Aralık 16, 2007

DOĞADA GÖRDÜĞÜMÜZ CANLI ÇEŞİTLERİ

 

Doğada milyonlarca canlı türü vardır. Bu canlıların bir bölümü karada bir bölümü deniz ve tatlı sularda yaşar. Canlılar dünyası bitkiler ve hayvanlar olmak üzere iki büyük gruptan meydana gelmiştir. İnsanlar çevresindeki canlı varlıklardan yararlanabilmek için onları incelemek ve araştırmak gereği duymuştur. Bu nedenle hayvanlar ve bitkiler dünyası insanlar için bir araştırma konusu olmuştur. Televizyonlarda izlediğimiz bazı belgesel filmler ,  hayvanlar ve bitkiler dünyasıyla  ilgilidir.

 

HAYVANLAR

Çevremizde gördüğümüz canlıların en büyük grubunu hayvanlar oluşturur. Hayvanların yaşadığı ortamlar ve dış görünüşleri birbirinden farklı bile olsa hücre yapıları aynıdır. Koyun , keçi , kedi , köpek , at , eşek gibi hayvanlar  çiftliklerde yetiştirilebilen ve yaşantımızda yararlandığımız hayvanlardandır. Bunların dışında ayrıca kurt , aslan , çakal , kaplan , tilki gibi ormanlarda yaşayan hayvanlar da vardır. Hayvanlar besinlerini hazır olarak alır. Beslenme şekillerine göre hayvanlar  otla , etle ya da hem ot hem etle beslenen hayvanlar olmak üzere gruplandırılabilir. Hayvanların yaşam ortamları da birbirinden farklıdır. Kara ve su hayvanların yaşam ortamlarıdır. Ancak bazı hayvanlar hem karada hem de suda yaşayabilir.

 

BİTKİLER

Canlılar dünyasının ikinci büyük grubunu bitkiler oluşturur. Bitkilerin bir bölümü karada bir bölümü ise suda yaşar. Karada yaşayan bitkilere çeşitli ağaçları  ( çam , köknar , ladin , kavak  gibi )  örnek verebiliriz.

Nilüfer , su yosunu , kamışlar da suda yaşayan bitkilere örnektir. Bitkilerin çoğu besinlerini kendisi yapar. Hayvanlar gibi hazır olarak almazlar. Evlerimizde saksılarda yetiştirilen sardunya , begonya , menekşe gibi çeşitli süs bitkiler de vardır.

 

CANLILARI GRUPLANDIRALIM

 

Önceki dersimizde çevremizdeki canlı varlıkları incelemiş ve canlı varlıkların insanlar için bir merak konusu olduğunu öğrenmiştik. Çeşitli ortamlarda yaşayan canlı varlıklar arasında bazı benzerlikler olduğu gibi farklılıklar da vardır. Canlıların çok ve çeşitli oluşu , bilim adamlarının onları incelemesini zorlaştırmaktadır. Bu nedenle canlı varlıkları daha iyi inceleyebilmek ve onlar hakkında ayrıntılı bilgiler edinebilmek için bu varlıkların benzer özelliklerine göre kümelere ayrılması gereği ortala çıkmıştır. Canlıların benzer özelliklerine göre kümelere ayrılmasına “ gruplandırma ”  adı verilir. Canlıların gruplandırılması onların incelenmesini kolaylaştırır. İlk yapılan gruplandırma canlıların dış görünüşlerine bakılarak yapılmıştır. Fakat daha sonraları bu gruplandırmanın doğru olmadığı ortaya çıkmıştır. Daha sonra yapılan gruplandırmalar canlıların  dış görünüşlerine değil , aralarındaki akrabalık ilişkilerine göre yapılmıştır. Canlıların gruplandırılmasıyla ilgili çalışmalar yapan bilim dalına “ sistematik ” denir. Bu bilim dalına göre canlılar beş temel guruba ayrılır.

 

 

1.        Bakteriler

2.        Protistalar ( bir hücreli canlılar )

3.        Mantarlar

4.        Bitkiler

5.        Hayvanlar        

 

Bu gruplarda yer alan canlı varlıkların hiç birine benzemeyen  virüsler  ise ayrı bir grup olarak incelenir.

Bu canlı varlıklarla ilgili ayrıntılı bilgileri ünitemizin ilerleyen günlerinde alacağız.

