve yararlı sonuçları ve bunlara ilişkin araç, yöntem ve süreçlerin bütününü ifade eden bir anlam kazanmıştır.

Teknik, temel olarak alet yapımı ve alet kullanarak sonuç alma yöntemleri anlamına gelir. Alet yapma yeteneği, insan türünü Öteki canlılardan ayıran temel niteliktir. Bu niteliği nedeniyle insan, en başından beri teknoloji üreten bir varlıktır ve teknolojinin tarihi insanlığın tüm evrimini içerir.

Bilim ve Teknoloji Siteleri

 

Ankara Technology Development Center
ASELSAN
Bilim Teknik
NETAŞ
TÜBİTAK
Türkiye Bilişim Derneği
ULAKBİM
Uluslararası Bilgisayar Enstitüsü
Populer Bilim dergisi
Ege Üniversitesi Eczacılık Fakültesi Dergisi
Ege Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Dergisi
Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Dergisi
DEU Enviromental Engineering
Natural science journal on the Internet
New Scientist magazine
International Union of Pharmacology
American Institute of Aeronautics and Astronautics (AIAA)
Blackwell Science
Community Of Science
World Wide Club for the Biological and Medical Community
Journal of biological chemistry
The World Wide Web Journal of Biology
Genes&Development ONLINE
International journal for genetic research
Canada Ocean Drilling Program (ODP)
SADCO South African Data Centre for Oceanography
Hatfield Marine Science Center
ICSTARS
American Society of Limnology and Oceanography
IEEE
Keplinger Hall
Michigan State University
NASA
ROCHE
Northern Prairie Science Center
Oberlin College Computer Science
Pen State Astronomy
Department of Astronomy at Yale University
NASA Earth Observations
PHILIPS
SAIC
Atlas of Mars
Science Net
Science In the News
Space Telescope Science Institute
SONY
The International Computer Science Institue
Viginia Tech Computer Science
Wesleyan University Computer Science Group
W&M Computer Science
SCIENCE Magazine
Scientific Computing And Automation
Arizona State University - Physics & Astronomy
The Caltech Astronomy Department
Columbia University Astronomy and Astrophysics
Harvard University Department of Astronomy
Bilginet Strategical Studies
Phychology
History of Art

18:59 - Aralık 19, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 16, 2007

>>>>>>>TEKNOLOJİNİN FAYDALARI VE ZARARLARI<<<<<<<<<<

Sözlük anlamı "bilginin, sanayideki işlemlerde sistematik olarak uygulamaya alınması" demek olan teknoloji, geniş anlamda, araştırma, geliştirme, üretim, pazarlama, satış ve satış sonrası hizmeti kapsayan bir sanayi sürecinin, etkin ve verimli bir biçimde gerçekleştirilmesi için kullanılabilecek bilgi ve becerilerin tümüdür. Teknolojik yenilik de, "üretim süreçlerinde yenilik, yeni ürünler ve yeni kurumsal örgütlenme biçimleri" olarak tanımlanmaktadır. Gelişmiş ülkelerde, ürün rekabeti, bilimsel ve teknolojik yetkinlik rekabetine dönüşmüştür. Klasik anlamda rekabet gücünü belirleyen faktörler arasında doğal hammadde kaynaklarının bolluğu, ucuz işçilik gibi temel üretim faktörleri yer alırken, günümüzde ileri ve özellikli üretim faktörleri belirleyici duruma gelmiştir. İleri üretim faktörleri, nitelikli iş gücünü, Ar-Ge altyapısını, modern bir haberleşme ağını ve bilişim (enformasyon) teknolojilerinin etkin kullanımını içerirken, özellikli üretim faktörleri, belirli alanlarda yoğunlaşmış bilgi ve beceriye sahip iş gücü ile bilgi ve deneyim birikimini içermektedir. Diğer yandan, başta elektronik, enerji, bilişim, uzay, biyomühendislik, organik kimya endüstrileri gibi "bilim ve teknoloji temelli" sektörler ile bunların bir bileşkesi olan savunma sanayii, en yüksek oranda katma değer yaratan, dolayısı ile toplumsal refaha katkıları en yüksek olan sanayi dalları olarak ortaya çıkmaktadırlar.

Sanayileşmenin en belirgin ögesi teknoloji üretebilmektir. Teknoloji üretebildiğiniz, bilgiyi ürün tasarlamada kullanabildiğiniz takdirde ticarette rekabet üstünlüğünü, savunma sistemlerinde de caydırıcılığı sağlayabilirsiniz. Kimse kendisine üstünlük sağlayan bir şeyi başkasına vermeyeceğine göre salt teknoloji transferi yaparak sanayileşmemiz ve kalkınmamız, savunma sistemlerinde de caydırıcılığı sağlamamız olası değildir. Bu nedenle amaç kendi teknolojimizi kendimizin üretmesi olmalıdır. Kendi teknolojisini üreten bir sanayileşme ile ulusal ekonomiye, ülkenin mühendislik gücüne ve ulusal teknolojiye en yüksek katkıyı sağlayabilir, beyin göçünü önleyebilirsiniz. Teknolojiyi kısaca bilimsel bilgiden yararlanarak yeni bir ürün geliştirmek, üretmek ve hizmet desteği sağlamak için gerekli bilgi, beceri ve yöntemler bütünü olarak tanımlayabiliriz. Bu duruma göre özgün üretim için gerekli safhaları da dörde ayırabiliriz.

ØBilimsel bilgiye ulaşmak veya geliştirmek ØBilgiden faydalanarak bir ürün tasarlamak (tasarım yeteneği veya teknolojisi) ØTasarlanan bir ürünün üretim tekniklerini belirlemek (üretim teknolojisi) ØÜretim

Bir ürün geliştirmek için gerekli malzeme ve ekipmanı çeşitli kaynaklardan bulabilirsiniz. Bu nedenle önemli olan tasarım yeteneğine sahip olmaktır. Tasarım yeteneğine sahipseniz her şeyi yapabilirsiniz. Bağımsızlık da bundan sonra gelir. Teknoloji ülkelerin gelişmişlik düzeyini belirlemekte ve uluslararası yarışta, sahibine büyük bir ticari üstünlük sağlamaktadır. Dünya ulusları teknoloji üretebilenler ve üretemeyenler olarak ikiye ayrılmakta, teknoloji üretemeyen uluslar az gelişmiş uluslar olarak sınıflandırılmaktadır. Gelişmiş ülkelerde, ürün rekabeti, bilimsel ve teknolojik yetkinlik rekabetine dönüşmüştür. Klasik anlamda rekabet gücünü belirleyen faktörler arasında doğal hammadde kaynaklarının bolluğu, ucuz işçilik gibi temel üretim faktörleri yer alırken, günümüzde ileri ve özellikli üretim faktörleri belirleyici duruma gelmiştir. İleri üretim faktörleri, nitelikli iş gücünü, Ar-Ge altyapısını, modern bir haberleşme ağını ve bilişim (enformasyon) teknolojilerinin etkin kullanımını içerirken, özellikli üretim faktörleri, belirli alanlarda yoğunlaşmış bilgi ve beceriye sahip iş gücü ile bilgi ve deneyim birikimini içermektedir. Diğer yandan, başta elektronik, enerji, bilişim, uzay, biyomühendislik, organik kimya endüstrileri gibi "bilim ve teknoloji temelli" sektörler ile bunların bir bileşkesi olan savunma sanayii, en yüksek oranda katma değer yaratan, dolayısı ile toplumsal refaha katkıları en yüksek olan sanayi dalları olarak ortaya çıkmaktadırlar.


Gelişmiş ve Gelişmekte Olan Ülkelerde Bilimsel Araştırmalar, Teknoloji Geliştirme Çalışmaları ve Üretim Teknolojileri Arasındaki İlişki


Bu nedenle de günümüzde, ülkelerin, özellikle bu alanlarda sahip oldukları bilim ve teknoloji altyapıları ve bu altyapıyı sanayi süreçlerinde kullanarak ürüne, dolayısı ile toplumsal refaha dönüştürebilme yetenekleri, gerek ekonomik, gerekse politik açıdan stratejik öneme sahip, dikkatlice korunması gereken milli varlıklar olarak değerlendirilmektedir. Günümüzde, sahip oldukları bilimsel ve teknolojik bilgiyi, entegre süreçler içinde ürüne ve toplumsal refaha dönüştürebilen ülkeler ile bu süreç entegrasyonunu başaramamış ülkeler arasındaki anlayış ve uygulama farkı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke tanımlamasında kullanılan önemli araçlardan biridir. Gelişmiş ülkelerde yapılan bilimsel araştırmalar, bu araştırmalar sonucunda geliştirilen yeni teknolojiler ve bu teknolojilerin yeni üretim ve ürün teknolojilerine dönüşmesi süreçleri, iç içe, biribirini takip eden süreçler olarak ortaya çıkmaktadır. ABD, Almanya ve Japonya gibi ülkeler bu kategoride yer almaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde ise bu süreçlerin entegrasyonu zayıftır. Türkiye gibi dünya bilim literatürüne katkısı az olan ülkeler ve hatta eski SSCB ve Hindistan gibi dünya bilim literatürüne katkısı yüksek ancak bu birikimi toplumsal refaha dönüştürememiş ülkeler ikinci sınıfa giren ülkeler olarak değerlendirilmektedir. Bilimsel araştırmalar açısından bakıldığında, bu ülkeler, gerek bilimsel ve akademik kuruluşlar, gerekse bilim adamları düzeyinde işbirliği ve bilimsel çalışmalara katılım açısından, gelişmiş ülkeler ile sıkı ilişkiler içinde olabilmektedir. Ancak bu ilişkiler ve yapılan çalışmalar ile kazanılan bilgi birikimini, teknolojiye ve ürüne dönüştürecek mekanizmaların gelişmemiş olması nedeniyle, bu ülkelerin yeni teknolojiler ile tanışması nadiren bu teknolojilerin gelişme safhasında, çoğunlukla da bu teknolojilerin üretim ve ürün teknolojilerine dönüşmesinden sonra, "teknoloji transferi" ile mümkün olmaktadır. Ancak, bu şekilde sahip olunan teknolojiyi, yeni türev teknolojilerin gelişimini sağlayacak "Ar-Ge /tasarım teknolojisi" olarak değil, belli bir ürüne özel "üretim teknolojisi" olarak değerlendirmek gerekir. Bilim ve teknoloji temelli bir sanayi dalı olan savunma sanayii, gelişmekte olan ülkeler için bu olumsuz tabloyu ortadan kaldırabilecek bir fırsat olarak ortaya çıkmaktadır. Savunma sistemleri tedarik süreçlerinin, hem savunma ihtiyaçlarının karşılanması hem de kritik teknolojilerin edinilmesi ve ülkenin teknoloji alt yapısının geliştirilmesi amacıyla kullanılması, gelişmiş ülkeler tarafından başarıyla uygulanan bir bilim-teknoloji-üretim süreçleri entegrasyonu yöntemdir. Savunma harcamalarına büyük kaynaklar ayrılan ülkemizde de, hem bilimsel araştırma, yeni teknoloji üretme ve yeni ürün geliştirme süreçlerinin entegrasyonu, hem de bu çalışmaları toplumsal refaha dönüştürülebilecek mekanizmaların kurulması için, savunma sanayiini temel platform olarak belirlemek en doğru yaklaşım olacaktır. ve zararlı sitelere girmek

 

 

 Bilim ve Teknolojideki Gelişmeler

20. yy bilim ve teknolojinin gelişmesinde altın çağını yakalamış, insan hayatında vazgeçilmez bir rahatlık sağlamıştır. Bilim hiçbir zaman durağanlık göstermemektedir. Bilimin sınırları genişlerken; dünyanın sanıldığı kadar büyük olmadığı gerçeği ortaya çıkmaktadır. Günümüzde bilim olağanca hızıyla ilerlemekle birlikte insan hayatının olmazsa olmazları arasına girmeyi başarmıştır. Bilimin sonucu olarak ortaya çıkan teknoloji hayatımızı her alanda kolaylaştırmayı başarmıştır. Bilim ve teknoloji arasında sıkı bir ilişki bulunmakta, birbirlerini tamamlamaktadırlar. Bilimsel çalışmalar uygulamaya elverişli bilgi üreterek teknolojik gelişmeye yol açarken, teknolojik gelişmeler de bilimsel araştırmaların daha uygun şartlarda yapılmasını sağlayarak bilimsel gelişmeyi hızlandırmaktadır . Rönesans ve reformla birlikte bilimdeki gelişmelerin temelleri atılmış, bilimsel gelişmeyi engellemeye çalışan tüm olumsuzluklar da ortadan kalkmıştır (Kilise ve Dinin Etkisi gibi). İnsanlar, tanrıbilimsel gerçeklerden sıyrılıp içinde yaşadıkları dünyayı ve bu dünya ile ilgili sorunları keşfetmişlerdir. Bu gibi gelişmelerin sonucunda da bilimsel gelişmeler başlayıp zamanla hız kazanmıştır. Bilim ve teknolojinin ortaya çıktığı tarihten itibaren insanlar içinde yaşadıkları dünya ile yetinmemişlerdir. Uzayı merak etmişler, uzayın sırlarını çözmek amacıyla gizemli bir yolculuk, sistemli bir çalışma içerisine girmişlerdir. Sıvı yakıtlı motorların bulunması ile uçaklar ulaşım aracı olarak kullanılmaya başlanmış, insanlara uzak gibi görünene mesafeler artık ortadan kalkmıştır. Bunun sonucunda insanların uzaya gitme isteği iyice artmıştır . Uzayı tanımlayacak olursak; güneşi gezegenleri uyduları, yıldızları, sayısız galaksiyi içine alan boşluktur. Bu sınırsız boşluk içersinde bulunana gök cisimlerinin her biri dünya yüzeyindeki toz parçacıkları kadardır. İlk çağ filozoflarından başlayarak bir çok bilim adamı uzayı tanımlama çabası içerisine girmişlerdir. Örneğin; Galile’nin gök bilimleri ile ilgili çalışmaları olmuştur. Teleskopla gözlemler yapmış, şu anki bilim adamlarımızın bile sonucuna ulaşamadıkları bir araştırma çizgisini başlatmıştır. Kepler ise; gezegenlerin yörüngelerinin üzerine çalışmalar yapmış, elips şeklindeki hareketleri saptamayı başarmıştır. Günümüzde ise uzaya ulaşma çabası dünya üzerinde milletler arası çatışmaya yol açmakta, hızlı bir yarışın olmasına neden olmaktadır. “İlk aya yolculuk planlarının NASA başlatmıştır. Başka John F. Kennedy’nin 25 Mayıs 1961’de kongrede bir özel oturumda yaptığı konuşmada “önümüzdeki 10 yıl içinde bir adamın aya gitmeyi ve dünyaya dönmeyi başaracağına inanıyorum” sözleri bu çalışmaların daha da hızlandırmıştır soğuk savaş döneminde uzay çalışmaları konusunda da Sovyetler Birliği ile yarışan Amerika uzay harcamaları için büyük bütçeler ayırıyordu. Aya gönderilecek uzaya aracı için çalışmalar uzun bir süre devam etti. Bu çalışmalar sırasında yapılan test uçuşlarından birinde NASA 3 astronotunu kaybett.” “Sonunda 16 Temmuz 1969’da Neil Armstrong, Edwin Aldrin Jr. ve Micheal Collins adlı üç astronotu taşıyan Apollo 11 tarihe geçecek ay yolculuğuna çıktı. Apollo 11, 19 Temmuz’da ay yörüngesine girdi. Kartal(EAGLE) adlı modül ay yüzeyine başarıyla indi ve Armstrong aya ayak basan ilk insan olarak tarihe geçti. Armstrong’un ardından Edwin Aldrin’de yüzeye indi. Ay toprağından örnekler alan, bazı bilimsel deneyler yapan ve Amerikan bayrağını aya diken iki astronot görevlerini başarıyla tamamlayarak dünyaya döndüler” İlk aya yolculuğun tamamlanmasının ardından tartışmalar da başladı. Bu tartışmalara sonunda uzayda yaşam olup olmadığı konusu üzerinde durulmaya başlandı. İnsanın bir ortamda hayatını devam ettirmesi için; atmosfer, radyasyon ve yerçekiminin bulunması gerekmektedir. Özellikle atmosfer canlı yaşamı için çok önemlidir. Dünyamızda %78 oranında azot, %21 oranında oksijen bulunmaktadır. Uzay boşluğunda ise hava olmayıp sadece bir miktar gaz bulunmaktadır. Bu nedenle uzaya giden araçların içerisinde hava tankları bulunmaktadır. Uzay tamamen soğuktur. İnsan ise sadece belirli sıcaklık ölçütleri içersinde yaşayabilmektedir. Bu nedenle uzay aracında ısı sistemi de olmalıdır. İnsan oğlu çıplak iken uzay boşluğunda kalıcı zarar görmeden 30 saniye kadar yaşayabilir. Nefesinin tutmamak kaydıyla 30 saniye boşlukta kalan insan patlamaz, donmaz ve bilinci tamamını kaybetmez. 30 saniye sonlarında oksijen yokluğu sonucu bilinç kaybı oluşmaya başlar. 1 veya 2 dakika sonra ise yaşam faaliyetleri tamamen durur ve insan hayatını kaybeder. Uzayda karşılaşacağımız diğer bir sorun ise yer çekimidir. Dünyadan uzaklaştıkça yer çekimi azalmaktadır. Aralarında ters bir orantı vardır. bu yüzden uzayda yer çekimi yoktur. Günümüzde insanlığın ortak amacı her şeyden haberdar olma, uzayın tüm olanaklarından yararlanmaktır. Şu anda uzayda Türksat adlı bir uydumuz bulunmaktadır. Uydumuz sayesinde haberleşmenin gücü hızla artmıştır. İletişim kurmanın en kolay yolu konuşmaktan geçer. Karşımızdaki insanların duygularımızı ve isteklerimizi anlatmanın diğer bir yolu da el kol hareketleridir. Fakat bunların dışında da ilkle haberleşme yolarlı vardır: Atlı elçilerle, dumanla ve güvercinler gibi. Karadeniz Bölgesi’nde bulunan köylerimizin bazılarında yer şekillerinin de etkisi ile dağınık yerleşme görülmektedir. Evler arasındaki mesafe uzak odlundan dolayı insanlar ıslıklarla iletişim kurmaktadırlar. Her ıslık tonu başka bir ablam ifade eder. Fakat sadece insanlar için değil toplumlar içinde iletişimin önemi büyüktür. İnsanların uzaktan haberleşmesine imkan veren teknik araçlar Fransız Devrimi’nden hemen sonra optik telgrafın bulunması ile gelişim sürecine girdi. 1837’de elektrikli telgrafın bulunması ile iletişim çağı başlamıştır. Telefon 1876 yılında Graham Bell tarafından bulundu. İnsan sesinin iletiminde önce ülke içerisinde daha sonra da ülkeler arasında yayılmasına imkan verdi. Bu yenilik bir çok kaygıyı da beraberinde getirdi. ABD’de benimsendi ve daha sonra ülkeler arasında yayılmaya başladı. 19. yy’da etkileşim ağları kurulmaya, insanlar arasındaki etkileşim gelişmeye başladı. “Tarihte ilk ses kaydı 1877 yılında Thomas Edison tarafından yapılmıştı. Son 20 yılda yaşanan gelişme ise gerek ses kalitesinde gerekse şiddetle kayıt sisteminde mükemmeli yakalamayı hedeflemektedir” İnsanlar, aralarındaki mesafe ne kadar uzak olursa olsun birbirleri ile kolayca iletişim kurmaktadırlar. Örneğin; bir faks makinesi birkaç dakika önce Türkiye’de bir fotoğrafı yayınlarken birkaç dakika sonra New York veya Tokyo’da yayınlayabilmektedir. 20. yy’daki en büyük gelişme hiç kuşkusuz bilgisayar teknolojisinde yaşanmıştır. İnternet ağının kurulması sonucunda bilgisayar ve internet; evlerimizi, işyerimize hatta günlük hayatımıza kadar girmeyi başarmıştır. Bilgisayar teknolojisi beraberinde çok büyük yenilikler ve kolaylıklar getirmişti. Örneğin; bilgisayar hayatımıza girmeden önce para yatırma işlemleri için bankalarda saatlerce sıra beklerken şu anda internet sayesinde işlemlerimizi en kısa zamanda gerçekleştirebilmekteyiz. Biliyoruz ki bu teknoloji burada kalmayacak, insanlar yaşadığı sürece teknoloji de ilerleyecektir. Şu an bize hayal gibi gelen çoğu araçlar hayatımıza girecek ve hayatımızı kolaylaştırmaya devam edecektir.

