Hazirane 2, 2008

Etiketler: Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı,OKS,ÖSS ,SBS ,depresyon,sınava hazırlanma,sınav stresi

 

Sınavlar Yaklaştı, Stres Arttı
Uzmanlar, bu dönemde fiziki aktiviteyi artırmayı öneriyor.

 

Çocuk ve Ergen Psikiyatri Uzmanı Dr. Başaran Sezer, yaklaşan OKS, ÖSS ve SBS öncesinde öğrencilerin sınav stresinin arttığını belirterek, öğrencilere stresle başa çıkabilmeleri için ip uçları verdi.

Sezer, yaptığı yazılı açıklamada, sınav stresinin, üstesinden gelinmemesi halinde depresyona ve "genelleşmiş anksiyete bozuklukları"na neden olabileceğini bildirdi.

Ergenlerde görülen sınav stresinin birçok nedeni olduğuna dikkati çeken Sezer, sınava hazırlanma sürecinde ve sınav sırasında yapılacakların yanı sıra ailenin sınavdan beklentilerinin de ergen üzerinde sınav stresinin oluşmasına neden olduğunu kaydetti.

Aile ve Öğretmenin İşbirliği Önemli
Sezer, aile ve öğretmenlerin iyi iletişim kurmaları ve işbirliği yapmalarının stresle başa çıkma süreçlerini kolaylaştırdığını ifade etti.

 

Sınav stresini yaşamamak için genel olarak alınabilecek tedbirler arasında uygun bir program hazırlayarak düzenli çalışmanın ilk sırada yer aldığını vurgulayan Sezer, şunları kaydetti:

"Zamanın düzenlenmesi kaygıyı azaltır. Gerçekçi çalışma hedefleri konularak öğrencinin kendi kapasitesi oranında saat ayarlamalarına gidilmelidir. Öte yandan çalışmaları sosyal faaliyetlere ara vermeden düzenli bir şekilde sürdürmek de çok önemli. Yoğun çalışma temposu zamanla bıkkınlık ve tükenmişliğe sebep olur. Başkalarının yorum ve telkinlerine kapılmak da sınav stresine kapı açar."

00:04 - Hazirane 2, 2008 - yorum { 2 } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Mayıs 27, 2008

Etiketler: aşırı sıcaklar,gerginlik,ekolojik denge,psikoloji,psikolog,insan psikolojisi

 

Aşırı Sıcak Uyuşturuyor
Gerginlik anında ise bireyi çok olumsuz etkiliyor.

 

Ekolojik dengedeki değişiklik ve aşırı sıcaklar insan psikolojisini bozuyor. Psikolog Yüksel Çırak, "Aşırı sıcak gevşetiyor ve uyuşturuyor. Gerginlik anında ise bireyi çok olumsuz etkiliyor" dedi.
İnönü Üniversitesi Eğitim Fakültesi Eğitim Bilimleri Bölümü Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd.Doç.Dr. Yüksel Çırak, aşırı sıcakların insan psikolojisini olumsuz etkilediğine ilişkin veriler olduğunu söyledi.

 

Yüksel Çırak, küresel ısınmanın son yıllarda hava sıcaklıklarında meydana getirdiği artışın insan psikolojisi üzerinde etkisine ilişkin kapsamlı bir araştırmanın henüz yapılmadığını söyledi.

 

İklim değişikliklerinin ve yüksek sıcaklıkların insan psikolojisi üzerinde etkisi olduğunu belirten Çırak, "Bu konuyla ilgili bazı veriler var, ama çok net sonuç veren veriler değil. Ancak yüksek sıcaklıkların, ekolojik değişmelerin, ısıdaki değişmelerin, iklimdeki değişmelerin insanın psikolojik yapısı, sağlığı, davranışları üzerine mutlaka etkisi var" dedi.