 

 

 

VİRÜS , BAKTERİ , PROTİSTA ve MANTARLARLA TANIŞALIM

 

VİRÜSLER :

 

Virüsler bilinen en küçük canlıdır. Çok küçük oldukları için ancak elektron mikroskobu adı verilen özel bir mikroskopta  görülebilir.  Okullarda kullanılan mikroskoplarla görülmeleri  mümkün değildir. Virüsler ancak canlı vücudunda yaşayabilirler. Girdikleri canlının hücrelerine yerleşerek  burada çoğalırlar. Virüslerin en önemli özelliklerinden biri de pek çok hastalığa sebep olmasıdır. Virüsler sadece insanlarda  değil pek çok canlıda hastalıklara neden olur. Virüsler insan , hayvan ve bitki hücrelerinde çoğalırlar. Kuduz , grip , suçiceği , kızamık , AIDS , şap gibi pek çok hastalığın sebebi virüslerdir.

 

BAKTERİLER :

 

Açıkta bırakılan sebze ve meyveler çürür. Et kokar , yoğurt ve süt ekşir. Ekmek küflenir. Bütün bu olaylar günlük yaşantımızda rastladığımız olaylardır. Zaman zaman yiyeceklerimizde gördüğümüz bu değişikliklerin nedeni gözle göremediğimiz küçük canlılardır. Bu canlılara bakteri adı verilir.

Bakteriler virüslere göre daha büyüktür. Bu nedenle mikroskopta kolaylıkla görülebilirler. Bakterilerin oldukça geniş bir yaşam alanı vardır. Toprakta , havada , suda , toprak altında , insan vücudunda yaşayabilir. Bakteriler  değişik şekillerde olabilir. Örneğin bazı bakteriler çubuk , bazıları küre , bazıları kıvrımlı , bazıları ise virgüle benzeyen şekildedirler.

Faydalı bakteriler olduğu gibi zararlı bakteriler de vardır. Örneğin sütün mayalanıp yoğurt yada peynire dönüşmesi bakteriler sayesindedir. Aynı şekilde üzümden sirke oluşmasını da bakteriler sağlar. Toprakta yaşayan bazı bakteriler hayvan ve bitki artıklarının çürümesini sağlar. Bakterilerin bu yararlarının yanında  zararlı bakteriler de vardır. İnsan vücudunda yaşayan bazı bakteriler zararlıdır. Kolera , tifüs , verem , tifo gibi hastalıklara bakteriler neden olur. Bakteriler besinlerin üzerine yerleşerek onların zamanla bozulmasına yol açar. Bu bozuk besinleri kullananlar zehirlenir. Hayatı tehlikeye girer.

 

PROTİSTALAR  ( BİR HÜCRELİ CANLILAR )

 

Protistalar küçük su birikintileri , nemli topraklar , hayvanların vücut sıvıları gibi çok farklı ortamlarda yaşayabilen ve ancak mikroskopla görülebilen bir hücreli canlılardır. Bu canlıların tüm hayati olayları bir hücre içinde geçmektedir. Bu canlılar hem bitkisel hem de hayvansal özellikler taşır.

Terliksi hayvan , amip , öglena , çan hayvanı , algler   protistalar grubundaki canlılara örnektir. Bu canlılar genelde kirli birikinti sularda yaşadıklarından , bu tür suları kullanmak sağlığımız açısından zararlıdır. Çünkü bu ortamlarda yaşayan canlılar birçok hastalıklara neden olmaktadır.  Bir hücreli canlılar bölünerek çoğalır. Bir hücreli canlıların  bir bölümü besinlerini kendileri yapar , bir bölümü ise bulundukları ortamdan hazır olarak alırlar.

 

Algler                                    : Kök , gövde ve yaprağı bulunmayan bitkisel canlıdır.

Amip                                      : Hayvansal canlıdır. Hareket eder.

Terliksi Hayvan   : Hayvansal canlıdır. Titrek tüyleri sayesinde hareket eder

Öglena                  : Hem bitki hem de hayvan özelliği gösterir.

  

MANTARLAR

 

Daha önceki derslerimizde açıkta kalan besinlerin kokuştuğunu , nemli ortamlarda kalan meyvelerin çürüdüğünü öğrenmiştik. Ekmek , salça , zeytin ve reçel gibi besinlerin üzerinde zamanla beyazımsı bir tabaka oluşur. Besinlerimizin bu şekilde bozulup çürümesine yol açan küf  mantarlarıdır. Küf mantarları tahıl , meyve ve sebzelerin üzerinde yaşar. Genelde nemli ve ılık ortamlarda bulunur.