 


Türkiye'nin Teknoloji Geliştirme Koşul ve Olanakları

Bilim ve teknoloji söz konusu olduğunda, Türkiye’nin, yer aldığı sistem içindeki diğer ülkelerden (diğer OECD ülkelerinden ya da G.Kore, Tayvan gibi yeni sanayileşen ülkelerden) çok daha farklı bir tutum izlediği görülüyor. Türkiye’nin teknoloji geliştirme koşul ve olanaklarını irdelerken, önce, bu farklılığı ortaya koymakta yarar vardır. Gözlenen farklar birkaç noktada toplanabilir: Türkiye, bilim ve teknoloji yeteneğini yükseltebilme ve bu çerçevede günümüzün jenerik teknolojilerine egemen olma, bu teknolojiler tabanında ‘innovation’ yeteneğini kazanma konusunda, sistem içindeki diğer ülkelerin aksine, hiç aceleci değildir ve onlardan bir hayli geride kalmıştır. Ne toplum katlarında ne de siyasi partiler düzleminde, gecikildiği için endişe duyulduğu izlenimini almak mümkündür. Siyasi kadroların, zaman zaman, bilim ve teknolojiye önem verilmesi gereğini vurgulamalarına karşın, bu yalnızca, altı boş siyasi bir söylem düzeyinde kalmakta; hatta, çoğu zaman, siyasi bir prim getirmeyeceği kanısıyla olsa gerek, bilim ve teknoloji konuları, bütünüyle siyasi gündemden düşürülmektedir. Bu genel gözlemi doğrulayan kanıtlar ortadadır: Sistem içinde yer alan diğer ülkelerin hepsinin, bilim ve teknoloji alanında uyguladıkları ulusal bir politikaları; ulusal hedefleri, bu hedeflere erişmek için izledikleri ulusal strateji ve planları vardır. Türkiye’nin ise, herhangi bir hükümet programının ya da siyasi bir programın parçası olarak benimsenmiş ve uygulamaya konmuş, ulusal bir bilim ve teknoloji politikası yoktur. Bu saptama, Türkiye’de, ülkenin bilim ve teknoloji yeteneğini yükseltmeye yönelik politika ya da strateji önerileri olmadığı anlamına gelmemektedir. Öneriler vardır, hükümetlere sunulan tasarılar vardır; ama bunlar siyasi bir program haline dönüşmemekte ve hayata geçmemektedir. Bu tasarılardan biri, 1980'li yılların başında, dönemin ilgili Devlet Bakanı'nın eşgüdümünde, 300 kadar bilim adamı ve uzmanın katılımıyla hazırlanan Türk Bilim Politikası: 1983-2003’tür. Bu dokümanla, ilk kez, ayrıntılı bir bilim ve teknoloji politikasıortaya konmaya çalışılmıştır. Burada teknoloji konusu da bir ana motif olarak ele alınmış ve öncelik verilecek teknoloji alanları belirlenmiştir. Bu yeni yaklaşım, bilim ve teknoloji politikalarının, ekonominin yönetiminde ve toplumsal yaşamın başlıca etkinlik alanlarının düzenlenmesinde rol alan unsurların da (ilgili bakan ve üst düzey bürokratlar, hükümet dışı kuruluş temsilcileri v.b.) katılımıyla belirlenmesine olanak tanıyan yeni bir kurum yaratmıştır: Bilim ve Teknoloji Yüksek Kurulu (BTYK). Ne var ki, Türk Bilim Politikası: 1983-2003 hayata geçirilememiştir. 1983'te kurulan, ancak, ilk toplantısını 9 Ekim 1989'da, ikincisini ise 3 Şubat 1993'te yapabilen, o günden bugüne bir daha toplanamayan BTYK'ya da işlerlik kazandırılabildiği söylenemez. Halen, Türkiye'nin Bilim ve Teknoloji Politikası konusundaki resmi doküman, BTYK'nın ikinci toplantısında karar altına alınan Türk Bilim ve Teknoloji Politikası: 1993-2003'tür. Altını çizerek belirtmek gerekir ki, devletin üst düzeyde yetkili bir kurulu, kendisine sunulan bir tasarıyı, bu dokümanla, uygulanması gereken bir karar haline dönüştürmüştür. Üstelik bu dokümanda ifadesini bulan politika 1995 başlarında Yüksek Planlama Kurulu'nca VII. Beş Yıllık Plan Döneminde Öncelikle Ele Alınması Öngörülen Temel Yapısal Değişim Projeleri Kapsamındaki Bilim ve Teknolojide Atılım Projesi Çalışma Komitesi Raporu (24 Şubat 1995) ile geliştirilerek somut bir zemine oturtulmuş ve bu proje VII. Beş Yıllık Plân'ın ana eksenlerinden birini oluşturmuştur. Ama, söz konusu projeyi, Plan dokümanının sayfalarından alıp hayata geçirecek bir siyasi sahip ya da kararlılığın var olduğuna ilişkin güçlü bir kanıt henüz ortaya çıkmamıştır. AR-GE faaliyeti, sisteme dahil bütün ülkelerde, devletçe en çok desteklenen, devletin en çok subvansiyon sağladığı alandır. Ama, Türk takımlarının yurt dışındaki maçlarını izlemeye gidiş dahil, akla gelen hemen her alanda teşvik edici önlemler uygulayagelmiş olan Türkiye, ancak geçen yıl, 1 Haziran 1995’te, diğer ülkelerdekiyle karşılaştırılabilir çapta bir AR-GE desteği uygulamasını başlatabilmiştir. Bu da ancak, Uruguay Turu Nihaî Senedi’nin devlet subvansiyonlarına ilişkin düzenleyici hükümlerine ve AB mevzuatına uyum yaklaşımı çerçevesinde gündeme gelmiştir; içsel bir dinamik, örneğin, sanayi kesiminin baskısı sonucu değil... Sistem içindeki diğer ülkelerle karşılaştırıldığında, Türkiye’nin, kendi ulusal ‘innovation’ sistemini kurmada çok gerilerde kaldığı; bu sistemin oluşması için, TÜBİTAK ve TTGV gibi kurumların ve bazı üniversitelerin gösterdiği çaba dışında, konunun ulusal düzeyde, bir bütün olarak ele alınmadığı; hatta, konuya yakın olması gereken pek çok çevre için, kavramın kendisinin bile yeni olduğu bilinen bir gerçektir. Sistem içindeki bütün diğer ülkeler, ulusal ‘innovation’ sistemlerinin ayrılmaz bir parçası olan ve bundan da öte, kendilerini, geleceğin enformasyon toplumuna taşıyacak, ulusal enformasyon şebekelerini, hazırladıkları master planlar-eylem planları çerçevesinde kurmaya başlamış ve bu ülkelerde, bu atılımın fiili sahipliğini iş başındaki hükümetler, siyasi liderler üstlenmişken Türkiye’deki siyasi partiler, böylesi bir altyapı ve bununla ilintili ulusal bir master plan gereği üzerinde, henüz herhangi bir berrak fikre sahip değillerdir (BTSTP, Mayıs 1995; TÜBİTAK, Haziran 1995). Türkiye’nin bilim ve teknoloji yeteneğini geliştirme konusundaki, pek de duyarlı olmayan yaklaşımını doğrulayacak başka pek çok kanıt bulunabilir. GSYİH’den AR-GE harcamalarına ayrılan pay, özel sektör sanayi kuruluşlarının toplam AR-GE harcamaları içindeki payı, 1000 faal nüfus başına düşen bilim adamı sayısı gibi verilerle de bu durum kanıtlanabilir. Ama, sayısal verilere girilmeksizin de, burada işaret edilen kanıtlardan yola çıkılarak, aynı iktisadi sistem içinde yer alan diğer ülkelerle Türkiye arasındaki, bilim ve teknoloji konusuna yaklaşımla ilgili temel farkı ortaya koymak mümkündür: Bu fark, ülkenin bilim ve teknoloji yeteneğini yükseltmek ve dünya teknolojisini yakalamak fikrinin, Türkiye’de, başta sanayi kesimi olmak üzere, toplumun doğrudan ilgili katmanlarında yeterince sahiplenilen bir fikir haline gelmediği noktasında düğümlenmektedir. Bu böyle olduğu içindir ki, bu fikrin siyasi partiler -siyasi iktidar- düzleminde sahibini bulmak da pek mümkün olmamaktadır. Eğer, Türkiye’de bu fikre sahip çıkması düşünülebilecek bir toplum katmanı olarak, örneğin sanayi kesimi, bunu yapmış olsaydı; tanım gereği, bu fikrin siyasi platformda da yansıması olur ve en az bir partinin siyasi programında bu husus yer alabilirdi, diye düşünmeye hakkımız var, sanıyorum. Buradan gelinecek nokta çok açıktır: İlgili toplum katmanlarınca sahiplenilen bir hedef haline dönüştürülemediği sürece, Türkiye’nin teknoloji yeteneğini yükseltmek, çağın jenerik teknolojileri tabanında ‘innovation’ yeteneğini kazanmak ve dünya teknolojisini yakalamak -ya da konu başlığıyla söylersek; Türkiye’de teknoloji geliştirmek- gibi, makro planda, çok taraflı ve geniş kapsamlı düzenlemeleri gerektiren bir atılımı gerçekleştirmek mümkün değildir. Özetle, Türkiye’de teknoloji geliştirmenin ön koşulu, bunun, başta sanayi kesimi olmak üzere, ilgili toplum katmanlarınca benimsenen bir hedef haline gelmesi ve bu hedefin geniş halk kesimlerince kabullenilen bir siyasi programa dönüştürülmesidir. Bu ön koşulun gerçekleşmesi mümkün mü? Soruya özellikle de bu konuda son derece önemli bir role sahip bulunan sanayi kesimi açısından bir yanıt verilebilir mi? Son zamanlarda, sanayinin bazı kesimlerinde, AR-GE’ye yöneliş konusunda, belli bir yaklaşım, belli bir kıpırdanma olduğunu söylemek mümkün. Bu kesimlerin, özellikle, kullandıkları üretim yöntemlerinde ya da ürettikleri üründe yenilik yapabilme yeteneği kazanma (böylesi bir yeteneğe sahipseler bunu geliştirme) yönünde ciddi bir çaba gösterdikleri gözleniyor. Kendi AR-GE birimlerini kuran firmalar var. Sanayi kuruluşlarının proje bazındaki AR-GE harcamaları için devletçe sağlanacak desteğin, bu sanayi kesimlerinde oldukça geniş bir ilgi yarattığı ve bir hareketlenme meydana getirdiği de bir gerçek. Ancak, bu tür gelişmeler yanında, Türkiye’deki pek çok sanayi kuruluşunun, yabancı firmalarla, özellikle de AB firmalarıyla, geçmişten gelen ortaklık bağlarının bulunduğunu ya da belli bir entegrasyona sahip bulunduklarını ve gereksinim duydukları teknolojiyi Türkiye’de geliştirme olanaklarını arama yerine, bu gereksinimlerini yabancı ortakları kanalıyla karşılama yönünde bir strateji izlediklerini göz ardı etmemek gerekir. Bu tür kuruluşlardan bazılarının Türkiye’de kurulu AR-GE birimlerinin ise, genellikle, yabancı ortağın kendi AR-GE ağında, yalnızca bir taşeron birim olarak yer aldığı biliniyor. Kaldı ki, Gümrük Birliği koşullarında pazar paylarını güvence altına almak ve bunun için gereksinim duydukları teknolojiyi edinmek üzere, yabancı firmalarla evliliğe giden yerli firmaların sayısının hızla arttığı da bir gerçek. Sanayi kesiminde ortaya çıkan bu tablo aranan ön koşulu sağlar mı? Yerli sanayi şirketlerinin uluslararası evlilikler konusundaki yaklaşımlarının ve imzalanan evlilik senetlerinin muhtevalarının bu sorunun yanıtını önemli ölçüde etkileyeceği muhakkaktır. Ama, unutulmaması gereken nokta, bilim ve teknoloji konusunun, aslında toplumun bütün kesimlerini ve çok yakından ilgilendirdiğidir. Konu herkesi ilgilendirir; çünkü bilim ve teknolojide yetkinlik, yalnızca ülke sanayiinin değil, bütün bir ülkenin uluslararası arenadeki konumunu ve geleceğini belirleyecektir. Bu açıdan, aranan ön koşulu sağlayabilmek, bilim ve teknoloji konusunu bütün boyutlarıyla siyasileştirmeye ve bu konuya sahip çıkacak toplumsal aklı üretmeye bağlıdır.