 

Sıcakların artmasının insan psikolojini etkilemesinin ısının maddeyi değiştirmesi gibi doğrudan bir etki oluşturmayacağını anlatan Çırak, şöyle devam etti:

 

"Bu değişiklikler belki yavaş yavaş oluşan hızlı olmayan değişiklikler. İnsanın binlerce yıllık gelişim süreci içinde, belli bir çevresel yapıya göre genetik yapısı gelişmiş durumda. Belli bir çevre, iklim, ısı koşullarına ondaki değişime göre bu biyolojik yapımız şekillenmiş durumda. Son 30-40 yılda da dünya daha fazla ısındı, sıcakların etkisi arttı. İnsanın genetik yapısı buna o kadar çabuk uyum sağlayacak düzeyde değil. Bu nedenle insanlar yüksek sıcaklıklar karşısında zorlanıyor."

 

Aşırı sıcakların bireylerde bazı olumsuz davranışlara yol açtığıyla ilgili bazı bulguların olduğuna dikkati çeken Çırak, "Bazı bulgular da aşırı sıcakların insanları gevşettiği, biraz uyuşturduğunu gösteriyor. Ancak belli zamanlarda, belli gerginlik anlarında aşırı ısının bireyler, topluluklar, gruplar üzerinde olumsuz etkilerinin olduğu görülüyor"dedi.

23:52 - Mayıs 27, 2008 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Mayıs 11, 2008

Etiketler: Asya,Maydonozgiller,bitkiler,Çiçekler,Anethol.Meyveler,Kokucu ve yakıcı ,İştahsızlık,Mide,Bağırsak gazları,Aybaşı,Hamilelik dönemi,Anne sütü,Migren ağrıları,Beyin yorgunluğu,Kalp,Kan dolaşımı,Astım,Nefes darlığı,Bronşit,Öksürük,Meme sarkması

 

 

Vatanı Asya’dır. Maydanozgillerden; yarım metre kadar yükseklikte bir bitkidir. Yaprakları yuvarlak ve böbrek şeklindedir. Çiçekleri beyazdır; meyveleri küçüktür. Meyvelerinde “Anethol” vardır. Kokucu ve yakıcı lezzettedir. Temmuz ve ağustos aylarında toplanır.

Faydası: Hazmı kolaylaştırır. İştahsızlığı ve yemeklere karşı duyulan tiksintiyi giderir. Mide ve bağırsak gazlarını söktürür. İdrarı artırır. Kusmaları ve ishali keser. Aybaşı kanamalarının düzenli olmasını sağlar. Ancak, aybaşı kanamaları ve hamilelik döneminde kullanılmaz. Anne sütünü artırır. Sinirleri yatıştırır. Migren ağrılarını keser. Beyin yorgunluğunu giderir. Uyku verir. Kalbi kuvvetlendirir. Kan dolaşımının düzenli olmasını sağlar. Cinsel arzuları kamçılar. Astım, nefes darlığı ve bronşitte görülen şikayetleri giderir. Öksürüğü keser. Yaşlılarda meme sarkmasını önler. Fazla miktarda kullanıldığı zaman uyuşukluk verir.

14:06 - Mayıs 11, 2008 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Nisan 22, 2008

Etiketler:sigarayı bırakmak, sigarayı bırakmak için yapılması gerekenler,sigara,tiryaki,sağlık,sağlık haberleri,zehir,dudak tiryakileri,sigara tiryakileri

 

Sigarayı Bırakmak İçin;


  • Ayartılmalara Aldanmayın:Sigara içilen ortamlardan ve sizi sigara içmeye teşvik edecek kişilerden uzazk durun.
  • Aktiviteler Geliştirin:Elinizi meşgul edecek hobiler edinin.
  • Alternatifler Geliştirin:Ağzınızı şeker,sakız gibi başka şeylerle oyalayın.
  • Derin Derin Nefes Alın:Derin derin nefes alırken sigara içiyormuş hissine kapılır sigarayı unutursunuz.
  • Erteleyin:Sigara İçesiniz Geldiğinde 5-10 dk kendinizi tutun.
  • Kendinizi Ödüllendirin:Sigaraya verdiğiniz parayla birşeyler alın.