İnsanlarda birçok hastalığa neden olan mantarlar da vardır. Bunların başlıcaları el ve ayaklarda kaşıntıya neden olur. Bundan dolayı başkalarına ait havlu , çamaşır vb. giysiler kullanılmamalıdır. Ayrıca tahıllarda ve  asmalarda  ( üzüm bitkisi ) türlü hastalıklar oluşturan mantarlarda vardır. Bu tip mantarlar bitkilere zarar verir gelişmesine engel olur.  Tarım bitkilerine bulaşan bu mantarlar çeşitli zirai  ( tarımsal )  ilaçlarla yok edilmeye çalışılır.

Bazı mantarların yararları da vardır. Örneğin peynir küfünden  “ penisilin ” adı verilen bir tür ilaç yapılmaktadır.

Mantarlar kök , gövde ve yaprakları olmayan canlıdır. Klorofilleri bulunmadığı için fotosentez yapamazlar. Bu nedenle hazır besinlerle yaşamlarını sürdürürler. Bazen çürümüş bitki ve hayvan artıkları üzerinde , bazen de canlılar üzerinde  parazit olarak yaşarlar.

Doğada özellikle ormanlık alanlarda değişik türde şapkalı mantarlara rastlamak mümkündür. Bu tür mantarların birçoğu zehirli olabilir. Bu nedenle bu tür mantarların besin maddesi olarak tüketilmesi son derece tehlikelidir. Şapkalı mantarların bir bölümü kültür mantarı olarak insanlar tarafından bahçelerde yetiştirilmektedir. Bunlar zehirli değildir. Besin madde olarak kullanılabilir.

 

BİTKİLERİ DAHA İYİ TANIYALIM

Çevremizde çok sayıda değişik bitkiler bulunur. Bu bitkilerin birbirine benzeyen yanları olduğu gibi  farklı tarafları da vardır. Bitkileri bu özelliklerine göre gruplandırabiliriz. Bitkiler üreme biçimlerine göre çiçekli ve çiçeksiz bitkiler olmak üzere ikiye ayrılır.

 

ÇİÇEKSİZ BİTKİLERİ NERELERDE BULABİLİRİZ ?

Çevremizde yaşayan bitkilerin bir bölümü çiçeksizdir. Çiçek bitkilerin üreme organıdır. Çiçeksiz bitkilerde üreme organı ( çiçek )  bulunmaz. Bunlar tohumsuz bitkilerdir. Çiçek ve tohumu bulunmayan bitkilere çiçeksiz bitkiler adı verilir. Kara yosunları , su yosunları , eğrelti otu çiçeksiz bitkilere örnektir.

 

Su Yosunları :

Nemli ortamlarda , denizlerde ve tatlı sularda yaşar. Su yosunları hücrelerinde klorofil bulunur. Bu sayede kendi besinlerini kendileri yapar. Su yosunlarının kök , gövde ve yaprakları yoktur. Su yosunları genelde mavi , yeşil renkte olurlar.

 

Kara Yosunları :

Nemli topraklarda , taş aralıklarında , ağaç kabuklarında ve havuz kenarlarında yetişir. Kara yosunlarında gövde ve yapraklar bulunur. Gövdeleri incedir. Gövde üzerinde yeşil yapraklar bulunur. Kara yosunları bulundukları yüzeyi kadife gibi kaplar.

 

Eğrelti  Otları :

Çiçeksiz bitkilerin en gelişmişidir. Eğrelti otlarında kök , gövde ve yapraklar bulunur. Eğrelti otları ormanlarda , ağaç diplerinde , nemli yerlerde ve dere kenarlarında yetişir. Boyları genelde 40 – 100 cm arasında değişir. Toprak üzerinde geniş ve yeşil renkli yaprakları vardır.

 

DOĞANIN SÜSÜ ÇİÇEKLİ BİTKİLER

 

Yeryüzünde  birlerce bitki türü vardır. Bitkilerin en gelişmiş türü çiçekli bitkilerdir. Çiçekli bitkilerin en önemli ortak özelliği çiçek ve tohum oluşturmasıdır.

 

Çiçekli Bitkilerde Hangi Bölümler Var ?

Çiçekli bitkilerde ; kök , gövde , yaprak ve çiçek gibi  bölümler vardır.

 

Kök :

Bitkinin toprak içindeki bölümüdür. Bitkiyi toprağa bağlar. Bitkiler besin yapabilmek için gerekli olan maddeleri kökleri yardımıyla topraktan alır. Bazı bitkilerde kök, besin biriktirme görevi de yapar.