Eğitimde Teknolojinin Rolü Eğer teknoloji yukarıda sunulduğu şekli ile algılanırsa, teknolojinin insan hayatında çok önemli bir yer tuttuğu da rahatlıkla anlaşılır. Bu nedenle konumuz teknolojiyi kullanmak ya da kullanmamak değil, insan hayatında teknolojinin nasıl bir yeri ve konumu olacağıdır. Bu üzerinde birçok değerli kişi ve kuruluşun çalıştığı önemli bir konu olmuştur. 1. Herbert Simon teknolojiyi insanın kendi yapay iç dünyasıyla dış çevre (doğa) arasında bir ara-yüz olarak görmektedir. 2. Carnegie Komisyonunun bu konuyla ilgili vardığı sonuç şöyledir: "Teknoloji öğretimde yardımcı bir rol üstlenmelidir, öğretimin amacı haline getirilmemelidir. Teknoloji sadece var olduğu için kullanılmaya çalışılmamalı ya da teknoloji kullanılmadığında çağ dışı kalınacakmış gibi bir korkuya kapılmamalıdır. Bizler, gelişmiş teknoloji kullanımının öğretimde doyum ve başarıya ulaşabilmek için tek başına yeterli olduğuna inanmıyoruz. Birçok ders için dönemde birkaç saatlik teknoloji desteği yeterli olmaktadır. Bazı dersler için teknoloji, dönemin yarısından çoğunda kullanılabilir; ama bütün bir dönemde böylesine bir teknoloji desteğine ihtiyaç duyulabileceği ders sayısı yok denebilecek kadar azdır 3. Eğitimi etkileyen teknolojik gelişmeleri tartışan çok fazla yayın, makale vardır. Bunlar arasında dikkat çekici olanlar aşağıya çıkarılmıştır. a) Alfabe, insanoğlunun bilgiyi paylaşması, kaydetmesi, ve saklaması için entelektüel bir araç olmuştur. Kağıdın icadı ve yazım araçlarının geliştirilmesi, alfabe yardımıyla yapılan işlemlerin daha kolay gerçekleştirilebildiği bir süreci başlatmıştır. Kitap, birçok sayfadan oluşan, değişik tasarımlara sahip, sunmak istediği bilgiyi sıralı olarak veren bir araç olarak düşünülebilir. Kısaca kitap, teknik açıdan bakıldığında televizyon gibi, bilgisayar gibi vermek istediği bilgiden farklı bir yapıya sahip bir araçtır. Matbaanın icadından sonra kitap yaygınlaşarak hemen herkesin ulaşabildiği bir araç oldu. Karatahta hem öğrencinin hem de öğretmenin aynı anda aynı konu üzerinde çalışabilmesine olanak sağlayan ilk sınıf içi iletişim araçlarından birisidir. Okul otobüsü öğrencilerin uzak yerlerden öğretim yerlerine taşınması ve dolayısıyla uygun eğitim ortamının sağlanması açısından bir öğretim aracı olarak görülebilir. b) Engler teknolojiyi eğitimin ayrılmaz bir parçası olarak görmektedir. Şöyle der: "eğer eğitim her yönüyle öğretmen, öğrenci, ve çevre arasındaki bir iletişim ağı olarak görülürse, o zaman öğretim teknolojisinin bu ilişkileri tanımlamada önemli bir görevi olduğu anlaşılabilir" c) Indiana University'den Robert Heinich öğretmenlerin eğitim teknolojisine yaklaşımlarını şöyle dile getirmektedir: "Peter Drucker'in bir makalesinde söyledikleri büyük oranda yanlış anlaşılmıştır; bu makalede kısaca şöyle denmekteydi: -öğrenme ve öğretme, yeni yöntemlerden, hayatın başka hiçbir safhasının etkilenmeyeceği kadar derinden etkilenecektir. İnsanoğlunun en muhafazakar olduğu bu eski öğretme sanatında yeni yaklaşımlara, yöntem ve araçlara ihtiyaç vardır. Bu yeni geliştirilecek yöntemler sayesinde, öğretmenler beceri ve yeterliliklerini arttırarak daha etkili olacaklardır. Bu sayede öğretme, henüz araçları ile günümüze ayak uyduramamış geleneksel bir sanat olsa da, sıradan bir insanın üstün bir performans sergileyebilmesini olanaklı kılacaktır.- Yanlış anlaşıldığından bahsettim; çünkü birçok eğitimci bu makaleyi okuduktan sonra başlarını sallayacak ve kullanılacak araçlar sayesinde sınıf içerisinde öğrenim başarısının artacağını düşüneceklerdir. Fakat burada asıl söylenmek istenen, ancak öğretim teknolojileri kullanıldığında sıradan bir insanın üstün bir performans gösterebileceğidir; yoksa gelişmiş teknoloji kullanmak tek başına yeterli olmayacaktır.

Eğitimde Teknolojinin Uygulamaları Çeşitli seviyelerdeki kullanışlı uygulamaları ve bu uygulamaların vaat ettiklerini incelerken, düşünce ve yorumlar da kötümserlikten sıyrılıp iyimserliğe doğru kayıyor. 1. Engler 1972'de eğitim teknolojilerinin durumunu şöyle anlatıyor: "şu anki öğretim yöntemlerimiz hakkında söylenebilecek en doğru söz eski teknoloji ürünü olduklarıdır. Kitap, tebeşir, öğretmen gibi temel öğretim araçları ve yöntemleri çok uzun zamandan beri kullanılmaktadır. Bugün öğretmenler daha iyi hazırlanmakta, kitaplar daha iyi tasarlanıp daha iyi yazılmakta, ve renkli tebeşirler kullanılmaktadır; ama bu araçların işlevleri ve öğrenci için anlamları yüzyılı aşkın bir süredir hiç değişmeden kalmıştır. Ayrıca bu süre zarfında öğretimin nasıl uygulanacağına ilişkin her hangi bir temel değişiklik de yapılmamıştır. Öğretim halâ, öğretmen merkezli, gruba yönelik ve ders kitabı tabanlı hazırlanmakta ve uygulanmaktadır. Bu yöntem 19.yy'da İngiltere ve Amerika'da başlayıp yayılan Lancastrian modelinin devamı niteliğindedir Birbuçuk yüzyıldır birçok değişikliğe uğramasına rağmen bu model endüstriyel üretim mantığının sonucu olan eğitimde seri üretimi geleneğine sıkı sıkıya bağlı durmaktadır 2. U.S. Agency for International Development'dan Clifford H. Block, İngiliz Hükümetinin gerçekleştirdiği çok büyük ölçekli uzaktan eğitim denemesini şu şekilde yorumluyor: "Televizyon, radyo ve posta gibi iletişim araçlarının etkin kullanımı, BBC'nin üretim yetenekleri, öğretim tasarımları için görevlendirilmiş eğitim teknolojisi grubunun mükemmel başarısı, ve normal bir üniversiteden farklı olmayan ders/konu içeriğiyle 65.000 öğrencisi olan İngiliz Açık Öğretim Üniversitesi (British Open University) İngiltere'nin en büyük üniversitesi ve dünyanın sayılı üniversitelerinden birisidir. Mezunlarının iyi yetişmiş ve entelektüel açıdan yeterli olması sebebiyle bu fakülteden derece almak İngiliz sosyo-kültürel hayatında önemli bir yere sahip olmak demektir" 3. Teknoloji ve değişimle ilgili olarak Block şöyle demektedir: "birkaç yıl içerisinde gerçek olacak bazı teknolojik gelişmelerle ilgili yorumlarda bulunmak gerçekten çekici bir işi bütün bir kütüphanenin bir disk içine sığabilmesi, internet ve uydu teknolojileri aracılığı ile evinizden dışarı çıkmak zorunda kalmaksızın tüm dünyadaki eğitim merkezlerine istediğiniz her an ulaşabilmek, ve bunların dışında sayısallaştırılmış her türlü bilgiye sahip olma şansı bunlar hakkında konuşmak gerçekten çok çekici; fakat ben de, bu konuda çalışan diğer insanlar gibi, böylesine temelden değişimlerin ancak aşama aşama ve evrimsel bir süreç içerisinde gerçekleşeceğine inanıyorum. Eğitim kurumlarının, öğrenci, öğretmen ve yöneticileri, bu yeni öğrenme yöntemlerini bireysel, toplumsal ve ekonomik yönden hayatlarına adapte edebilmek için mutlaka zamana ihtiyaç duyacaklardır."

 

Teknolojik Gelişmeler ve Kültürel-Sosyal Değişimler Arasındaki Sebep-Sonuç İlişkisi

 

Her yeni icat edilen teknoloji ve bu teknolojinin topluma yayılmasıyla birlikte, kültürün bu araçlar tarafından yönlendirilmesi sonucu çok çeşitli değişiklikler yaşamaya başlarız. 90’lı yıllardan itibaren iletişimin ve internetin gücü, bilişim sistemlerinde kaydedilen gelişmeler bizi yeni teknolojik çalkalanmalara sürüklemiştir. Kültür, teknik ve toplum arasındaki ilişkinin açıklanması önemli bir soruyu da beraberinde getirmektedir.

Teknolojik gelişmeler kültürleri oluşturup, onları değiştirebilirler mi? Fransız kuramcı Pierre Lévy’e göre; teknik ve kültür birbirinden ayrı olarak asla varolamazlar. Teknolojinin tek başına bir anlamı yoktur, ancak bir kültür içinde varolduğu zaman gerçek anlamını bulur. Teknolojik gelişmeler çoğunlukla toplumların gelişmeleriyle doğru orantılı olarak ilerler. Yeni teknolojilerin toplumlar ve kültürler üzerindeki ani etkisi pek çok araştırmacının ilgisini çekmektedir. André Vitalis, Bordeaux Üniversitesinde Medya Araştırmaları Merkezi Sorumlusu, aslında herşeyin iki kelimeye yüklediğimiz anlamla ilgisi olduğunu vurgular; toplum ve bilişim. Bilişim bağımsız olarak bir değişim yaratır ve toplum bu değişime zorunlu olarak katlanır, ona uyum sağlamaya çalışır. Toplum yeni gelişen bir teknolojiyi kabul edip etmeyeceğine, ona uyum sağlayıp sağlayamayacağına ve onu özümseyip özümseyemeceğine karar verir. Birinci görüş bizi daha çok, teknolojinin elite bir kesim tarafından kendi çıkarlarına uygun olarak kontrol edildiği ve sonuçta toplumun hizmetine ancak onu kontrol edenlerin istediği ölçüde sunulduğu kötümser (pesimist) söyleme götürür. Buna göre de, toplumun bu sonuçlara katlanmaktan başka çaresi yoktur. İkinci görüşe göre ise, yeni teknolojilerin, özellikle internetin bize sunduğu güç aslında toplumun eline sunulmuş bir güçtür. Bugün yeni teknolojiler sayesindedir ki, gelecek için daha demokratik, insanlar arasındaki iletişimin daha iyi olduğu, yeni bir paylaşım türünün yaratıldığı ( elektronik posta, sohbet forumları, tartışma grupları ), değişik kültür gruplarının kendini daha iyi tanıtma imkanı bulduğu bir toplum yaratılabilir. Maddi dünyayı ve onun kültürel uzantıları olan, görüntü ve imajları birbirinden ayırt edemeyiz. Bu durumda teknolojiyi bir toplumun ya da kültürün parçası olarak ele almak daha yerinde olur. Bir sorunun sadece teknik olduğunu düşünmek yerine onun sosyal ekonomik ve kültürel uzantıları olduğunu da varsaymalıyız. Böylece kültür ve teknoloji arasındaki ilişkiye, onu kullanan, yorumlayan, benimseyen ya da reddeden toplumun aktörlerini de katmış oluruz. Teknoloji projelerin, sosyal ve kültürel bildirimlerin bir uzantısıdır. Teknolojinin kullanımı ve varlığı, insan ilişkilerini faklı olarak etkilemiştir. Buhar makinası tekstil işçilerine 19. yüzyılda nasıl hizmet etmişse, bugün de bilgisayarlar bireylerin iletişim kapasitesi arttırmak için hizmet vermektedir. Sonuç olarak Fransız Kuramcı Pierre Lévy’nin de önemle altını çizdiği gibi bir teknolojinin sosyo-kültürel etkilerinden bahsetmeden sadece teknik sonuçlarını ortaya koyamayız. Teknoloji ve kültür arasındaki ilişki, ancak onu kullanan aktörler ve o teknolojiyi kullandıkları ortam göz önüne alınıp incelendiğinde doğru analizlere ulaşılabilir.

Teknoloji Gençleri Nasıl Etkiliyor? Teknoloji, sadece gençleri değil, toplumun tüm katmanlarını etkiliyor. Bu olumlu ya da olumsuz (daha çok da olumsuz) etkilenmeden, teknolojiyi, teknoloji üreten şirketleri suçlamanın pek de doğru olmadığını düşüyorum. Teknoloji, insanlar için hayatı kolaylaştıran büyük bir nimet. Bunu dozajını kaçırmadan ve doğru amaçlar için kullanmak insanların elinde. Benzer konular gündeme gelince hep verdiğim bir örnek var. Diyorum ki, teknoloji bizi kullanmasın, biz teknolojiyi kullanalım! Bir çok ürün ve hizmet üreten şirket var. Bu ürün ve hizmetler içinde bize ve amaçlarımıza uygun olanları seçmek, satın alıp almama kararını vermek bizim elimizde. Tabii ki şirketler kârlarını maksimize etmek için, ardarda yeni ürünler ve hizmetler çıkarıyorlar. Ardarda piyasaya çıkan ürünlerden bazan kafamız bile karışabiliyor. Hangisini satın alacağımızı, hangisinin gerçekten bizin ihtiyaçlarımıza cevap vereceğini tespitte zorlanıyoruz. Böyle bir kafa karışıklığıyla karşılaşmamak için, teknolojiyle ilgili gelişmeleri takip etmek, haber ve yorumları okumak yararlı olacaktır. Özellikle gençlerin, teknolojik ürünleri gösteriş için bilinçsizce tükettikleri görülüyor. Yeni piyasaya çıkan bir cep telefonunu, ailesinin ya da kendisinin ekonomik imkânlarını zorlayarak satın alan, aylar sürecek taksitlere giren gençler biliyorum. Bu gençlerin tek amacı, çevresindeki arkadaşlarında bulunanlardan aşağı kalmayacak bir ürüne sahip olmak.