Kaynak:Genç Gelişim Dergisi

18:43 - Nisan 22, 2008 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Nisan 5, 2008

Etiketler: Mesane Kanseri,Erkek, kadın,Amerika,teşhis,ölüm nedeni ,Pelvik sancı ,IVP , böbrek röntgeni ,Sistoskopi,habis hücreler ,mikroskop

 

 

Mesane Kanseri
Erkek mesane kanseri olması riski kadınlardan üç kat daha fazladır. Amerika da her yıl yaklaşık kırk bin yeni mesane kanseri olayı teşhis edilir ve onbeş binden fazla ölümün nedeni bu hastalıktır. Mesane kanseri kırk yaşın altındakilerde nadiren görülür. Bunun en azından çevresel faktörlerle ilişkili oldu u düşünülmektedir. Bu hastalık sigara içenlerde boya, kimya ve lastik sanayiinde çalışan işçilerde daha fazla görülür.
Belirtiler

-İdrarda kan;
-Pelvik sancı (ön ve yanlardaki kalça kemiklerinde sancı);
-İdrar yapmada zorluk;


Teşhis
En sık görülen ilk belirti, ağrı ya da başka bir rahatsızlık olmaksızın, idrarda kan bulunmasıdır. Sık yapılan bir teşhis hatası, idrardaki bu kanın mesane iltihabına ba lanmasıdır. E er mesane kanserini düşündüren şikayetleriniz varsa, doktorunuz kanserli hücreleri saptamak üzere idrar tahlili yaptıracaktır. IVP denilen özel bir böbrek röntgeni çekilebilir ve doktorun mesanenin içini görebilmesi için, sistoskopi yapılacaktır. Sistoskopi sırasında, habis hücreler açısından mikroskop altında incelenmek üzere, mesane duvarından parça alınır.

Eğer kanser saptanırsa, doktorunuz kanserin hangi evrede oldu unu saptamak için, karın ya da pelvis tomografisi isteyebilir. Kanserin mesane dışına yayılıp yayılmadığını anlamak için yapılan testler, göğüs röntgeni ve kan tahlilleridir.

Eğer mesanedeki tümör küçükse ve mesaneyi kaplamamışsa, iyileşme şansı yüksektir. Bu türden mesane kanseri olan insanların yaklaşık %50si ile 70i arasında kalan kısmı üç yıllık bir süre içerisinde iyileşme gösterecektir. Ancak kanser yine de önemli olacaktır.

Kanseri kaslara ve ya dokusuna yayılan şahısların yaklaşık %45i radyasyon tedavisinin yapılmış olması koşuluyla en azından 5 yıl süreyle yaşarlar.

Mesane kanseri di er organlara da sıçrayan insanların büyük bir ço unlu u tedavi görse de 2 yıldan fazla yaşayamaz.

Tedavi
Yüzeysel mesane kanserindeki tedavi genellikle tümörün kendisinin alınması şeklindedir. Bunun için büyük bir ameliyat gerekmez, çünkü cerrah tümörü bir sistoskop aracılı ıyla alınabilir.

Yüzeysel tümörün alınmasından sonra biyopsiyi ihtiva eden sistoskopik de erlendirme her 3 ile 6 ayda bir kanserin yeniden oluşup oluşmadı ını belirlemek için yapılır. E er bu olay yinelenirse, tümör yeniden sistoskopi ile alınabilir. Ancak bu sefer gelecekteki mesane kanseri olasılı ını azaltmak için kanserle mücadele edici ilaçlar verilir.

E er hastalık mesane kasları ve ya dokusunu kaplarsa mesanenin kendisinin, erkeklerde de prostat bezinin de birlikte olmak üzere, alınması gerekir. İlerlemiş mesane kanseri olan kadınlarda da yumurtalıkların, rahmin ve vajinanın bir kısmının alınması gerekir.