Bitki köklerinin uçları yakından incelendiğinde incecik tüyler görülür. Bu tüyler bitkinin topraktan besin maddeleri almasını sağlar. Bitki kökleri görünüş olarak farklı biçimlerde olabilir. Başlıca bitki kökleri ; kazık kök , saçak kök ve depo kök alarak gruplandırılabilir.

 

Kazık Kök :

Köklerden biri çok gelişmiş ve uzamıştır. Ana köke bağlı diğer kökler ince ve zayıftır. Domates , biber , fasulye ve ağaçların kökleri kazık kök biçimindedir.

 

Saçak Kök :

Ana kök yerine yan kökler gelişmiştir. Bu yan kökler püskül biçimde toprağa yayılır. Çayırlarda yetişen otlar ,

buğday , arpa , mısır , soğan gibi bitkilerin kökleri saçak köktür.

 

Depo Kök :

Kimi bitkilerin kökleri besin biriktirir. Şeker pancarı ,  havuç , turp  gibi bitkilerin kökleri depo köktür.

 

GÖVDE

Bitkilerin genellikle toprak üstünde gelişen bölümüdür. Gövde, bitkinin yaprak ve çiçek gibi organlarını taşır. Gövde , kök yardımıyla topraktan alınan su ve madensel maddeleri yapraklara iletir.  Çevremizdeki bitkileri dikkatle incelediğimizde bitkilerin gövdelerinde bazı farklılıkların olduğunu görürüz.

Bazı bitkilerin gövdeleri ince ve zayıftır. Bu tür gövdelere “ otsu gövde ” adı verilir. Arpa , buğday gibi bitkiler ile sebzelerin gövdeleri otsu gövdedir.

Uzun ömürlü ağaçların gövdeleri sert ve kalındır. Çok dayanıklı olan bu gövdeleri “ odunsu gövde ” adı verilir. Odunsu gövdelerin dış yüzü bir kabukla kaplıdır. Elma , armut , kavak gibi ağaçlar odunsu gövdelidir.

Karpuz , kavun ,  kabak , salatalık gibi bitkilerin gövdeleri zayıf ve incedir. Bu tür bitkilerin gövdeleri , meyvelerini taşıyamadığı için yeryüzüne paralel olarak gelişir. Bu tür gövdelere  “ sürünücü ” gövde adı verilir.

Sarmaşık , fasulye gibi bitkilerin gövdeleri  çok uzun ve zayıftır. Bu bitkilerin gövdeleri yakınlarındaki bir ağaca yada duvara sarılarak yükselir. Bu tür gövdeleri  “sarılıcı ” gövde adı verilir.

Patates ve yerelması gibi bitkilerde gövdenin bir bölümü toprak altındadır. Gövdenin bu bölümü besin depo eder. Böyle gövdelere depo gövde adı verilir.

 

YAPRAK

Bitkilerin gövde ve dallarına bağlı genellikle yeşil renkteki bölümlere “ yaprak ” adı verilir. Yapraklar gövde üzerinde sıralanmıştır. Genel olarak yaprak ; yaprak kını , yaprak sapı , yaprak ayası ve yaprak damarlarından oluşur. Yaprak sapı ile dala bağlanır. Yaprak hücrelerinde bulanan klorofil maddesi yaprağa yeşil rengi verir. Bitkilerde yaprağın ; solunum , terleme ve besin hazırlama gibi görevleri vardır. Yeşil bitkiler topraktan kökleri yardımıyla  su ve madensel maddeler alır. Bu maddeler , havada  bulunan karbondioksit gazı , güneş ışığı ve klorofil  yardımıyla yapraklarda besine dönüşür.  Bu olaya

fotosentez ” adı verilir.

Türlü yaprak biçimleri vardır. Bazı bitkilerin yaprakları ince şerit şeklinde  ,  bazılarının ince ve uzun iğne şeklinde bazılarının ise geniştir. Yaprakların kenarları ayrıca düz ya da girinti çıkıntılı olabilir.

 

ÇİÇEK

 

Çiçekli bitkilerin üreme organı çiçektir. Çiçek ; çanak yaprak , taç yaprak , erkek organ ve dişi organ olmak üzere dört bölümden meydana gelir. Çanak yaprak genellikle yeşil renkte olup ,  çiçeği dış etkilere karşı korur. Taç yaprak değişik renk ve kokudadır. Yaydığı kokularda böcek ve arıları kendine çeker. Bu olay çiçekli bitkilerin üremesini kolaylaştırır.

Erkek organ başçık ve sap olmak üzere iki bölümden meydana gelmiştir. Başçık kısmında “ polen ” adı verilen çiçek tozları bulunur.