Teknolojinin Neden Olduğu Hastalıklar Son 30 yılda başta ABD ve Avrupa olmak üzere tüm dünyada bu alanda yüzlerce araştırma yapıldı; hâlâ da yapılıyor. Kimi araştırmalarda dikkat çekici sonuçlara ulaşıldı. Örneğin; 1994'te ABD ve Finlandiya'da yapılan araştırmalar, elektromanyetik alanların çok sık etkisinde kalan işçilerde alzheimer hastalığının normal insanlara göre erkeklerde 4,9 kat ve kadınlarda 3,4 kat daha çok görüldüğünü ortaya koydu. 1998'te gerçekleştirilen bir başka araştırmada da radyo operatörleri, endüstriyel donanım işçileri, veri işleme aygıtı tamircileri, telefon hattı işçileri, elektrik santralları ve trafo merkezlerinde çalışan işçilerle film makinistlerinde alzheimer, parkinson gibi hastalıklarla beraber başka birtakım nörolojik bozuklukların daha çok görüldüğü ortaya çıktı. 1979'da ABD'de yapılan bir epidemiyolojik (tıbbın, insan topluluklarında hstalıkların dağılımını ve bu dağılıma yol açan etkenleri araştıran bir dalı) araştırma, enerji iletim hatlarına 40 m.'den daha yakın yaşayan çocukların, normal çocuklara göre 2-3 kat daha fazla kansere yakalandığını ortaya koymuştu. 1988'de ve 1991'de yine ABD'de, 1992 'de İsveç ve Meksika'da ve 1993 'de Danimarka'da yapılan araştırmalarsa çocuklarda görülen kanserlerle ve özellikle de lösemiyle iletim hatlarına yakın yaşama arasında bir ilişki olduğunu ortaya koydu. Finlandiya'da yapılan bir başka araştırma erkek çocukların merkezi sinir sisteminde oluşan tümörlerle iletim hatları arasında ki ilişkiyi saptadı. 1994'te Kanada'daki 2 ve Fransa'daki 1 elektrik şirketinin çalışanlarını kapsıyordu. Toplam 223.000 kişi üzerinde gerçekleştirilen bu istatiksel çalışmada 4000 kanser hastası saptandı. Bu çaılşmada yüksek elektromanyetik alanların etkisinde kalanlarda lösemi 2-3 kat fazla görülürken, beyin tümörü 10 kat daha fazla görülüyordu. Tüm bu bulgulara karşın lösemiyle elektromanyetik alanlar arasında kuşkuya yer bırakmayacak biçimde bir ilşki olduğu kanıtlanamadı. Geçen yıl ABD Ulusal Çevresel Sağlık Bilimleri Enstitüsü'nün 6 yıldır süren ve 60 milyon dolara malolan araştırması sonuçlandı. Enstitü, araştırma sonuçlarını bir rapor biçiminde ABD Kongresi'ne Haziran ayında sundu. Rapora göre "Elektromanyetik alanların tümüyle güvenli oldukları söylenemez. İnsanlar onların etkisinden olabildiğince kaçınmalıdırlar. Ama elektrik hatlarının oluşturduğu elektromanyetik alanların, insanların kanser yada başka bir hastalığa yakalanma riskini arttırdığına yönelik kanıtlar zayıftır. Bu konudaki araştırmalar sürecektir." İsveçli bilim adamları cep telefonuyla yapılan 2 dk.'lık bir görüşmenin bile ne denli ciddi sorunlar yaratabildiğini gösterdiler. Araştırmaya göre 2 dk.'lık konuşma, kandaki zararlı proteinlerin ve toksinlerin beyne girmesini engelleyen savunma mekanizmasını devre dışı bırakmaya yetiyordu. Bu durumda azheimer, parkinson ve multiple sclerosis (MS) gibi sinir hastalıklarının oluşma riski artıyor. Mayıs 1998'de İsveçli bilim adamı Dr. Kjell Hansso Mild, ekibiyle birlikte gerçekleştirdiği büyük bir araştırmanın sonuçlarını açıkladı. Çalışma sonucuna göre, cep telefonuyla uzun süre konuşanlarda yorgunluk, baş ağrısı, deride yanma hissi ortaya çıkıyordu. Kulaklık-mikrofon seti kullananların %80'inde bu tip sorunların olmadığı gözlendi. Haziran 1998'de Almanya'da Freiburg Üniversitesi Nöroloji Kliniği'nde yapılan bir araştırmada da cep telefonlarının yüksek tansiyonla ilişkisi ortaya kondu. Bu araştırmada 10 gönüllünün başlarına cep telefonu bağlandı. Araştırmacılar, deneklere haber vermeden telefonları açıp kapadılar. Telefonlar açıkken, deneklerin tansiyonlarında 5-10 mmHg'lik bir artış gözlendi. İngiltere'de yapılan ve 11.000 kişinin gönüllü olarak katıldığı bir başka araaştırmadaysa, uzun süre cep telefonuyla konuşanlarda baş ağrıları, baş dönmesi ve dikkat dağılması gözlendi. Bilimsel araştırmaların art arda gelen bu olumsuz sonuçları insanları kuşkulandırıyor. Artık "cep telefonlarının insan sağlığına daha ciddi etkileri olabilir mi?" diye düşünüyor herkes. Yine ilk akla gelen soru : "Cep telefonlarıyla kanser arasında bir ilişki olabilir mi?" Dünyada 200 milyon dolayında cep telefonu kullanıcısı var. Bu sayı ABD'de 80 milyonun üzerinde ve her ay buna yaklaşık 1 milyon ekleniyor. Cep telefonunun insan sağlığına etkileri ve özellikle de kanserle ilişkisi üzerinde yürütülen çalışmalar ABD'de merakla izleniyor. Çünkü beyinlerinde tümör oluşmuş onlarca kişi, iletişim şirketlerine dava açmış durumda. Tümör oluşumlarına cep telefonlarının mikrodalga yayınlarının yol açtığını ileri sürüyorlar. Benzer davaalar başka ülkelerde de açılmış durumda. Bilimsel araştırmaların sonuçları bu davaların seyri açısından büyük önem taşıyor. ABD'de cep telefonu endüstrisi beş yıldır, cep telefonlarının insan sağlığı üzerine etkilerini araştıran çalışmaları destekliyor. Hatta bunun için Telsiz İletişim Endüstrisi Birliği, 1993'te Telsiz Teknoloji Araştıraları (WTR) adlı bir araştırma kurumu bile kurdu. Bu kurumun asıl amacı, öncelikle beyin tümörleri olmak üzere birçok hastalıkla cep telefonları arasında bir ilişki olup olmadığını saptamak. İki koldan yürütülen çalışmalar için beş yılda 25 milyon dolar harcandı. Bir yandan epidemiyolojik araştırma sürdürüldü; bir yandan da laboratuvarlarda deneyler yapıldı. Laboratuvar çalışmaları iki konu üzerinde yoğunlaştı: Beyin tümörü oluşumu ve genetik yapının değişimi. Bu sırada Avrupa ve Avustralya'da da konuyla ilgili birçok araştırma yapıldı; hâlâ süren çok sayıda araştırma da var. Bunlardan birkaçında düşük düzeyli radyo dalgalarının hayvanların bağışıklık ve sinir sistemlerinde bozukluklara, davranışlarında değişimlere yol açtığı ve kanser oluşumunu hızlandırdığı gözlendi. Örneğin Avustralya'daki bir araştırmada, fareler 18 ay boyunca cep telefonunun yaydığı mikrodalgaların etkisinde bırakıldı. Bu farelerde kanser oluşum oranının normal farelere göre iki kat arttığı saptandı. İsveçli Dr.Lennart Hardell'in araştırmasının geçen yıl Mayıs ayında yayımladığı sonucu: Cep telefonu kullanımı insanlarda beyin tümörü oluşumunu hızlandırmıyordu ; ama beyni tümörlü hastaların, telefon tuttukları tarafta tümör oluşma oranının 2,5 kat fazla olduğu ortaya çıktı. Aynı araştırma ABD'de de yapılmış ve aynı sonuçlara ulaşılmıştı. En önemli gelişmeyse, WTR'nin beş yıllık araştırmasının sonuçlarını açıklaması oldu. Araştırmanın başındaki Dr. George Carlo "Bu veriler insanlarla doğrudan ilişkili ilk verilerdir. Bunlara göre cep telefonu yayınları insanlarda beyin tümörü rüskini biraz artırıyor, insan kan hücrelerini etkiliyor ve farelerde de DNA bozukluklarına yol açıyor." diyor. Telefon şirketlerince desteklenen bir araştırma kurumundan böyle bir açıklamanın gelmesi çok önemliydi. Sağlığımızı tehlikeye atacağımıza, cep telefonlarımız acil durumlar dışında kullanmamaya çalışalım. Böylece hem beynimiz, hem de cebimiz rahat eder...

Sonuç Teknoloji günümüzün vazgeçilmez unsurlarından biridir. Ülkelerin gelişmişlik seviyesi bulundurdukları teknolojik ortamları ile değerlendirilmektedir. Teknolojinin kullanım alanları oldukça geniştir. Eğitimden, savunma sanayine kadar her alanda kullanılan teknoloji sosyal ve ekonomik hayatında bir vazgeçilmezi durumuna gelmiştir. Teknolojinin faydaları ve zararları; teknolojiden faydalanma durumumuza göre değişmektedir. Örneğin bir televizyonu genel kültürümüzü artırıcı programları izlerken kullanmamız faydalı, zamanımızı öldürürken kullanmak zararlı olduğu gibi. Bu örnekler çoğaltılabilir; son yüzyılın buluşu olarak değerlendirilen internet ise; elektronik ortamda hızlı bir şekilde bilgiye ulaşmamızı sağlarken; internete bağımlı insanlar oluşturup, sosyal hayattan insanların kopmasına da neden olmaktadır. Buradaki ölçü demekki teknolojiyi ne şekilde kullandığımızdır. Teknolojinin gümüzüzde geldiği ürküten boyutu ise; özellikle gen teknolojisinin çok gelişip insanları klonlamaya kadar geldiği bu da gelecek için robotlaşan ve tek tip insanların türemesine neden olabilir. Diğer yandan gelişen teknoloji ile birlikte biyolojik ve kimyasal silahların üretilmesi insanlığı tehdit eden diğer teknolojik tehlikeler olarak değerlendirilebilir. Teknolojinin kullanımı ve sonuçları değişmektedir. Örneğin; teknoloji kullanılarak kurulan bir fabrikada üretim yapılmakta ama artıkları doğaya zarar vermektedir. Yine teknoloji kullanılarak arıtma tesileri kurulup bu tehlike minumuma indirilmektedir. Yani teknolojinin fayda ve zararları birlikte ilerleyip kullanıma göre netice vermektedir.

 
 

10:30 - Aralık 16, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 15, 2007

HAYATIMIZI DEGISTIREN ICATLAR

Yazı (M.Ö. 3500): Tarih kitaplarımızda yazının Sümerler tarafından bulunduğu yazar. Daha yenilikçi yaklaşımlar ise yazının aynı dönemde Mısır uygarlığı tarafından bulunduğunu, yani yazının dünyadaki iki farklı uygarlığın aynı zamanda bulduğu bir şey olduğunu söylüyor. Yazının bulunması, insanlık tarihinde bilgi adına atılmış ilk adımdır.

Takvim (M.Ö. 45): Takvimler astronomik olaylara göre ayarlanır. Evrende bizim için en önemli iki astronomik hadise de güneş ve ay olduğuna göre takvimlerimizi bunlara göre ayarlamamız son derece doğal. Bugün kullandığımız Gregoryen takvimin babasını, M.Ö. 45 yılında Sezar hazırlamış. Bu takvimin başlangıcı da Cleopatra ile ilk buluşmasıymış. Ancak bu takvim 128 yılda bir 1 gün atarmış. Bunu engelleyecek ince ayar 15 Kasım 1582'de yapılmış.

'HayatımızıPusula (206): Pusula, eski Çin hanedanlıklarından Qin'in bilim adamları tarafından keşfedilmiş. Çinli büyücüler, mıknatıs taşlarını fal bakarken kullanıyormuş. Sonunda birileri mıknatıs taşlarının belirli bir yönü gösterebildiğini fark etmiş ve ilk pusula böylece ortaya çıkmış. Ancak bu pusuladan çok, bir platformun üzerine bırakılmış bir kaşıkmış. Manyetize edilmiş bir iğnenin yuvarlak bir kutuya konması ise 850 ile 1050 arasında bir zamanda, yine Çin'de gerçekleşmiş. Pusula olmasaydı neler olurdu bir düşünsenize!

Matbaa (1439): Yazılı bilgiyi ucuz olarak kitlelere ulaştırmak mümkün olmasaydı Rönesans da olmazdı, Pazar sabahı tam sayfa çengel bulmaca çözme keyfi de. Matbaa için gerekli çabaları Johann Gutenberg göstermiş ama safça bir insan olduğundan sürekli kandırılmış. İlk basılan İncil de Bay Gutenberg tarafından değil, makinesine el koyan ortağının oğlu tarafından matbaaya gitmiş. Neyse ki kitaplarda hep Gutenberg'in ismi var da adamcağızın kemikleri sızlamıyor.

Mekanik saat (16. yy): Saati öğrenmenin tarihi kısmıyla ilgilenmeyelim, o kısım epey uzun. 1577'de dakikayı gösteren ilk saat yapılmış. Jost Burgi'nin amacı, astronomların kullanacağı bir yardımcı üretmekmiş.1656'da sarkaç icat edilmiş, bu da saatleri daha güvenilir hale getirmiş. Koluna saat takan ilk kişi ise Fransız matematikçi ve filozof Blaise Pascal. Yıllardan 1660. Saat kavramını standartlarına oturtan ise 1878'de Sir Sanford Fleming olmuş.

'HayatımızıMikroskop (16. yy): Lensler ve büyüteçler, Antik Yunan uygarlığında bile biliniyormuş. Ancak onlar bu lensleri yapmayı değil, sadece ortası kenarlarından daha geniş kristallerin etkilerini biliyormuş. 1590'da iki gözlük imalatçısı Zaccharis Janssen ve oğlu Hans, bir tüpün içine dizdikleri lenslerin yakındaki bir cismi 10 kat yakına getirdiklerini fark etmiş. 1700'lü yılların başında Anton van Leeuwenhoek, 270 kat büyüten bir mikroskop yapmış ve olaylar gelişmiş!

Teleskop (1608): Cam, M.Ö. 3500 gibi bulunmuş ama lens haline gelmesi için 5000 sene geçmesi gerekmiş. Hans Lippershey, ilk lensi 1600'lü yılların başında yapmış. Aslında doğruyu söyleyelim, mikroskopta da okuduğunuz gibi çok önceleri de lensler yapılıyormuş ama nedense tarihe adını o yazdırmış. Teleskop ise 1609'da, ünlü İtalyan bilim adamı Galileo Galilei tarafından icat edilmiş. Bu teleskop cisimleri 30 kat büyütebiliyormuş. Aynalarla ışığı toplayarak daha performanslı bir teleskobu bulan kişi ise 1704'de Isaac Newton olmuş.                   

 

 

Buhar motoru (1698): Buhar motoru, endüstri devriminin başlamasına, dünya için iyi, o dönemde yaşayan zavallılar için pek fena bir sürü olayın yaşanmasına sebep oldu. İlk kez hayvan gücü aşılıyordu ve insanlar çılgınca sürekli bu gücü kullanacakları yeni alanlar buldular. Bunun için 1968'de buhar motorunun patentini alan Thomas Newcomen'e teşekkür etme nezaketini gösterdiler mi bilemeyiz tabii.

Elektrik (1832): Elektrik, elektron akışıyla enerjinin transfer edilmesi sonucu oluşur. Elektriğin M.Ö. 600'lü yıllarda bilindiği, Antik Yunanistan'da kürklere amber sürülerek statik elektrik elde edildiği yazılır. Amberleri kürklere o kadar çok sürerlermiş ki gözle görülen elektrik akımları bile oluşurmuş. Elektrik denince akla Edison'un gelmesi ise kendisinin başarılı bir halkla ilişkilerci olmasından kaynaklanıyormuş sadece. Yoksa buluşta katkısı olan daha pek çok bilim adamı var. Elektrikli sandalyeyi de maalesef Edison bulmuş. Laboratuvar ortamında elektriği ilk kez elde edebilenler ise aynı yıl ayrı ayrı çalışmalarla Michael Faraday ve Joseph Henry.

Plastik (1862): İnsan yapımı ilk plastik, 1862'de Alexander Parkes tarafından İngiltere'de yapılmış. Selülozdan yapılan bu madde, ısıtılıp yumuşatılarak kalıba dökülüp soğuyunca, kalıbın şeklini alarak çıkıyormuş. Bundan önce buna benzer bilinen tek madde Charles Goodyear'ın bulduğu yollarla işlenen doğal kauçukmuş.

'HayatımızıRadyo (1895): Radyo, gelişimini iki buluşa borçlu: telefon ve telgraf. Bu ikisi olmasaymış radyo da olmazmış. 1860'ta İskoç fizikçi James Clerk Maxwell, radyo dalgalarının varlığını keşfetmiş. İtalyan mucit Guglielmo Marconi, 1895'te ilk kez bilinçli olarak radyo dalgaları gönderip almayı başarmış. Ancak bugün modern radyonun mucidi, bir takım yasal düzenlemeler sonucu Nikola Tesla sayılıyor.

Penisilin (1928): Penisilin'in tüm ekmeğini Alexander Fleming yese de küfün antibiyotik etkisini ilk olarak 1896'da Ernest Duchesne keşfetmişti.

Tabii bilimsel olarak; yoksa taa Mezopotamya'ya, Maya uygarlıklarına dönmemiz gerek. Yani besin zehirlenmelerinin en önemli sebebi olan stafilokok bakterilerinin, penicillium cinsi küfle öldürülebildiğini kayda geçiren kişi Alexander Fleming'dir. Penisilinin tıptaki hayati önemi, ilk kez II. Dünya savaşı sırasında kanıtlanmış.

PC (1936): Kişisel bilgisayarı kim buldu diye sorarsak tek bir yanıt almamız biraz zor. Bilgisayar tek bir parçadan oluşmayan komplike bir makine ve haliyle üretimine sınırsız sayıda kişi katkıda bulunmuş. Bütün bu parçalar da ayrı birer icat olarak nitelenmeli belki de. Ancak ilk programlanabilir bilgisayar, Konrad Zuse tarafından üretilen Z1'dir. Yıllardan taa 1936. Ancak bu makinenin tarihini PC'ler için kullanmamız ne derece doğru bilemiyoruz. Aslında aramızda kalsın, hiç değil ama ne yapalım ki ilk örnek bu.  

 

 

 

Transistör (1947): Transistör, bir devreyi açıp kapayan, bir sinyali güçlendiren, farklı dirençteki devre parçalarını birbiriyle uyumlu hale getiren, hmm, şeydir. Biz bilmiyoruz, öyle diyorlar.

Transistör için ayrıca elektrik elektronik camiasının en mühim keşfi de diyorlar. Ne yaptığını tam bilmesek de 1947'de transistörü buldukları için John Bardeen, Walter Brattain ve William Shockley'ye teşekkür borçluyuz sanırız.