Mesanenin alınması, idrarın geçece i bir açıklı ın yaratılmasını gerektirir. Bunu yapmanın de işik yolları vardır. En başarılı olan tekniklerden birinde üreterler, bir parça ba ırsaktan yapılmış yapay bir mesaneye ba lanırlar. Yani mesane göbe in yan tarafından vücudun iç kısmına tutturulur. Daha sonra idrarı giysilerin altından vücut üzerinde bir torbaya boşaltmak üzere karın duvarından bir delik açılır. Buna ileal kanal işlemi denir.

Bazı hekimler, invazif (yayılma gösteren) mesane kanseri için bu operasyondan sonra radyasyon terapisi ve kemoterapi önerirler. Tümör lenf ise kemoterapi kullanılabilir. Metastatik hastalı ı (diğer organlara yayılan kanser) olan şahısların %30 ile 70 i arasındaki kısmında kemoterapi kanserin yayılmasını kontrol altına almak ve a rıyı hafifletmek açısından yararlıdır. Ancak bunun yararı 6 aydan daha fazla sürmez ve kanser bu süreden sonra ilerlemeye devam eder.

Mesanenin ameliyat ile alınması veya radyasyon terapisi ile devam eden kemoterapinin bir kombinasyonu yayılma gösteren (invasiv) hastalı ı olan şahısların bazılarında yaşamı uzatır.

23:50 - Nisan 5, 2008 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Mart 29, 2008
Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,

6 yıl içinde ebola aşısı üretilebilecek

Öldürücü Ebola virüsüne karşı en fazla 6yıl içinde aşı üretilebileceği bildirildi.

Afrika ülkelerinden Gabon‘un başkenti Libreville‘de düzenlenen ve yüz kadar uzmanın katıldığı Ebola ve Marburg virüsleri konulu uluslararası kongrede bilim adamları, “4, 5 ya da 6 yıl içinde” Ebola virüsüne karşı aşı üretilebileceğini belirttiler.
 
Konu üzerinde çalışan Amerikalı araştırmacı Thomas Geisbert, “aşının üretilmesinin an meselesi olduğunu” belirterek, bu aşının kuduz aşısı gibi uygulanacağını, maymunlarda bu tedavinin işe yaradığını söyledi.
 
Geisbert, aşının insanlar için kullanımı için biraz daha zamana ihtiyaç duyduklarını ifade etti.
 
İshal, kanama, deri döküntüleri ve yüksek ateşe neden olan bulaşıcı Ebola ve Marburg virüslerine karşı şu an bir tedavi bulunmuyor. Vakaların yüze 50-90′ı ölümle sonuçlanıyor.

00:02 - Mart 29, 2008 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Mart 27, 2008
Tags: , , , , , , , , , , , ,

“Asya’da 5 milyon kişi AIDS’li”

BM’de bugün açıklanan ”Asya’da AIDS Durum Raporu ve Etkili Önlemler” raporuna göre, Asya kıtasında 5 milyon kişi AIDS’li ve her yıl da 440 bin kişi AIDS yüzünden hayatını kaybediyor.

Asya’da AIDS Komisyonu tarafından hazırlanan ve bugün BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun’a sunulan raporda, Asya ülkelerinde AIDS’e karşı daha fazla ve etkili önlem alınmaması durumunda, Asya’da 2020 yılına kadar 8 milyon yeni insanın AIDS hastalığına yakalanacak ve her yıl 500 bin kişinin AIDS hastalığından öleceği vurgulandı.

Türkiye’yi ve Orta Asya Cumhuriyeti ülkelerini içermeyen ve başta Hindistan, Çin, Endonezya, Japonya, Pakistan, Bangladeş ile Tayland olmak üzere 23 Asya ülkesinden elde edilen bilgiler ışığında hazırlanan raporda, gerekli önlemlerin alınması durumunda bile bu ülkelerde 2020 yılına dek 3 milyon insanın HIV/AIDS virüsüne yakalanacağı belirtildi.