Dişi organ çiçeğin ortasında yer alır. Vazoya benzer. Dişi organ ; dişicik tepesi , dişicik borusu ve yumurtalık olmak üzere üç bölümden meydana gelmiştir. Yumurtalıkta ; dişi üreme hücresi , yumurta ve tohum taslağı bulunur.

  

 

BİTKİLERİN DOĞAYA SUNDUĞU TOHUM VE MEYVE

 

Bir çiçekte erken organda bulunan çiçek tozları  ( polenler )  olgunlaştığı zaman çatlar ve çevreye yayılır. Polenler rüzgar , su , böcekler ve kuşlar sayesinde başka bir çiçeğin dişi organına taşınır. Bu olaya “ tozlaşma ”  adı verilir.

Çiçekli bitkilerde üreme, yumurtalıktaki dişi üreme hücresinin polendeki erkek üreme hücresiyle birleşmesi sonucunda gerçekleşir. Polenlerde bulunan erkek üreme hücresi , dişicik borusundan aşağıya iner. Aşağı inen erkek üreme hücresi yumurtalıktaki dişi üreme hücresiyle birleşir. Bu olaya “ döllenme ” adı verilir. Döllenme sonunda tek bir hücre oluşur. Bu hücre bölünerek çoğalır ve tohumu meydana getirir. Tohumun içinde bitki taslağı ve besin bulunur. Döllenmeden sonra bitki taslağı gelişerek meyveyi oluşturur. Tohumlar meyvenin içinde bulunur. Tohum bir bitkinin neslinin devamını sağlar.

 

BİTKİLERİN İNSAN YAŞAMINDAKİ ÖNEMİ

 

İnsanlar bitkilerin kök , gövde , yaprak , çiçek , meyve ve tohumlarından yararlanır.

Buğday , arpa , yulaf , pirinç , mısır gibi bitkilere tahıl adı verilir. Bunlar insanlar için önemli bir besin kaynağıdır.

Nohut , bakla , mercimek , bezelye , fasulye gibi bitkilere baklagiller adı verilir. Bu bitkilerin tohumlarını besin olarak kullanırız.

Soğan , lahana , domates , biber , salatalık , gibi bitkilere sebze adı verilir. Patates , havuç , turp , yerelması gibi bitkilerin kök ve gövdelerinden besin maddesi  olarak yararlanırız.

Elma , armut , incir , portakal , limon , şeftali , muz gibi bitkileri  meyve olarak yeriz. Sanayide kullanılan bitkiler de vardır. Ayçiçeği , soya fasulyesi  ve  pamuk tohumlarından yağ elde edilir. Zeytinden de zeytinyağı elde edilmektedir.

Çay , kahve , ıhlamur , nane , kekik , tarçın , papatya gibi bitkilerin yaprak ve tohumları içecek olarak kullanılır.

Şekerpancarı ve şeker kamışından şeker elde edilir. Menekşe , lale , gül , papatya gibi süs bitkileri park ve bahçelerde yetiştirilir. Bu bitkiler çevremizin güzellik kaynağıdır.

Ayrıca çam , ceviz , meşe , gürgen , gibi pek çok odunsu gövdeli ağaçtan kereste elde edilir.

 

İKLİMİN ve YETİŞME ORTAMININ BİTKİLERE ETKİSİ

 

Bitkilerin büyüme , gelişme , çoğalma ve ürün verme gibi  özellikleri iklim ile doğrudan ilgilidir. Bitkiler yaşadıkları ortama uyum sağlar. Bitkiler bulundukları ortamın nem , sıcaklık ve toprak yapısına uygun kök, gövde ve yaprak geliştirmişlerdir. Örneğin bir çöl bitkisi olan kaktüslerin ortamın aşırı sıcaklığından etkilenmemeleri için yaprakları küçülmüş ve gövdeleri su depo edecek şekilde değişikliğe uğramıştır.

İlkbaharda ağaç ve çiçekler büyümeye başlar. Tomurcuklar açar , yapraklar oluşur. Büyüyen ve gelişen bitki , yaz mevsimi boyunca tohum oluşturur. Ağaçların çoğu sonbaharda yapraklarını  döker. Kışa girerken bitkilerde büyüme durur. 

Yağış almayan yerlerde yetişen bitkilerin yaprakları iğne gibidir. Bu bitkilerin kökleri yeraltındaki suyu alabilmek için toprağın derinlerine iner. Gövdeleri dik yükselir. Su kaybını önlemek için gövdeleri kalın kabukla kaplıdır.