Kalp pili (1950): Kalp pili, kalbin atış hızını ayarlayan bir cihaz. Kanadalı John Hopps, vücut sıcaklığının aniden düşmesi anlamına gelen hipotermiya'ya çare bulmak için radyo dalgalarıyla vücut sıcaklığını artırmaya çalışırken, tesadüfen kalbin durduğunda mekanik olarak tekrar çalıştırılabildiğini keşfetmiş. İlk ürettiği kalp pili o kadar büyükmüş ki vücudun dışında taşınması gerekiyormuş.

Lazer (1960): LASER, "Light Amplification by the Stimulated Emission of Radiation" kelimelerinin baş harflerinden oluşan bir kısaltma. İlk kez 1917 yılında Albert Einstein tarafından "hayal edilmiş". 1954'te "maser" denilen teknoloji bulunmuş, "light" kelimesi yerine "microwave" kelimesini koyun. Lazerden tek farkı görünmez olmasıymış. 1958'de "maser"in mucitleri Charles Townes ve Arthur Schawlow, görünür bir lazer üzerinde çalışmışlar ancak ilk optik lazer ışınını yaratan kişi Theodore Maiman olmuş.

'HayatımızıCep telefonu (1973): Cep telefonu düşüncesi 1947'de ortaya çıkmış. Arabalara nasıl telefon yerleştireceklerini düşünen bilimadamları, yüksek güçlü vericileri aralıklı olarak yerleştirmektense düşük güçlü ucuz vericileri sık aralıklarla yerleştirmenin daha başarılı bir sistem olduğunu düşünmüşler. Tabii o sırada bunu yapabilecek teknoloji ortalarda yokmuş. Martin Cooper, modern cep telefonu cihazının mucidi sayılıyor. İlk cep telefonu görüşmesini 1973 yılının Nisan ayında o yapmış. 1977'de ilk cihaz imal edilmiş ve 2000 tane sınırlı sayıda üretilerek piyasaya çıkmış.

İnternet (1991): İnternetin büyükbabası ARPAnet'in ilk çalışmaları, soğuk savaş döneminde yapılmış. Amaç, yeni bulunan NCP (Network Control Protocol) protokolü sayesinde birbirine bağlanabilen bilgisayarlarla birbirine uzak iki askeri üs arasında bilgi akışını devamlı tutmakmış. 1968'de artık ağır kalan ARPAnet yerine NSFnet kurulmuş ve bu sefer ağa üniversiteler de bağlanmış. Bu ağ, bugün internet dediğimiz devasa şeyin omurgasını oluşturmuş.

İş'te Genç'in seçimi - Tekerlek: Maalesef ilk tekerleği kimler buldu bilemiyoruz. Yani düşünürseniz aslında özel bir seçim olmasını sağlayacak bir hikayesi yok. Tabii şu an elimizin altındaki farede bile olması, özel bir seçim olması için kafi bir neden denebilir. Tekerleğin icadından önce ağır cisimler kaydırılıyormuş. Bir gün zeki bir mağara adamı, kaydırılan şeyin altına tomruklar konursa daha rahat hareket ettiğini görmüş ve tekerlek için ilk adım atılmış. Sürtünmenin fark edilmesi ve tomruğun yontularak aks haline getirilmesi gibi çılgınca şeyler nasıl düşünüldü, aklımız almıyor. Biz olsak hala ittiriyor olurduk.

 

20:21 - Aralık 15, 2007 - yorum { 1 } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 15, 2007

Teknoloji Nedir?

 

 

Sözlük anlamı "bilginin, sanayideki işlemlerde sistematik olarak uygulamaya alınması" demek olan teknoloji, geniş anlamda, araştırma, geliştirme, üretim, pazarlama, satış ve satış sonrası hizmeti kapsayan bir sanayi sürecinin, etkin ve verimli bir biçimde gerçekleştirilmesi için kullanılabilecek bilgi ve becerilerin tümüdür. Teknolojik yenilik de, "üretim süreçlerinde yenilik, yeni ürünler ve yeni kurumsal örgütlenme biçimleri" olarak tanımlanmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde, ürün rekabeti, bilimsel ve teknolojik yetkinlik rekabetine dönüşmüştür. Klasik anlamda rekabet gücünü belirleyen faktörler arasında doğal hammadde kaynaklarının bolluğu, ucuz işçilik gibi temel üretim faktörleri yer alırken, günümüzde ileri ve özellikli üretim faktörleri belirleyici duruma gelmiştir. İleri üretim faktörleri, nitelikli iş gücünü, Ar-Ge altyapısını, modern bir haberleşme ağını ve bilişim (enformasyon) teknolojilerinin etkin kullanımını içerirken, özellikli üretim faktörleri, belirli alanlarda yoğunlaşmış bilgi ve beceriye sahip iş gücü ile bilgi ve deneyim birikimini içermektedir.

Diğer yandan, başta elektronik, enerji, bilişim, uzay, biyomühendislik, organik kimya endüstrileri gibi "bilim ve teknoloji temelli" sektörler ile bunların bir bileşkesi olan savunma sanayii, en yüksek oranda katma değer yaratan, dolayısı ile toplumsal refaha katkıları en yüksek olan sanayi dalları olarak ortaya çıkmaktadırlar.

 


Teknolojinin Önemi:

Sanayileşmenin en belirgin ögesi teknoloji üretebilmektir. Teknoloji üretebildiğiniz, bilgiyi ürün tasarlamada kullanabildiğiniz takdirde ticarette rekabet üstünlüğünü, savunma sistemlerinde de caydırıcılığı sağlayabilirsiniz. Kimse kendisine üstünlük sağlayan bir şeyi başkasına vermeyeceğine göre salt teknoloji transferi yaparak sanayileşmemiz ve kalkınmamız, savunma sistemlerinde de caydırıcılığı sağlamamız olası değildir. Bu nedenle amaç kendi teknolojimizi kendimizin üretmesi olmalıdır. Kendi teknolojisini üreten bir sanayileşme ile ulusal ekonomiye, ülkenin mühendislik gücüne ve ulusal teknolojiye en yüksek katkıyı sağlayabilir, beyin göçünü önleyebilirsiniz.

Teknolojiyi kısaca bilimsel bilgiden yararlanarak yeni bir ürün geliştirmek, üretmek ve hizmet desteği sağlamak için gerekli bilgi, beceri ve yöntemler bütünü olarak tanımlayabiliriz. Bu duruma göre özgün üretim için gerekli safhaları da dörde ayırabiliriz.

 

---Bilimsel bilgiye ulaşmak veya geliştirmek

---Bilgiden faydalanarak bir ürün tasarlamak (tasarım yeteneği veya teknolojisi)

---Tasarlanan bir ürünün üretim tekniklerini belirlemek (üretim teknolojisi)

---Üretim

 

Bir ürün geliştirmek için gerekli malzeme ve ekipmanı çeşitli kaynaklardan bulabilirsiniz. Bu nedenle önemli olan tasarım yeteneğine sahip olmaktır. Tasarım yeteneğine sahipseniz her şeyi yapabilirsiniz. Bağımsızlık da bundan sonra gelir.

Teknoloji ülkelerin gelişmişlik düzeyini belirlemekte ve uluslararası yarışta, sahibine büyük bir ticari üstünlük sağlamaktadır. Dünya ulusları teknoloji üretebilenler ve üretemeyenler olarak ikiye ayrılmakta, teknoloji üretemeyen uluslar az gelişmiş uluslar olarak sınıflandırılmaktadır.

Gelişmiş ülkelerde, ürün rekabeti, bilimsel ve teknolojik yetkinlik rekabetine dönüşmüştür. Klasik anlamda rekabet gücünü belirleyen faktörler arasında doğal hammadde kaynaklarının bolluğu, ucuz işçilik gibi temel üretim faktörleri yer alırken, günümüzde ileri ve özellikli üretim faktörleri belirleyici duruma gelmiştir. İleri üretim faktörleri, nitelikli iş gücünü, Ar-Ge altyapısını, modern bir haberleşme ağını ve bilişim (enformasyon) teknolojilerinin etkin kullanımını içerirken, özellikli üretim faktörleri, belirli alanlarda yoğunlaşmış bilgi ve beceriye sahip iş gücü ile bilgi ve deneyim birikimini içermektedir.

Diğer yandan, başta elektronik, enerji, bilişim, uzay, biyomühendislik, organik kimya endüstrileri gibi "bilim ve teknoloji temelli" sektörler ile bunların bir bileşkesi olan savunma sanayi, en yüksek oranda katma değer yaratan, dolayısı ile toplumsal refaha katkıları en yüksek olan sanayi dalları olarak ortaya çıkmaktadırlar.

 

 

 

Bu nedenle de günümüzde, ülkelerin, özellikle bu alanlarda sahip oldukları bilim ve teknoloji altyapıları ve bu altyapıyı sanayi süreçlerinde kullanarak ürüne, dolayısı ile toplumsal refaha dönüştürebilme yetenekleri, gerek ekonomik, gerekse politik açıdan stratejik öneme sahip, dikkatlice korunması gereken milli varlıklar olarak değerlendirilmektedir. Günümüzde, sahip oldukları bilimsel ve teknolojik bilgiyi, entegre süreçler içinde ürüne ve toplumsal refaha dönüştürebilen ülkeler ile bu süreç entegrasyonunu başaramamış ülkeler arasındaki anlayış ve uygulama farkı, gelişmiş ve gelişmekte olan ülke tanımlamasında kullanılan önemli araçlardan biridir.

Gelişmiş ülkelerde yapılan bilimsel araştırmalar, bu araştırmalar sonucunda geliştirilen yeni teknolojiler ve bu teknolojilerin yeni üretim ve ürün teknolojilerine dönüşmesi süreçleri, iç içe, biri birini takip eden süreçler olarak ortaya çıkmaktadır. ABD, Almanya ve Japonya gibi ülkeler bu kategoride yer almaktadır.

Gelişmekte olan ülkelerde ise bu süreçlerin entegrasyonu zayıftır. Türkiye gibi dünya bilim literatürüne katkısı az olan ülkeler ve hatta eski SSCB ve Hindistan gibi dünya bilim literatürüne katkısı yüksek ancak bu birikimi toplumsal refaha dönüştürememiş ülkeler ikinci sınıfa giren ülkeler olarak değerlendirilmektedir.

Bilimsel araştırmalar açısından bakıldığında, bu ülkeler, gerek bilimsel

kuruluşlar, gerekse bilim adamları düzeyinde işbirliği ve bilimsel çalışmalara katılım açısından, gelişmiş ülkeler ile sıkı ilişkiler içinde olabilmektedir. Ancak bu ilişkiler ve yapılan çalışmalar ile kazanılan bilgi birikimini, teknolojiye ve ürüne dönüştürecek mekanizmaların gelişmemiş olması nedeniyle, bu ülkelerin yeni teknolojiler ile tanışması nadiren bu teknolojilerin gelişme safhasında, çoğunlukla da bu teknolojilerin üretim ve ürün teknolojilerine dönüşmesinden sonra, "teknoloji transferi" ile mümkün olmaktadır. Ancak, bu şekilde sahip olunan teknolojiyi, yeni türev teknolojilerin gelişimini sağlayacak "Ar-Ge /tasarım teknolojisi" olarak değil, belli bir ürüne özel "üretim teknolojisi" olarak değerlendirmek gerekir.

Bilim ve teknoloji temelli bir sanayi dalı olan savunma sanayii, gelişmekte olan ülkeler için bu olumsuz tabloyu ortadan kaldırabilecek bir fırsat olarak ortaya çıkmaktadır. Savunma sistemleri tedarik süreçlerinin, hem savunma ihtiyaçlarının karşılanması hem de kritik teknolojilerin edinilmesi ve ülkenin teknoloji alt yapısının geliştirilmesi amacıyla kullanılması, gelişmiş ülkeler tarafından başarıyla uygulanan bir bilim-teknoloji-üretim süreçleri entegrasyonu yöntemdir. Savunma harcamalarına büyük kaynaklar ayrılan ülkemizde de, hem bilimsel araştırma, yeni teknoloji üretme ve yeni ürün geliştirme süreçlerinin entegrasyonu, hem de bu çalışmaları toplumsal refaha dönüştürülebilecek mekanizmaların kurulması için, savunma sanayiini temel platform olarak belirlemek en doğru yaklaşım olacaktır.

 


 

BİLİM NEDİR?

 

 

 Bilim,   evrenin ya da olayların bir bölümünü konu olarak seçen, deneysel yöntemlere ve gerçekliğe dayanarak yasalar çıkarmaya çalışan düzenli bilgi.” “Genel geçerlik ve kesinlik nitelikleri gösteren yöntemli ve dizgesel bilgi.” “Belli bir konuyu bilme isteğinden yola çıkan, belli bir ereğe yönelen bir bilgi edinme ve yöntemli araştırma süreci.” Bilim ile uğraşan bir kişinin bu tanımları yeterli bulmayacağını söylemeye gerek yoktur. Bu nedenle, bilimin eksiksiz bir tanımını yapmaya kalkışmak yerine, onu açıklamaya çalışmak daha doğru olacaktır. İnsan doğaya egemen olmak ister! Derler ki insanoğlu varoluşundan beri doğayı bilmek, doğaya egemen olmak istemiştir. Bu nedenle, insan varoluşundan beri doğayla savaşmaktadır. Son zamanlarda, bu görüşün tersi ortaya atılmıştır: İnsan doğayla barış içinde yaşama çabası içindedir. Bence bu iki görüş birbirlerine denktir. Bazı politikacıların dediği gibi, sürekli barış için, sürekli savaşa hazır olmak gerekir.

 


 

Bilim ve Teknolojideki Gelişmeler..

 

20. yy bilim ve teknolojinin gelişmesinde altın çağını yakalamış, insan hayatında vazgeçilmez bir rahatlık sağlamıştır. Bilim hiçbir zaman durağanlık göstermemektedir. Bilimin sınırları genişlerken; dünyanın sanıldığı kadar büyük olmadığı gerçeği ortaya çıkmaktadır.

Günümüzde bilim olağanca hızıyla ilerlemekle birlikte insan hayatının olmazsa olmazları arasına girmeyi başarmıştır. Bilimin sonucu olarak ortaya çıkan teknoloji hayatımızı her alanda kolaylaştırmayı başarmıştır.

Bilim ve teknoloji arasında sıkı bir ilişki bulunmakta, birbirlerini tamamlamaktadırlar. Bilimsel çalışmalar uygulamaya elverişli bilgi üreterek teknolojik gelişmeye yol açarken, teknolojik gelişmeler de bilimsel araştırmaların daha uygun şartlarda yapılmasını sağlayarak bilimsel gelişmeyi hızlandırmaktadır .

Rönesans ve reformla birlikte bilimdeki gelişmelerin temelleri atılmış, bilimsel gelişmeyi engellemeye çalışan tüm olumsuzluklar da ortadan kalkmıştır (Kilise ve Dinin Etkisi gibi).

İnsanlar, tanrıbilimsel gerçeklerden sıyrılıp içinde yaşadıkları dünyayı ve bu dünya ile ilgili sorunları keşfetmişlerdir. Bu gibi gelişmelerin sonucunda da bilimsel gelişmeler başlayıp zamanla hız kazanmıştır.

Bilim ve teknolojinin ortaya çıktığı tarihten itibaren insanlar içinde yaşadıkları dünya ile yetinmemişlerdir. Uzayı merak etmişler, uzayın sırlarını çözmek amacıyla gizemli bir yolculuk, sistemli bir çalışma içerisine girmişlerdir. Sıvı yakıtlı motorların bulunması ile uçaklar ulaşım aracı olarak kullanılmaya başlanmış, insanlara uzak gibi görünene mesafeler artık ortadan kalkmıştır. Bunun sonucunda insanların uzaya gitme isteği iyice artmıştır .

Uzayı tanımlayacak olursak; güneşi gezegenleri uyduları, yıldızları, sayısız galaksiyi içine alan boşluktur. Bu sınırsız boşluk içersinde bulunana gök cisimlerinin her biri dünya yüzeyindeki toz parçacıkları kadardır. İlk çağ filozoflarından başlayarak bir çok bilim adamı uzayı tanımlama çabası içerisine girmişlerdir. Örneğin; Galile’nin gök bilimleri ile ilgili çalışmaları olmuştur. Teleskopla gözlemler yapmış, şu anki bilim adamlarımızın bile sonucuna ulaşamadıkları bir araştırma çizgisini başlatmıştır. Kepler ise; gezegenlerin yörüngelerinin üzerine çalışmalar yapmış, elips şeklindeki hareketleri saptamayı başarmıştır.