Bu ülkelerde 15-44 yaş aralarındaki ölümlerinin çoğunun nedeninin AIDS olduğu kaydedilen raporda, hükümetlerin özellikle prezervatif kullanımının özendirilmesi ve gençlere cinsel eğitim verilmesinde büyük sorumlulukları olduğu vurgulanıyor.

Raporda, Asya ülkelerinin nüfuslarının son derece fazla olmasından dolayı AIDS’e karşı yeterli önlem alınmaması ve yatırım yapılmaması durumunda Asya’da büyük bir AIDS krizinin yaşanacağı belirtiliyor.

 

13:04 - Mart 27, 2008 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Mart 25, 2008

Tags: , , , , , , , , , , ,

 

Kahvaltıda yumurta ve kepek ekmeği yemek sizin için vazgeçilmez mi? Buna beyninizin de sevindiğini söyleyebiliriz…

Kahvaltıda yumurta

Yumurta gibi, selenyum açısından zengin gıdalar, hafızayı keskin tutarak, beynin daha hızlı çalışmasını sağlıyor…

Çin’in kırsal kesimlerinde yapılan bir araştırmada, günlük 55 mikrogram ( yaklaşık olarak 0.000001 gram) tüketen kişiler üzerinde yapılan bir testte, kendilerinden 10 yaş daha küçüklerin beyin ve algı hızları ile aynı değerlere sahip oldukları ortaya konumuş.

Peki selenyuma hangi gıdalarla ulaşacaksınız?
Günlük almanız gereken selenyumun tamamını, bir dilim kepek ekmeği (1 dilim 10 mikrogram selenyum içerir), yumurta (1 adedi 14 mikrogram), ton balığı (her küçük parçasında 653 mikrogram) yiyerek sağlayabilirsiniz.

Bunun yanında eğer seviyorsanız hamsi, uskumru, karides, yer fıstığı, ceviz gibi besinler de tüketebilirsiniz.

 

12:33 - Mart 25, 2008 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Mart 23, 2008
Tags: , , , , , , ,

Çocuğunuz yemek yemiyorsa

Çocuğum zorla yemek yiyor, Çocuğum yemek yemiyor; ben de zorla ağzına tıkıyorum bu doğru mu? türündeki yakınmalar size pek de uzak olmasa gerek.
İştahsızlık, çocuğun besini almamak istememesiyle ortaya çıkan bir durumdur. Anemi, barsak parazitleri, hastalıklar çocukta iştah kaybına neden olabilir. Çocukların birçoğu yemeğe karşı iştahsızken, birçoğu da yemeyi reddeder ya da seçici davranır. Bu durum, özellikle 2 yaş civarında sık rastlanan olumsuz yeme davranışlarıdır. Çoğu durumda çocuk iyi besleniyor, ancak ailenin beklentisi doğrultusunda yemiyordur.

Çocuk ve beslenme
Çocuklarda gerek iştahsızlık, gerekse besini reddetme ya da seçici davranma gibi yeme sorunları, büyük ölçüde psikolojik nedenlerle ortaya çıkar. Çünkü beslenme, çocuk ve ailesi arasındaki duygu alışverişini belirtmenin en iyi yoludur. Çocuk tarafından yiyeceğin reddedilmesi, anne-babaya karşı kullanılan güçlü bir silahtır. Aile ve çocuk arasında yaşanan olumsuz yeme davranışının devam etmesi, duygu durum bozukluğuna kadar varan sorunlara neden olur. Yemek saatlerinde kâbuslar yaşanır, çocuk ve aile deyim yerindeyse savaşır. Genellikle de savaşı çocuklar kazanır.