Yağışı bol olan nemli yerlerde ve su kenarlarında yetişen bitkilerin yaprakları geniştir. Bu bitkilerin çoğunluğu otsu gövdeli olur. Kökleri saçaklıdır.

 

HAYVANLARI DAHA İYİ TANIYALIM

 

HAYVANLARI NASIL GURUPLARIZ ?

 

Çevremizde yaşayan hayvanlar vücut yapılarına göre omurgalı hayvanlar ve omurgasız hayvanlar olmak üzere iki bölümü ayrılır. Omurgalı hayvanların vücutlarında kıkırdak doku ve kemiklerden oluşan iskelet sistemi vardır. Omurga iskeletin bir bölümüdür. İskeletin bütün bölümleri omurgaya bağlıdır.

 

OMURGASIZ HAYVANLARA ÖRNEKLER VERELİM

 

Omurgasız hayvanların kıkırdak ve kemiklerden oluşan iskeletleri yoktur. Bazı omurgasız hayvanların  vücutlarında iskelet görevi gören değişik yapılar vardır. Örneğin yengeçlerde bulunan sert kabuk ve böceklerdeki kitin adı verilen örtü  iskelet görevi yapar.

Omurgasız hayvanların bir bölümü karada bir bölümü suda yaşar. Karada yaşayan omurgasız hayvanların akciğerleri yoktur. Bu hayvanlar trake solunumu yada  deri solunumu yaparlar. Suda yaşayan omurgasız hayvanlar ise solungaçlarıyla solunum yapar.

Omurgasız hayvanlar yumurta ile çoğalır. Çekirge , örümcek , kelebek , hamam böceği , sivrisinek çevremizde gördüğümüz omurgasız hayvanlardır. Ahtapot , yengeç , istakoz , midye , deniz kestanesi , denizyıldızı , sünger , denizanası ve mercanlar suda yaşayan omurgasız hayvanlara örnektir. İnsanların  çevrelerinde sık karşılaştıkları omurgasız hayvanlar eklem bacaklılar ve solucanlardır.

Yengeç , istakoz , akrep , örümcek , kırkayak , arı , karınca ve  kelebekler  eklem bacaklılar  olarak adlandırılır. Eklem bacaklı hayvanlar kanatları ve eklem bacaklarıyla hızlı biçimde hareket ederler. Eklem bacaklı hayvanlar yumurta ile çoğalır.

Eklem bacaklılardan karasinekler ve sivrisinekler  insanlara pek çok hastalık bulaştırabilirler. Genelde pis ortamlarda bulunan ve çoğalan bu canlılardan karasinekler insanlara  tifo , kolera ve dizanteri  gibi hastalıkların mikroplarını taşır.

Sivrisinekler ise sıtma adı verilen bir hastalığı sebep olan mikropları insanlara bulaştırabilir.

Diğer bir eklem bacaklı hayvan olan arı insanlara faydalı bir hayvandır. Arıların ürettiği bir salgı olan bal önemli bir besin kaynağıdır.

Nemli yerlerde ve sularda yaşan solucanlar da sık karşılaştığımız omurgasız hayvanlardandır. Genelde toprak altında yaşayan toprak solucanı , toprak altındaki bitki ve hayvan artıklarıyla beslenir. İnsanlar için zararlı olan solucanlar da vardır. Bunlar insan vücudunda asalak olarak yaşar.

  

OMURGALI HAYVANLARA ÖRNEKLER VERELİM

Vücutlarında kemik ya da kıkırdaktan yapılmış omurgası bulunan hayvanlara omurgalı hayvanlar denir. Omurgalı hayvanlar ; balıklar , kurbağalar , sürüngenler , kuşlar ve memeliler olmak üzere beş guruba ayrılır.

 

BALIKLAR

Balıkların bir kısmı tatlı sularda ( göl ve nehir suları ) bir kısmı da tuzlu sularda ( deniz ve okyanuslarda ) yaşar. İzmarit , hamsi , istavrit , kalkan balığı , palamut , lüfer gibi balıklar tuzlu suda yaşayan balıklara örnektir. Yayın balığı , sazan ve alabalık ise tatlı sularda yaşayan balıklardır.

Balıkların vücutları pullarla örtülüdür. Solungaçları yardımıyla solunum yaparlar , solunumları sırasında suda bulunan oksijeni kullanırlar. Balıkların bir kısmı yumurta ile çoğalırken bir kısmı da canlı doğum yapar. Yüzgeçleri sayesinde suda hareket ederler.