Günümüzde ise uzaya ulaşma çabası dünya üzerinde milletler arası çatışmaya yol açmakta, hızlı bir yarışın olmasına neden olmaktadır.

“İlk aya yolculuk planlarının NASA başlatmıştır. Başka John F. Kennedy’nin 25 Mayıs 1961’de kongrede bir özel oturumda yaptığı konuşmada “önümüzdeki 10 yıl içinde bir adamın aya gitmeyi ve dünyaya dönmeyi başaracağına inanıyorum” sözleri bu çalışmaların daha da hızlandırmıştır soğuk savaş döneminde uzay çalışmaları konusunda da Sovyetler Birliği ile yarışan Amerika uzay harcamaları için büyük bütçeler ayırıyordu. Aya gönderilecek uzaya aracı için çalışmalar uzun bir süre devam etti. Bu çalışmalar sırasında yapılan test uçuşlarından birinde NASA 3 astronotunu kaybett.”

“Sonunda 16 Temmuz 1969’da Neil Armstrong, Edwin Aldrin Jr. ve Micheal Collins adlı üç astronotu taşıyan Apollo 11 tarihe geçecek ay yolculuğuna çıktı. Apollo 11, 19 Temmuz’da ay yörüngesine girdi. Kartal(EAGLE) adlı modül ay yüzeyine başarıyla indi ve Armstrong aya ayak basan ilk insan olarak tarihe geçti. Armstrong’un ardından Edwin Aldrin’de yüzeye indi. Ay toprağından örnekler alan, bazı bilimsel deneyler yapan ve Amerikan bayrağını aya diken iki astronot görevlerini başarıyla tamamlayarak dünyaya döndüler”

İlk aya yolculuğun tamamlanmasının ardından tartışmalar da başladı. Bu tartışmalara sonunda uzayda yaşam olup olmadığı konusu üzerinde durulmaya başlandı. İnsanın bir ortamda hayatını devam ettirmesi için; atmosfer, radyasyon ve yerçekiminin bulunması gerekmektedir. Özellikle atmosfer canlı yaşamı için çok önemlidir.

Dünyamızda %78 oranında azot, %21 oranında oksijen bulunmaktadır. Uzay boşluğunda ise hava olmayıp sadece bir miktar gaz bulunmaktadır. Bu nedenle uzaya giden araçların içerisinde hava tankları bulunmaktadır. Uzay tamamen soğuktur. İnsan ise sadece belirli sıcaklık ölçütleri içersinde yaşayabilmektedir. Bu nedenle uzay aracında ısı sistemi de olmalıdır.

İnsan oğlu çıplak iken uzay boşluğunda kalıcı zarar görmeden 30 saniye kadar yaşayabilir. Nefesinin tutmamak kaydıyla 30 saniye boşlukta kalan insan patlamaz, donmaz ve bilinci tamamını kaybetmez. 30 saniye sonlarında oksijen yokluğu sonucu bilinç kaybı oluşmaya başlar. 1 veya 2 dakika sonra ise yaşam faaliyetleri tamamen durur ve insan hayatını kaybeder.

Uzayda karşılaşacağımız diğer bir sorun ise yer çekimidir. Dünyadan uzaklaştıkça yer çekimi azalmaktadır. Aralarında ters bir orantı vardır. bu yüzden uzayda yer çekimi yoktur.

Günümüzde insanlığın ortak amacı her şeyden haberdar olma, uzayın tüm olanaklarından yararlanmaktır. Şu anda uzayda Türksat adlı bir uydumuz bulunmaktadır. Uydumuz sayesinde haberleşmenin gücü hızla artmıştır.

 

 

İletişim kurmanın en kolay yolu konuşmaktan geçer. Karşımızdaki insanların duygularımızı ve isteklerimizi anlatmanın diğer bir yolu da el kol hareketleridir. Fakat bunların dışında da ilkle haberleşme yolarlı vardır: Atlı elçilerle, dumanla ve güvercinler gibi.

Karadeniz Bölgesi’nde bulunan köylerimizin bazılarında yer şekillerinin de etkisi ile dağınık yerleşme görülmektedir. Evler arasındaki mesafe uzak odlundan dolayı insanlar ıslıklarla iletişim kurmaktadırlar. Her ıslık tonu başka bir ablam ifade eder. Fakat sadece insanlar için değil toplumlar içinde iletişimin önemi büyüktür.

İnsanların uzaktan haberleşmesine imkan veren teknik araçlar Fransız Devrimi’nden hemen sonra optik telgrafın bulunması ile gelişim sürecine girdi.

1837’de elektrikli telgrafın bulunması ile iletişim çağı başlamıştır.

Telefon 1876 yılında Graham Bell tarafından bulundu. İnsan sesinin iletiminde önce ülke içerisinde daha sonra da ülkeler arasında yayılmasına imkan verdi. Bu yenilik bir çok kaygıyı da beraberinde getirdi. ABD’de benimsendi ve daha sonra ülkeler arasında yayılmaya başladı. 19. yy’da etkileşim ağları kurulmaya, insanlar arasındaki etkileşim gelişmeye başladı.

“Tarihte ilk ses kaydı 1877 yılında Thomas Edison tarafından yapılmıştı. Son 20 yılda yaşanan gelişme ise gerek ses kalitesinde gerekse şiddetle kayıt sisteminde mükemmeli yakalamayı hedeflemektedir”

İnsanlar, aralarındaki mesafe ne kadar uzak olursa olsun birbirleri ile kolayca iletişim kurmaktadırlar. Örneğin; bir faks makinesi birkaç dakika önce Türkiye’de bir fotoğrafı yayınlarken birkaç dakika sonra New York veya Tokyo’da yayınlayabilmektedir.

20. yy’daki en büyük gelişme hiç kuşkusuz bilgisayar teknolojisinde yaşanmıştır. İnternet ağının kurulması sonucunda bilgisayar ve internet; evlerimizi, işyerimize hatta günlük hayatımıza kadar girmeyi başarmıştır. Bilgisayar teknolojisi beraberinde çok büyük yenilikler ve kolaylıklar getirmişti. Örneğin; bilgisayar hayatımıza girmeden önce para yatırma işlemleri için bankalarda saatlerce sıra beklerken şu anda internet sayesinde işlemlerimizi en kısa zamanda gerçekleştirebilmekteyiz.

Biliyoruz ki bu teknoloji burada kalmayacak, insanlar yaşadığı sürece teknoloji de ilerleyecektir. Şu an bize hayal gibi gelen çoğu araçlar hayatımıza girecek ve hayatımızı kolaylaştırmaya devam edecektir.

 


20:01 - Aralık 15, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 15, 2007

TEKONOLJİ VE İNSAN


Teknoloji……! Gün geçmiyor ki bizden,insandan ve hayat dan geri kalmasın her gün kendini yenileyen ve kabına sığmayan teknoloji,aslında ihtiyaç mı yoksa basit bir gereksinim mi?yoksa medeniyetlerin kendi arasındaki beyin ve gelişim çatışması mı?Henüz ne açıklanabiliyor , nede karar veriliyor….

Milyon dolarların,servetlerin ve milyonlarca insanın iş gücü harcadığı maddiyat ve kitlesel güçle dönen bir sektör.Her konu da, her alanda tüm ürünlerde günlük değişim ve icatlarla her gün değişen teknoloji, ürün mü sadece;ürünü üreten fabrika bile .......

Teknoloji ile kendini yeniledi.Sadece on dakika da bir(1) araba üreten ve günde beşyüz (500) araba üreten fabrikalar ve her gün değişik versiyonları çıkan beyaz eşyalar bilgisayarlar,cep telefonları ve niceleri elbet de ki hepsi birer teknoloji ürünüydü…Teknoloji’nin nimetleriydi…..

Bir ürünün her gün değişik versiyonları değişik modelleri çıkmaya başlayınca artık üründe bile değişiklik az gelmeye başlamıştır. Aynı markada her gün bir model çıkmaya başladı.Her gün değişen ve gelişen teknolojinin yararları ve zararları da vardı.Bunlar da çok tartışıldı ve hiç son bulmayacak tartışmalar devam ediyor… devem edecek gibi de görünüyordu!. Binlerce tez ve antitez ortaya çıktı ama tam anlamıyla doğruyu bulamadık….
İhtiyaç mıydı teknoloji, insanın ekmek,su,hava ihtiyaçlarının yanına teknoloji eklendi.Belki bazı insanlar için ekmek ve sudan daha önemliydi.Yararları da vardı,bir cep telefonunun bir bilgisayarın,televizyonun ve internet in gelişen teknoloji içerisinde çok büyük yer kaplıyordu.İnternetin yararları uzakları yakın eden teknoloji ve istediğin her türlü bilgiyi internet üzerinden alabiliyorduk;ya cep telefonunun koskoca telefonu 5-10 cm ve sadece gramlarla üretilen ve yararları inkar edilemeyen büyük bir icat…
----Teknolojinin;
Zararları da vardı.insan hem memnun hem pişmandı.Bizi sadece 5-6 saniyede dünyaya bağlayan internet ve onun harikası olan e-posta(mail) ile mektup yazmayı unutmuştuk.Televizyonlardan bilim adamları sanki bir birileri ile yarışır gibi internet den çocuklarınızı uzak tutunuz küçük yaşta alıştırmayın diye uyarılarda bulunuyordu;neden peki zarar veriyordu da bize niye ürettiniz interneti denilmeye başlandı ama hep yaşanan standart hayat oyunları azınlık hiçbir zaman söz sahibi olamamıştı. Postacılar mektupları dağıtarak para kazanıyordu.okullarda “Bak postacı geliyor bize selam veriyor” şarkısı artık çocuklara öğretilemiyordu.ama artık ne postacı para kazanıyordu nede çocuklar şarkı öğrenebiliyordu.
İnsan oğlu hem kırılgan hem de düşünceli bir ifadeyle teknolojiye kabullenmeye çalışıyordu.. Peki biz teknolojinin neresindeyiz….

Dedem anlatırdı;Elbistan a ilk traktör geldiğin de bazı köyler bu gavur icadı bu şeytan işi biz bunu kullanmayız diye; ama şimdi tarlalar o gavur icadı ile verim kazanıyordu.
Biz gavur icadı dedik gavur bizi geçti arık…….! Teknoloji bu olsa gerek :))

Saygılar ve selamlar!
NOT:Benim bu yazım bile teknolojiye yenik düşmüştü aslında…

TEKNOLOJİNİN ZARARLARI

Teknoloji insanların hayatlarını yoluna koymak için tasarlanmıştır. Her yıl çok daha fazla araba yollara çıkmakta. bu yeni araçlar önceki modellerden daha çevreyle barışık olmasına rağmen, artan araç sayısını inkar edemez.. Teknolojinin çevresel etkileri sadece son zamanlarda idrak edildi.

• Ozon incelmesi ve delinmesi – otomobiller ve aerosol kutuların fazlalığına bağlı olarak
• Yağmur ormanlarının katledilmesi – toprakların genişletilmesi, kağıt ürünleri için kesim gibi…, hayvan endüstrisi için milyonlarca hayvanın üretilebileceği çayırlar yaratmak için.


Gerek termik santrallerden, gerekse fabrika bacalarından, araba egzozlarından çıkan zehirli gazlar, gün geçtikçe atmosferdeki havayı daha da kirletiyorlar. Sadece havayı kirletmekle kalmıyor, çok yoğunlaştığı zaman, asit yağmuru şeklinde toprağı da etkiliyorlar. Hava kirliliğine yol açan gazların insan sağlığını nasıl etkilediği yıllardır araştırılan bir konu. Hava kirliliğinde en çok açığa çıkan gazlardan biri olan sülfürdioksit, solunum yolu problemlerine yol açıyor; üstelik akciğer dokusunu da zedeliyor. Monoksit, sinir sisteminin çalışmasını etkiliyor. Kurşun ise çocuklarda beyin zararlarına yol açıyor. Yine bol miktarda bulunan nitrojendioksit, nefes almayı güçleştirirken astıma da neden oluyor.

Bugün çoğu insanın karşı karşıya kaldığı elektromanyetik alanların zararları sigara içmek, nükleer radyasyon, yoğun hava kirliliği,kronik yetersiz beslenme ve benzerlerinden olasılıkla daha az zararlıdır. Ancak maruz kaldığımız alanların günden güne artıyor olması ve etkilerinin ancak uzun vadede ortaya çıkabilecek olması bu durumu değiştirebilir.

Yüksek gerilim hatları yakınındaki evlerde yaşayan çocuklarda çocukluk çağı kanserlerindeki artışın epidemiyolojik olarak gösterilmesi ile tüm bu konudaki araştırmalar US National Academy of Sciences (Amerikan Bilimler Akademisi) tarafından tekrar incelenmiş ve 1996 yılında yüksek gerilim hatları yakınında yaşayan çocuklarda lösemi görülme riskinin diğerlerine göre 1.5 katı fazla olduğu Amerikan Bilimler Akademisi tarafından kabul edilmiştir.

Yapılan epidemiyolojik çalışmalar yüksek gerilim hatları ve elektrikli aletlerin (0-300 Hz) kanser riskini artırdığını göstermektedir. 0-300 Hz frekanslı alanlardan iletkenlik özellikleri nedeniyle en çok etkilenen dokular beyin sıvısı ve kan, ikincil derecede etkilenen dokular ise göz, göz sıvısı, troid, kas, gastrointestinal sistem, prostat ve testis dokularıdır.

Nükleer santrallerde atom çekirdekleri parçalanarak enerji sağlanır.Atomun çıkardığ ısı enerjisi yüksektir,ama çıkardığı radyasyon ancak özel binalarda veya kurşun mezarlarda saklanır ve uzun yıllar radyasyon yayar.Ayrıca santraldeki ufak bir sızıntı milyonlarca canlının radyasyona maruz kalmasına sebep olacaktır.Örneğin;1986 yılında Rusya'da Çernobil Nükleet Santrali'ndeki sızıntıdan 3milyon insan radyasyona maruz kalmış,radyasyon,Karadeniz kıyılarına kadar ulaşmıştır.

16:50 - Aralık 15, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 15, 2007

Dünden Bugüne Teknoloji ve İnsan

 