Yeme sorunu olan çocuklar, hassasiyetle izlenmelidir. Ağırlık ve boy persentilleri varsa öncelikle karşılaştırılmalı ve ölçümlerini 3. persentilin altına düşmesi halinde çocuklar, büyüme-gelişme geriliği açısından incelenmelidir.

Geçici olarak bir yiyeceğe düşkünlük veya reddetme okul öncesi dönemde görülen yaygın bir sorundur. Normal gelişimin bir parçası olarak kabul edilen bu durum, çocuğun bağımsızlığının bir ifadesidir. Reddetme durumunda, ailelere çocuğu yemek konusunda zorlamanın doğru olmadığı, bunun sorunu kötüleştireceği, ancak reddedilen besinin bir süre sonra tekrar denenmesi gerektiği belirtilir.

Beslenme davranışını değiştirmek imkânsız değil
Öncelikle çocuğun gerçek yediklerinin tespit edilmesi gerekir. Bunun için, çocuğunuzun 3 günlük ayrıntılı beslenme günlüğünü yazmaya başlamak gerekir. Süt, meyve suyu, su, kola, çay gibi içecekleri çocuğunuz ne kadar tüketiyor, bunları kaydederek tespit edin. Pek çok çocuk içmeyi, yemeğe tercih eder ve kolayca doygunluk hissi duyar. Çocuğunuzun yemekten 1 saat önce ve yemek sırasında sıvı alımını sınırlandırın. Çocuk halen biberon ile içiyorsa, biberon bardakla değiştirilmeğe çalışılır. Böylece çocuğun sıvı alımı kendiliğinden azalır. Sütü fazla miktarda tüketen çocuklarda iştahsızlık dışında anemi ve kabızlık gibi sorunlar da görülebilir. Günde 2 su bardağı süt yeterli olacaktır.

Birçok anne-baba çocuklarının ağırlık kazancı ve besin gereksinimleri konusunda gerçekçi olmayan beklentiler içindedir. Çocuklar doğumdan 1 yaşına kadarki süre içinde 6 kg, 2. 3. ve 4. yıllarda ise ortalama 2 kg/yıl şeklinde kilo almalıdır. Bu nedenle hızlı gelişmeyi izleyen bebeklik döneminden sonra, kilo alımlarının fazla değişmeyeceğini unutmamak gerekir.

 

:::Benzer Yazılar:::

 

23:28 - Mart 23, 2008 - yorum { yok } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Mart 17, 2008

Etiketler:organlar,organlarımız,organ nakli,organ nedir,doku,böbrek,kalp

 

Karaciğer naklinin dünyada yaygınlaşmasını sağlayan, Türkiye’nin dünya çapındaki tıp adamlarından Prof. Dr. Münci Kalayoğlu, Türkiye’de her yıl 10 bin hastanın organ bulunamadığından boşu boşuna öldüğünü bildirdi

 

 

ABD’nin Wisconsin Hastanesi’ndeki başarı operasyonlarıyla alanında uluslararası bir üne kavuştuktan sonra İstanbul Memorial Hastanesi ile anlaşarak Türkiye’ye kesin dönüş yapan Prof. Kalayoğlu, dün Ankara Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde bir konferans verdi. Türkiye’de dünyanın en iyi transplantasyon uzmanlarının görev yaptığını vurgulayan Kalayoğlu, şöyle devam etti: "TBMM Sağlık Komisyonu’nun daveti ile Trabzon’a gittim. Son günlerde bir cinayetle gündeme gelen bu ilimizde bugüne kadar bir tek organ bağışı yapılmamış. Bunu düşünebiliyor musunuz? Sonra Edirne’ye davet ettiler. Orada da aynı. Organsızlıktan yılda 10 bin insanımız ölüyor. Bu kadar insanımız niye ölsün? Affedersiniz ama, bu aptallık."

 

:::Benzer Sayfalar:::

13:33 - Mart 17, 2008 - yorum { 1 } - yorum yaz


written by bilimhaberleri


{ Sayfa 1 of 5 }
<- : : Sonraki Sayfa ->