KURBAĞALAR

Kurbağalar nehir ve göl kenarlarında yaşar. Kurak bölgelerde pek görülmezler. Kurbağaların derileri ince ve pulsuzdur. Ağızlarında diş bulunmaz. Uzun arka bacakları sayesinde suda rahatlıkla yüzer. Kurbağalar etçil hayvanlardır. Küçük böcekler ve tırtıl ile beslenirler. Yumurta ile çoğalırlar. Kurbağaların derilerinin  yaşamaları için nemli olması gereklidir. Bu nedenle yaşantılarının bir bölümünü su kenarlarında bir bölümünü de suda geçirirler. 

SÜRÜNGENLER

Omurgalı hayvanlardan olan sürüngenlerin başlıcaları ; yılan , kertenkele ve kaplumbağadır. Sıcak bölgelerde yaşayan timsahlar da sürüngen hayvanlardır. Timsahlar hem karada hem de suda yaşar. Yılanlar ve kaplumbağaların da   hem karada hem suda yaşayan türleri vardır. Sürüngenlerin ayakları kısa ve yanlardadır. Yerde sürünerek hareket ettiklerinden bu hayvanlara  sürüngen hayvanlar adı verilir. Sürüngenlerin vücutları sert pullarla kaplıdır. Yumurta ile çoğalırlar. Etçil ve otçul olanları vardır. Kış uykusuna yatarlar.

  

KUŞLAR

Kuşlar da omurgalı hayvanlardır. Kümes hayvanları da kuş türü içinde yer alır. Bunlar diğer kuşlar gibi uçamaz. Yeryüzünde değişik özellikte çok sayıda kuş vardır. Bülbül , kanarya , saka gibi kuşlar  ötücü  kuşlardır. Kartal , akbaba , şahin , başkuş gibi kuşlar yırtıcı kuşlardır. Kaz , ördek , martı , pelikan gibi kuşlar  perde ayaklıdır. Deve kuşu hızlı koşabilen bir hayvandır. Horoz , tavuk , ördek , hindi evcilleşmiştir.

Kuşların vücutları tüylerle örtülüdür. Kuşların bir bölümü sonbahardan başlayarak sıcak ülkelere göç eder. Bütün kuşlar akciğer solunumu yapar. Kuşlarda hareketi kanatlar sağlar. Kuşlar yumurta ile çoğalır. Kuşlarda diş yoktur. Kuşların bazıları avladıkları  hayvanların etleriyle bazıları da bitkisel besinlerle beslenir.

 

MEMELİLER

Yavrularını doğurarak dünyaya getiren ve onları sütle besleyen hayvanlara memeli hayvanlar denir. Koyun , inek , kedi , köpek , at , maymun , yarasa , balina , gibi hayvanlar memeli hayvanlardır.

Memeli  hayvanların bir bölümü otla beslenir. Bu nedenle bu tip hayvanlara otçul hayvan denir. Geyik , maymun , deve , koyun , keçi , inek gibi hayvanlar  otçul memelilerdir.  Otla beslenen hayvanların çene yapıları ot koparmaya elverişlidir.

Et yiyerek beslenen memeli hayvanlara  etobur memeliler denir. Çeneleri kuvvetli , dişleri uzun ve sivridir. Et yiyerek beslenen hayvanların büyük bir bölümü yabanidir. Kedi , köpek , aslan , kaplan , kurt ve çakal etle beslenen memeli hayvanlardır.

Kesici dişleri çok gelişmiş olan fare , sincap , tavşan , kunduz gibi hayvanlar kemirici memelilerdir. Kemirici memeliler bitkilerin kök ve gövdelerini kemirerek beslenir.

Yarasa uçabilen memeli hayvandır. Yarasaların işitme duyuları çok gelişmiştir.  Mağaralarda yaşar. Böceklerle beslenir.

Yunus , balina ve fok suda yaşayan ve yüzen memeli hayvanlardır. Derilerinde kıl ve tüy yoktur.

Kelebek , kuş ve yarasalar karada yaşar. Kanatları vardır ve uçarlar. Buna rağmen kelebek ve yarasa kuşlar gurubunda değildir. Çünkü kelebek omurgasız hayvandır. Yarasalar ise canlı doğum yaptıklarından memeli hayvanlar gurubuna girer.

 

OMURGALILARIN YAŞADIĞI ORTAMLAR

 

KARADA YAŞAYAN HAYVANLAR

Köpek , at ,  yılanların bir bölümü   , aslan , tavşan , inek , eşek , koyun , keçi , kurt , fil , kanguru , kaplumbağaların bir bölümü  ,  kertenkele , deve geyik  gibi hayvanlar ile ; serçe , leylek , atmaca , güvercin , karga gibi kuşlar karada yaşar.   