Yaratıcılık insanın en temel özelliklerinden biridir. İnsanın kendi doğasından beslenen bu yaratma isteği mühendislik mesleğinin ve bunun sonucu olarak teknolojideki gelişmelerin ana sebebidir. Hemen her fırsatta kullandığımız teknoloji sözcüğü, sanat ya da beceri anlamına gelen yunanca "Techne" ve bilim ya da çalışma anlamına gelen "Logia" sözcüğünün birleşmesinden türetilmiştir. İngilizcedeki mühendis anlamında kullanılan Engineer kelimesi ise latince "İngeniatorem" kelimesinden türemiştir ve icat etmede ya da günümüze uygun bir diğer deyişle teknoloji tasarımında yaratıcılığı olan kişi anlamına gelir. Türkçede kullanılan mühendis sözcüğü ise eski osmanlıcada (arapçadan) 'Geometri bilen' anlamındaki hendese sözcüğünden türetilmiştir.
M.Ö 3000 civarında Mısırda pramitlerin yapımında çalışan mühendisler matematiğin bilinebilen kurallarını büyük bir ustalıkla kullanarak pramitin yapımını binde birlik bir hata payıyla tamamlamış ve bunu birçok gizemli buluşla süslemeyi başarmışlardır. (Örneğin İlk radyoaktif meteryallere firavun mezarlarında rastlanmıştır, Mumyalama teknikleri hala tam çözülememiştir. Pramitin ışıklandırma sistemi ciddi bir muammadır, pramitin coğrafi konumu ve Pi sayısının gizemi bugüne kadar cevapsızdır vs) Babilde ilk toplama makinası olan abaküs bu yıllarda icad edilmiştir.
M.Ö 2000 yılı civarında kaleme alınan Hamurabi yasalarında belirtilen inşaat yapım kuralları, belgelenen en eski mühendislik kuralları sayılmaktadır. Anadoluda yaşamış olan Thales, M.Ö 550'lerde geometrinin temellerini atan Pisagor okulunu kurmuştur. Ayni dönemlerde yaşayan Arşimed (M.Ö 287) birleşik makaraları, hidrolik vidaları, büyüteci bulması ve kaldıraç kanunlarının uygulandığı savaş makinalarının icadı modern mühendisliğin ilk adımları sayılabilir. Bulduğu kaldıraç kanunları Fen bilimlerindeki gelişmenin de başlangıcı sayılmaktadır.
Mısırlılar ve Yunanlıların bu icad etme yetenekleri tarihsel olarak bilinmekle birlikte teknolojik olarak ilk uygulayıcılar Romalılardır. Romalılar mühendislikte gösterdikleri başarıların yanında satandart ölçütlerin geliştirilmesine ve örgütlenmeye büyük önem vermişlerdir. Bilim ve tekniğin birleştirilmesi olarak belirtilen bu çalışmalar mühendisliğin temeli sayılmaktadır. M.Ö 10 yılında romalı mimar Vitruvius ilk vinci tasarlamıştır.
Hakkında bilgi sahibi olunan ilk mühendislik ders kitabı M.Ö15 yılında Marcus V.Pollio tarafından kaleme alındığı tahmin edilen "De Architectura" dır.
Toplumlar arasında ticaret geliştikçe edinilen bilgilerde hızla yayılmıştır. Yayılan bu bilgilerin Çinliler tarafından büyük bir maharetle ve batıdan çok daha önce teknolojiye dönüştürüldüğü bilinir. Örneğin demir kalıpçılık, dümen, kağıt, ipek dokumacılığı, barut (1000 civarı), matbaacılık (1045 civarı) gibi buluşların Avrupada keşfedildiği 14.yy dan yüzlerce yıl önce Çinde uygulandığı saptanmıştır.
Özellikle 16.yy sonrasında Copernicus, Kepler, Newton, Galileo,Toricelli, Laplace, Fourier, Lavosier, Avagado, Carnot, Maxwell, Watt, gibi bilimle uğraşan insanlar günümüz teknolojisinin gelişmesinde çeşitli disiplinlere bağlı bilimsel temellerin oluşmasına neden olmuşlardır.
Günümüze en uygun modern ve popüler mühendisliğin babası olarak Leanardo da Vinci kabul edilmektedir. (1452 -1519).
6.yy da Slavlar tarafından geliştirilen saban, 8.yy da uzak doğudan getirilen üzengi, 11.YY da ilk ateşli silahın icadı (M.S1050) ve19.yy da at nalı ve koşum takımı devrimsel niteliktedir ve batıdaki toplumsal yapının zaman içinde tümüyle değişmesine neden olmuştur.
Sanayileşme sürecindeki Avrupada teknolojinin gelişimi vazgeçilmez hale gelince insanların şehirlerde yaşamaya başlamaları sonucu yeni çalışma şartları ortaya çıkmıştır. Bu yeni toplumsal yapılanma sürecinde ilk başlarda yeni gelişmelere karşı tepki de büyük olmuştur. Buna ilk örnek 19.yy başlarında çıkan luddite isyanıdır. İsyanın adı çalışma koşullarından memnun olmadığı için bir çorap tezgahını parçalayan Ned Lud adlı işçiden geldiği sanılmaktadır. (Luddite , günümüz İngilizcesinde makine düşmanı anlamına gelmektedir.) Bu isyancıların başlattıkları eylemde giydikleri saboları (Takunyaya benzer terlik) çıkrıkların dişlileri arasına sokmaları sonucu tezgahlar zarar görerek üretim durmuştur. Günümüzde benzer olaylar için kullandığımız "sabotaj" kelimesinin kökeni bu olaydır.
Batıda sanayi devriminin 19.yy dan itibaren James WATT tarafından gerçekleştirilen buharlı lokomotifin icadıyla başlamış olduğu varsayılır. 1876 da Alexande Graham BELL'in bir deney sırasında üzerine dökülen asitin temizlenmesi için yeni icad ettiği telefonun öbür ucundaki yardımcısını " Bay watson buraya gelin, çabuk olun " sözüyle çağırması iletişim teknolojisinin kesin başlangıç tarihidir. Bu olayların hemen sonrasında Edison 1879 da Elektrik ampulünü ve 1888 de gramafonu icat etti. 1902 de Limuere kardeşler ilk sinama filmini icat etti. 1903 de Wright kardeşler ilk motorlu uçak denemesini gerçekleştirdi. 1904 de elektronik vakum tüp icad edildi. 1908 de Sanayici Henry Ford "T" adını verdiği otomobili için sanayide devrim sayılan ilk üretim bant sistemini yarattı. Markoni ilk radyo yayınını gerçekleştirdi. 1911 de Rutherford atomun parçalanmasını gerçekleştirdi. 1915 de Einstein genel relativite teorisini keşfetti. 1926 da R.Goddat tarafından ilk roket denemesi yapıldı.1926 da ilk TV cihazı, 1946 da ENIAC adıyla ilk elektronik bilgisayar, 1954 de transistörlü radyo,1958 de ilk mikrochip keşfedildi. Ruslar ilk insan yapımı cisim olan sputnik1 i uzaya fırlattı. 1962 de Telstar adıyla uzaya ilk haberleşme (Comminication) uydusu fırlatıldı. SSCB de ( Bugünkü Rusya) Y. Gagarin adındaki astronot 12 Nisan 1961 de uzaya giden ilk insan oldu. 1967de G.Afrikalı Dr bernard tarafından ilk kalp nakli ameliyatı gerçekleştiridi. 1969 da
N. Armstrong aya ilk ayak basan adam oldu. 1974 de mikroişlemcili ilk bilgisayar geliştirildi. Ve nihayet 2000 de genetik şifre çözülmeye başlandı ve ilk canlı kopyalaması başarıldı.
Bütün bu sayılan teknolojik gelişmelerin tümü batıda olmasada büyük bir çoğunluğu batıda olmuştur ve olmaya devam etmektedir. Zira buluşları en çok onurlandıranlar ve en çabuk organize olan toplumlar batılılardır. Örneğin ilk uçma denemesini yapan insanın, ilk aya gitme denemesinin, gerçeğe en yakın haritanın( Piri Reis) ve ilk denizaltının Osmanlılar döneminde yapıldığı çok az kişi tarafından bilinmektedir. İlk uçan insan ünvanına sahip Hazerfen Ahmet çelebi ödülllendirilmeyi ve dahada önemlisi çalışmalarında desdeklenmeyi beklerken ne yazıkki eline tutuşturulan bir kese Akçe ile Cezayire sürülmüştür ve mezarının nerede olduğu bu gün hala tam bilinmemektedir. Bu gün nasıl yapıldığı hala çözülemeyen dünya haritasının sahibi Piri reis ise en olgun yaşında hayata veda etmiştir.!
Bu gün ulaşılan teknolojinin temeli bilimdir. Bu iki kavram tarihsel süreçte ilk kez ilişkiye girdiklerinde bilim teknolojinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Önce icat yapılmış sonra neden ve sonuç irdelenerek prensipler oturtulmuştur. Günümüzde ise bilim teknolojiye öncülük etmektedir. Örneğin Transistör, Lazer gibi buluşlar bilimsel çalışmaların sonucudur ve teknolojinin vazgeçilmez ögesi olmuşlardır.
Teknoloji kavramı bilimin uygulamaya geçirilmesi olarak da tanımlanmaktadır. Matematik ise bilim ve teknolojinin kuramsal dilidir ve evrensel nitelikteki bu dili en yoğun kullananlar mühendislerdir.
Zaman içinde mühendislik kavramı da gelişerek sadece teknoloji tasarım ve üretimiyle sınırlı bir iş olmaktan çıkmıştır. Yapılan tasarımın uygulanması ve denetlenmesi bir dizi mühendislik yaklaşımlarını doğurmuş ve birbirinden ayrı temel ve alt mühendislik disiplinlerinin oluşmasına neden olmuştur.
Tasarımın ürüne dönüşmesi birbirinden farklı bazı teknik yaklaşımları gerektirir. Bu noktada ustalık kavramı önem kazanmaya başlamıştır. Geçmişte maharetli ve eğitilmiş usta kişiler tarafından yapılan ve sınırlı kalan bu üretimler günümüzde artık makinalar tarafından yapılmaktadır. Makinaları tasarlayan mühendislerdir ama kullananlar genellikle mühendis olmayan ve emek yoğun çalışan işçilerdir. Kisiden kişiye değişebilen kabiliyet ve kişilik yapısı işçiliğin denetimini zorunlu kılmıştır. Önceleri üretim sürecinde tecrübeli ve/veya kıdemli işçiler ya da ustalar tarafından denetlenen işçilik, zamanla teknolojinin denetimine girmiştir. Bu tekniklerin farklı boyutlarda kullanımıyla üretimde denetim teknolojileri ya da genel adıyla Otomasyon Teknolojileri ortaya çıkmıştır. İşcilik zamanla uzmanlığa dönüşmüş ve günümüzde sayıca azalmaya başlamıştır.
Hızla gelişen mikro elektronik sistemlerine paralel olarak yazılım teknolojileriyle entegre edilen üretim yöntemleri iğneden ipliğe üretilen her ürün için geçerlidir. Kullandığımız her ihtiyaç maddesi neredeyse bir teknoloji harikasıdır. Bir dizi araştırma geliştirme sonucu yaratılan bu ürünlerin nasıl bir süreçten geçtiği kullanıcısını pek ilgilendirmez. Hangi prensiplerin uygulandığı, nasıl bir matematik modele dayandırıldığı hatta nasıl üretildiği kimsenin umurunda değildir. Önemli olan sonuçtur. Diğer bir deyişle üründe aranan konfor, estetik, fiyat, çevresellik ve en önemlisi kalite özelliğidir.
Yaratılan yeni pazarlama teknikleri ile toplumsal ihtiyaçların genişlemesine paralel olarak üretimde rekabete dayalı maliyet ve kalite kavramlarının ağırlığı hızla artmıştır. Özellikle batılı toplumlarda rekabetin ve pazarlamanın en temel ögelerinden biri kalitedir. Gelişme bu yönde olunca üretim tesislerinde kalitenin denetimi gerekli hale gelmiştir. Başlangıçta emek yoğun yöntemlerle yapılan bu denetimler bilgisayar teknolojisinin hızlı gelişimiyle yerini PC tabanlı test ve otomasyon tekniklerine bırakmıştır. Artık neredeyse insan gibi görebilen, ses tanıyan, koklayan, hareket eden, insandan daha hızlı ve isabetli karar veren Robotik sistemler revaçtadır. Günümüzde insan ve makine bir anlamda bütünleşmektedir.
Teknolojinin yaşamımıza getirdiği bunca olumlu etkinin yanında doğal yaşama olan olumsuz etkileri insanoğlunun çözüm bulmaya çalıştığı diğer bir olgu olarak zihinleri meşgul etmeye devam etmektedir. Bu günü yarınlar için geçmişten ödünç alan insanoğlu, torunlarının değil artık kendi yaşamının kaygısını taşımaktadır. Yaşamda felsefi düşünceyi hızla yok eden harika teknolojiler makinaları insanlaştırmanın bir adım öncesinde neyazıkki insanları makinalaştırmaya başlamışlardır.
Sedat sami ÖMEROĞLU


Teknolojinin tarih boyunca izlediği kronolojik süreç dökümantasyonun sonunda verilmiştir.

İCADLAR ve BULUŞLAR TARİHİ

M . Ö
" 4241 Mısır ilk hassas takvim yapıldı
" 3200~ Tekerleğin ilk kez mezopotamyada ve orta avrupada kullanıldığı varsayılır.
" 3200~ Mezopotamya Sümerler yazıyı kullanan ilk halktır
" 3000~ Mısır Hiyeroglif denen yazı sistemi bulundu
" 3000 ~Babilde ilk ilk toplama makinası kullanıldı
" 1300~Suriye Ugaritde ilk alfabe kullanılmıştır.
" 700 Lidya ( Türkiye) ilk para sikkesi kullanıldı
" 540 Miletl (Batı Anadoluda liman kenti) THALES geometri okulunu kurdu ve kendi teoremini geliştirdi
" 450 Herodotot dünya haritası çizdi
" 200 Yunan ARKHİMEDES kaldıraç kanunlarını keşfetti
" 10 Roma mimar Vitrivius tarafından ilk kaldırma vinci tasarlandı

M . S

" 999 Bir keşiş tarafından ilk mekanik saat icad edildi
" 1000~Türk gök bilimci BİRUNİ 13 000 sayfalık araştırmalarını yayımladı
" 1010~Türk İbn SİNA 270 kitaplık araştırmalarını yayımladı
" 1020~Irak İbn-ül HEYSEM Optik konusunda ayrıntılı araştırmalar kitabını yayımladı
" 1045 Çin Pi CHENG portatif matbaa harflerini keşfetti
" 1280 İtalyan ARMATİ gözlüğü icad etti (kontak lens uzerindeki ilk çalışmalar ise leanardo da vinci
tarafından yapılmıştır)
" 1453 Polonyalı Keşiş Nicolas KOPERNICUS Dünya ve güneş sistemi kuramını ortaya attı
" 1521 Türk Piri REİS Kitab-ı Bahriye adını verdiği gerçeğe en yakın Dünya haritasını yayınladı
" 1528 Türk PİRİ Reis ikinci haritasını yaptı
" 1592 İtalyan GALİLEO 30 kez büyuten teleskopu yaptı (daha önce Hollandalı gözlükçü Hans
lippershey ilk teleskopu bulmuştu)
" 1614 İskoçyalı John NAPİER Logaritma cetvelini icad etti
" 1618 Alman Johannes KEPLER Güneş sisteminin yasalarını keşfetti
" 1642 Fransız matematikçi Blaise PASCAL ilk toplama makinasını icad etti
" 1643 İtalyan Evangelista TORİCELLİ cıvalı barometreyi buldu
" 1666 Pariste Kraliyet Bilimler akademisi kuruldu
" 1687 İngiliz İsac NEWTON evrensel çekim yasalarını keşfetti.
" 1492 İspanyol Kristof KOLOMB Amerikaya ayak bastı
" 1507 İtalyan Amerigo VESPUCCİ Amerikanın yeni kıta olduğunu kanıtlar
" 1630~Türk Hazarfen Ahmet çelebi yaptığı kanatlarla ilk kez uçmayı başaran adam oldu
" 1680~Türk Lagari Hasan çelebi aya gitme denemesini yaptı
" 1698 İngiliz thomas SAVERY ilk buharlı makinayı yaptı
" 1704 İngiliz NEWTON Optik adlı kitabını yayımladı
" 1742 İsveç Anders CELSİUS sıcaklık ölçümleri için standart geliştirdi
" 1763~Fransız Claude CHAPPE uzaktan yazma anlamına gelen Telgrafı icad etti
" 1777 İngiliz James WATT uzun süreli çalışan buharlı makinayı yaptı
" 1778 Fransız Joseph BRAMAH ilk modern tuvaleti tasarladı ve patentini aldı
" 1783 Fransız MONTGOLFİER kardeşler ilk uçan balonla yolculık yaptılar
" 1783 Fransız Louis LENORAD ilk parajütü tasarlad
" 1789 Fransız Antoine LAVOISIER Oksijeni ve kimyasal adlandırma tablosunu yayımladı
" 1796 Edvard JENNER çiçek aşısını buldu
" 1799 İtalyan Alessandro VOLTA ilk elektrik bataryasını yaptı
" 1800~Fransız Dominique LARREY ilk ambulans fikrini ortaya atmıştır.
" 1804 İngiliz Richard TREVİTHİCK ray üzerinde 16 Km hızla giden ilk lokomotifi icad etti
" 1816 İngiliz George MANBY yangın söndürücü bir tüp tasarladı
" 1816 Fransız Rene LAENNEC ilk tıpta kullanılan stetoskopu icad etti
" 1820 Danimarkalı Hans OERSTED elektromanyetik akımı keşfetti
" 1826 Fransız Joseph NIEPCE ilk fotograf çekimini başardı
" 1830 Fransız terzi Berthelemy THIMONNIER ilk dikiş makinasını yaptı (Ancak bu tip makinaları
üretip satan ilk kişi Amerikalı Isac SINGER dir)
" 1831 İngiliz Michael FARADAY elektromanyetik kuramları keşfetti
" 1836 ABD Samuel COLD kendi adını verdiği tabancayı tasarladı
" 1837 İngiliz COOKE ve WHEATSTONE ilk elektrikli telgrafı icad ettiler
" 1843 ABD Samuel MORS kendi adını verdiği bir telgraf kodu tasarladı
" 1846 ABD dişçi William ORTON ik kez ameliyatında uyuşturma ve ağrıyı azaltmak için eteri kullandı
" 1849 ABD Walter HUNT ilk modern çengelli iğneyi tasarladı ve patentini aldı
" 1852 ABD Elisha OTİS ilk Asansörü icad etti
" 1853 Fransız Charles PRAVAZ ilk deri altı şırıngasını tasarladı
" 1853 İtalyan Linus YALE kendi adıyla anılan pimli kapı anahtarını icad etti
" 1855 İskoç James MAXWELL Faraday kanunlarını matamatiksel olarak kanıtladı ve kendi kuramını
yazdı
" 1859 İngiliz Charles DARWIN Türlerin kökenleri adlı evrim kuramını yayınladı
" 1860 Belçika Müh ilk tek zamanlı ve içten yanmalı motor yaptı
" 1867 ABD Christopher SHOLES gerçek anlamda ilk daktiloyu icad etti
" 1863 İngiltere Londrada ilk metro çalışmaya başladı
" 1869 Rus Dimitriy MENDELEYEV Periyodik elementler tablosunu yayımladı
" 1865 İsveç Alfred NOBEL dinamiti icad etti
" 1876 ABD EDİSON tarafından dünyanın ilk Endüstriyel Araştırma Laboratuvarı kuruldu.
(Edison bu laboratıvarda 1093 adet patentli icadda bulunmuştur.)
" 1876 Alman Nikolaus OTTO 4 zamanlı motoru yaptı
" 1876 ABD İskoç asıllı Alexander Graham BELL ilk telefonu icad etmiştir. (Tarihteki İlk uzaktan
konuşma denilen Tele-Phone konuşması 10 Mart 1876 BELL ile yardımcısı Watson arasında
yapılmışır)
" 1877 ABD Thomas EDİSON Fonograf denilen ses kayıt cihazını icad etti
" 1878 İngiliz Joseph SWAN elektrik ampulünü icad etti
" 1879 Alman Ernst von SİEMENS ilk elektrikli treni icad etti
" 1880 ABD Thomas EDİSON elektrikli ampulü güvenli hale getirerek satışa sundu
" 1882 Alman Robert KOCH Kolera virüsünü tanımladı
" 1884 Hiram MAXIM tam otomatik makinalı tüfeği yaptı
" 1885 Alman Karl BENZ 14,5 Km hız yapabilen satış amaçlı ilk arabayı üretti
" 1885 Alman Heinrich HERTS Elektromanyetik dalgalarının varlığını keşfetti
" 1885 Fransız Louis PASTEUR kuduz aşısını buldu
" 1887 ABD Emile BERLİNER Gramafonu (Plak) icad etti ve patentini aldı
" 1888 ABD George EASTMAN ilk taşınabilir fotograf makinasını yaptı
" 1894 ABD Jesse RENO ilk yürüyen merdiveni tasarladı
" 1894 Fransız LİMUERE kardeşler ilk sinama makinasını icad ettiler
" 1895 Alman Wilhelm RONTGEN X ışınlarını keşfetti
" 1896 İtalyan Guglielmo MARCONİ Radyo dalgalarıyla ilk yayını yaptı
" 1896 Fransız Antoine BECQUEREL Uranyumun radyoaktif madde olduğunu keşfetti
" 1898 Danimarkalı Valdemer POULSEN İlk teybi icad etti
" 1900 Norveç VAALER Kağıt tutturmada kullanılan Ataç ı geliştirdi
" 1901 ABD GİLETTE ve NİCKERSON körlenince atılan traş bıçağının patentini aldı
" 1901 İngiliz Hubert BOOTH ilk elektrikli süpürgeyi icad etti
" 1901 İlk kez okyanus aşırı radyo yayını yapıldı
" 1902 Polonya Marie CURİEve kocası Pierre CURİE Radyumu keşfetiler
" 1903 ABD WRIGHT kardeşler ilk motorlu uçağı tasarladılar
" 1903 Fransız Gustave LİEBAU ilk emniyet kemerini tasarladı ve patentini aldı
" 1903 Hollanda Dr Willem EİNTHOVEN Elektro kardiografi cihazını icat etti
" 1904 İngiliz John FLEMİNG ilk elektronik vakum tüpü (Diyot) icad etti
" 1905 ABD Albert EINSTEIN (Musevi asıllı Alman) görecelik kuramını yayınladı. Bu yazısını 1915 ve
1919 da tamamladı
" 1906 ABD Alva FİSHER ilk çamaşır makinasını icad etti
" 1907 Kanada Reginald FESSENDEN radyo aracılığıyla ilk insan sesini iletti
" 1907 Fransız Paul CORNU ilk motorlu helikopteri uçurdu
" 1908 Alman GEIGER kendi adını verdiği ve Radyasyonun varlığını saptayan cihazı geliştirdi
" 1908 ABD Henry FORD T modeli adındaki ilk seri üretim otomobili yaptı. İlk üretim bandı
fikrinin de babası olan Ford 1913 de günde 1000 araba üretebiliyordu
" 1911 Norveç Roald AMUNDSEN Güney kutbunu keşfetti
" 1913 ABD Elmer SPERRY ilk Robotu yaptı (ROBOT kelimesi Çek dilinde "zorunlu emek" anlamındadır
ve deyim tarlada köle gibi sürekli çalışan işçiler için kullanılmıştır)
" 1913 İngiliz Sheffield Paslanmaz çeliği buldu
" 1914 ABD Ohio kentinde ilk trafik lambaları kullanıldı
" 1914 I Dünya savaşı başladı ve 1918 de bitti
" 1915 Isıya dayanıklı Pyrex cam üretildi
" 1918 Fransız Pierre LANGEVIN ve ekibi ilk kez SONAR sistemini icad ettiler (SONAR : SOund
Navigation and Ranging: Ses yardımıyla yer belirleme ve mesafe ölçme anlamına gelmektedir)
" 1921 Almanya İlk otoyol hizmete girdi
" 1922 Alman Arthur KORN radyo dalgalarıyla fotoğraf gönderebilen Fax tasarladı ve Amerikaya
gönderdi
" 1922 Kanada İlk kez bir şeker hastasına Ensülin tedavisi uygulandı
" 1923 İsveç Platen ve Munters adlı iki mühendis ilk elektrikli buzdolabını tasarladı
" 1926 İskoç John Logie BAİRD ilk kez insan yüzünün görüntüsünü Televizyonda elde etti
" 1926 ABD Robert GODDART ilk sıvı yakıtlı roketi başarıyla fırlattı
" 1928 ABD li Richard DREW genel amaçlı yapışkan bandı üretti (Avrupada seloteyp diye bilinir)
" 1928 İskoç Alexander FLEMING penisilini buldu
" 1929 ABD AT&T Laboratuarlarında Coaxial kablonun patenti alındı
" 1930 ABD ilk elektronik cihaz yaratıldı
" 1930 Wallace CAROTHERS naylonu üretti
" 1930 ABD Clyde TOMBAUGH Plüton u keşfetti
" 1933 Almanya ilk Telex kullanıldı
" 1934 İngiliz Percy SHAW kedi gözü adını verdiği yansıtıcı tasarladı ve çok para kazandı
" 1935 İskoç Robert Watson-Watt, Radarı icat etti Bu radar uçakları 65 Km den tanıyabiliyordu
" 1935 Rus asıllı Amerikan İgor SKORSKY VS 300 adlı ilk modern helikopteri yaptı
" 1936 İngiltere BBC siyah beyaz TV yayınına başladı
" 1937 İngiltere Frank WHITTLE ilk jet motorunu tasarladı
" 1938 Macar Lazla BİRO tükenmez kalemi icad etti
" 1938 ABD Chester CARLSON ilk fotokopi makinasını icad etti
" 1939 İngiltere İlk Çamaşır makinası üretildi
" 1939 ABD de HP şirketi Analog verileri digitale çeviren Pulse-code modulation systemini geliştirdi
" 1939 II Dünya savaşı başladı ( 1945 de sona erdi )
" 1942 ABD Von BRAUN (Alman göçmeni) V-2 adlı uzun menzilli roketi tasarladı
" 1942 İtalyan Enrico FERMİ ilk Nükleer Reaktörü tasarladı
" 1943 Holanda Wilhelm KOLFF ilk yapay böbreği tasarladı
" 1945 ABD Robert OPPENHEİMER ilk atom bombasını geliştirdi ve denedi. Ayni yıl Japonyanın
Nagazaki ve Hirosima şehirlerine atıldı ve binlerce sivil öldürüldü. II dünya savaşı sona erdi
" 1945 ABD Percy SPENCER ilk Mikro dalga fırının patentini aldı
" 1946 ABD J.MAUCHLY ve J.ECKERT askeri amaçlı balistik hesaplamalarda kullanılmak üzere ENIAC
adlı ilk elektronik bilgisayar sayılan aleti tasarladılar
" 1947 ABD Sesten hızlı uçuş denemesi başarıldı
" 1947 ABD li Edvin LAND poloroid fotoğraf makinasını icad etti
" 1947 ABD Transistörün teorisi geliştirildi
" 1948 ABD BARDEEN, BRATTAIN ve SCHOCKLEY adlı üç bilim adamı Transistörü icad ettiler
" 1951 ABD IBM şirketi tarafından ilk ticari bilgisayar yaratıldı
" 1951 ABD john ECKERT ve John MAUCHLY ilk sayısal bilgisayar olan UNIVAC ı yaptılar
" 1953 ABD İlk Renkli TV yayını yapılmaya başladı
" 1953 İngiliz Francis CRİCK ve ABD James WATSON DNA moleküllerinin yapısını keşfettiler
" 1957 SSCB uzaydaki ilk insan yapımı cisim olan SPUTNİK 1 adlı uyduyu fırlattı
" 1958 ABD Fizikçiler TOWNES ve SCHAWLOW LAZER kuramını ortaya koydular
" 1958 ABD Silisyum yonga / Mikro Chip icad edildi
" 1958 ABD Alman asıllı von BRAUN tasarladığı roket sistemleriyle uzaya ilk uydunun fırlatılmasını
sağladı
" 1960 ABD Theodor MAIMAN ilk LAZER tabancasını gerçekleştirdi
" 1961 SSCB Yuri GAGARİN uzaya giden ilk insan oldu
" 1962 ABD ilk TV uydusu olan Telstarı fırlattı
" 1964 ABD IBM şirketi ilk kelime işlemciyi üretti
" 1966 ABD Tek transistörlü hafıza yongası yaratıldı
" 1967 G.Afrika Christian BERNARD İlk kalp nakini gerçekleştirdi
" 1969 ABD Bilgisayar platformlarında UNIX İşletim sistemi çalıştırılmaya başlandı
" 1969 ABD Neil ARMSTRONG ve Edwin ALDRIN Aya ayak basan ilk insanlar oldular
" 1970 ABD IBM firması ilk Floopy denilen esnek disketi üreti
" 1971 SSCB ilk uzay istasyonu olan Solyut 1 fırlatıldı ve dünya yörüngesine oturtuldu.
" 1972 İngiliz Godfrey HOUNSFIELD Bilgisayarlı Tomografi cihazını üretti
" 1973 SSCB Lunokhod adlı robot aya iniş yapan insansız ilk araç oldu
" 1974 ABD Değişik bilgisayarların kominikasyonu için TCP/IP protokolu geliştirildi
" 1974 ABD Bar Code uygulaması başlatıldı
" 1975 ABD MicroSoft adlı yazılım şirketi kuruldu
" 1976 ABD İntel tarafından 4.77 MHz hızında 8086 koduyla Mikro işlemci gerçekleştirildi
" 1981 ABD IBM firması IBM-PC with MS DOS adıyla kişisel bilgisayar yaratıldı
" 1982 Hollanda şirketi olan PHILIPS ilk kompact diski (CD) üretti ( Sony ile ayni zamanda)
" 1982 ABD İlk yapay kalp nakli gerçekleştirilir.
" 1983 ABD de MicroSoft firması Windows işletim sistemini yarattı
" 1984 ABD Milyon bitlik hafıza yongası yapıldı
" 1984 ABD Apple firması MACİNTOSH adlı bilgisayarı anons etti
" 1985 ABD ARPA nın adı INTERNET olarak değiştirildi
" 1985 Avrupada Mobil telefonlar kullanılmaya başlanır.
" 1986 SSCB Çernobil Nükleer kazası meydana geldi
" 1986 ABD National Instruments firması LabVIEW adı altında GUI tabanlı bir endüstri yazılımı
geliştirdi
" 1990 ABD World Wide Web anons edildi
" 1991 ABD Avrupanın ilk çevre uydusu ERS-1 yörüngeye oturtuldu
" 1992 ABD Sanal gerçeklik tasarlandı
" 1992 Ozon tabakasındaki delik Güney amerika sahillerine kadar genişlediği saptandı
" 1997 ABD NASA tarafından fırlatılan Pethfinder Robotu Marsa iniş yaptı
" 1997 ABD Genetik kopyalamada ilk somut başarı sağlandı. DOLLY adı verilen bir koyun kopyalandı
" 1997 ABD IBM tarafından gerçekleştirilen DEEPER BLUE adlı bilgisayar Satranç ustası Kasparovu
yendi
" 2000 ABD Bilim adamları ortak bir projede genetik şifrenin çok büyük oranda çözüldüğünü
açıkladılar

16:42 - Aralık 15, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Eylül 16, 2007

İnsan düşüncesini okumayı başardılar

 

İnsan düşüncesini okumayı başardılar

Dünyanın önde gelen nörologları, beyin aktivitelerini analiz ederek bilgisayar aracılığıyla geliştirdikleri bir teknikle “insanın düşüncelerini okumayı” başardılar. İleride daha karmaşık düşüncelerin okunması için önemli bir adım oluşturan ve Spielberg’in “Azınlık Raporu” adlı bilimkurgu filmini hatırlatan çalışma, kolay sonuçlanmayacak bir etik tartışmayı da başlattı.

ALMANYA’nın İnsan ve Beyin Bilimi Enstitüsü ile Londra ve Oxford üniversiteleri bilim insanlarının “insan düşüncelerini okuma” çalışmaları başarılı sonuç verdi. Hepsi de nörolog olan uzmanlar, yüksek çözünürlü beyin tarama cihazı kullanarak beynin faaliyetlerini geliştirilen bilgisayar programı aracılığıyla okumayı başardılar. Buluş, ileride daha karmaşık düşüncelerin okunması için önemli bir adım oluşturuyor.

SUÇLUYU TESPİT ETMEK

Yeni teknik, beyin kontrollü bilgisayarlar, yapay kol ve “düşünceyle hareket eden makinalar”ın üretiminde kullanılabilecek. Tekniğin daha da gelişmiş bir versiyonunun, “Azınlık Raporu” (Minority Report) filminde olduğu gibi, suçluların sorgulanmasında kullanılabileceği belirtildi. Ayrıca cezaevinden tahliye edilecek mahkumların ileride yeni suç işleyip işlemeyeceğini saptamak da bu teknik sayesinde mümkün olabilecek.

AKLINIZDAN GEÇENLER

Araştırmacıların bundan sonra “insanın aklından geçenlerle gerçek niyetini ayırt etmeyi sağlayacak” yeni bir yöntem geliştirmek için çalışacakları ifade edildi.

İnsan ve Beyin Bilimi Enstitüsü uzmanı ve araştırmayı yürüten heyetin başkanı

Prof. John-Dylan Haynes, geliştirdikleri tekniği anlatırken “Tarama cihazı aracılığıyla beyne bakıyor ve bilgiyi okuyoruz. Bu, karanlıkta meşale aracılığıyla duvardaki yazıyı okumaya benziyor” dedi.

AZINLIK RAPORU FİLMİNDEKİ GİBİ

Yönetmen Steven Spielberg’in ünlü bilimkurgu yazarı Philip K. Dick’in bir öyküsünden beyazperdeye aktardığı filmde, çok gelişmiş bir sistemle “düşünceleri okuyabilen” dedektifler, yasayı ihlal etmeyi düşünen kişileri, eyleme geçmeden ve yasayı ihlal etmeden yakalıyordu. Yeni teknik, uzmanların belirttiğine göre aynı bu filmde olduğu gibi suçlu ve teröristlerin sorgulanmasında önemli kolaylıklar sağlayabilecek. Ama beyin okuma tekniği, “olumsuz yönü”yle etik tartışmayı da beraberinde getirdi. Prof. Haynes, “Bu teknik geliyor. Ancak bu konuda etik tartışmaya ihtiyaç var. Çünkü insanların bunu kötü amaçlar için kullanmaları sürpriz olmaz. Bu, birkaç yıl içinde tam anlamıyla önümüze gelecek. Buna hazır olmalıyız” diye konuştu. Cambridge Üniversitesi uzmanlarından Barbara Sahakiyan ise şöyle konuştu:

“Biz ’Azınlık Raporu’ toplumu haline gelmek istiyor muyuz? Bu öyle bir toplum tipi ki, belki de hiç işlenmeyecek suçlar için önceden önlem alıyor. Söz konusu teknik, iyi ve kötü amaçlar için kullanılabilir. Onun için şimdiden tartışmalı ve sonuçları hesaplanmadan düşüncesizce kullanılmasının önüne geçmeliyiz.”

09:15 - Eylül 16, 2007 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri


{ Sayfa 1 of 1 }
<- Önceki Sayfa : : Sonraki Sayfa ->