 

SUDA YAŞAYAN HAYVANLAR

Suda yaşayan yüzlerce hayvan türü vardır. Bunların başında balıklar gelir. Balıklar deniz , göl ve akarsularda yaşar. Suda yaşayan memeli hayvanlar da vardır. Köpek balıkları , balinalar , yunus balıkları suda yaşayan memelilere örnektir.

 

HEM KARADA HEM SUDA YAŞAYAN HAYVANLAR

Bu hayvanlar yaşamlarının bir bölümünü karada bir bölümünü de suda geçirir. Su kaplumbağası , kurbağa , su yılanı , timsah , kaz , ördek , martı , pelikan , karabatak  ve penguen hem suda hem de karada yaşayan hayvanlardır.

 

HAYVANLARIN İNSAN YAŞAMINDAKİ ÖNEMİ

Hayvanlardan besin ve giysi ham maddesi sağlanır. Kimi hayvanların gücünden yararlanılır. İnek, koyun ve keçinin sütünden yararlanırız. Tavuk , hindi , kaz ve ördeğin etinden ve yumurtasından yararlanırız. Uskumru , lüfer , palamut , hamsi , alabalık , sazan balığı gibi balıkların etinden yararlanırız. Arıların ürettiği bal da önemli bir besin kaynağıdır.

Beyaz ayı , tilki , sincap gibi hayvanların derilerinden kürk , manto ve ceket yapılır. Ancak yanlış avlanma nedeniyle bu hayvanların sayıları güç geçtikçe azalmaktadır. Sığır , yılan ve timsah derisinden ayakkabı , çanta ve kemer yapılır.

Hayvanların gücünden de yararlanırız. At , deve , katır , manda ve eşek gücünden yararlanılan hayvanlardandır. Bu hayvanlar yük taşımada ve tarım toprağını sürmede kullanılır.

10:25 - Aralık 16, 2007 - yorum { 0 } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 15, 2007

OMURGALILAR

Omurgalılar, sırtları boyunca uzanan omurgalarıyla tüm öbür hayvanlardan ayrılır. Omurga, kıkırdaktan, kemikten ya da her ikisinden oluşan iskeletlerinin en önemli bölümü ve temel eksenidir. Omurgalılar genellikle omurgasızlardan daha iri ve daha karmaşık yapılıdır.

İlk omurgalılar yaklaşık 510 milyon yıl önce ortaya çıkan ilkel balıklardır. Omurganın kaslarla hareket ettirilebilen esnek bir destek oluşturduğu, böylece bu hayvanların hızlı yüzmesine olanak sağladığı düşünülmektedir. Omurga ayrıca, içindeki kanalda yer alan ve sinir sisteminin en yaşamsal bölümlerinden olan omuriliği korur. Omurilik, gövde ve uzantıları ile beyin arasında bir sinir köprüsü kurar.

Bu geniş hayvan grubu balıklar, amfibyumlar, sürüngenler, kuşlar ve memelilerden oluşur.

MEMELİLER (MAMALİA)

Yavrularını süt salgılayan göğüs bezleriyle beslediklerinden bu hayvanlara Mammalia adı verilmiştir. Bu hayvanlar Jura'da memeli benzeri sürüngenlerden (Synapsida alt sınıfının Therapsida takımından) ayrı bir dal şeklinde meydana gelmişlerdir. Bu gruptaki hayvanların temel özelliklerinden birisi de tümünün vücudunda az yada çok sayıda kılın bulunmasıdır.

Memeliler üç ana gruba ayrılır. Bunların arasında tekdelikliler yada yumurtlayan memeliler olarak tanınan grup ornitorenk ve ekidnelerden oluşur. Bu ilginç hayvanların yavruları, kışlar gibi yumurtadan çıkar, ama sonra anne sütüyle beslenir.

İkinci grupta keseliler yer alır. Keselilerin yavruları çok az gelişmiş olarak doğar. Yeni doğanların uzunluğu genellikle 6 santimetreyi aşmaz. Başlıca keseliler arasında opossum, tasmanyaşeytanı, bandikut, kuskus ve kangru sayılabilir.

Eteneli memeliler en geniş memeliler grubunu oluşturur. Plasenta adıyla da tanınan etene, annenin içinde gelişen ve yavru ile anne arasında köprü kurarak doğana kadar yavruyu besleyen bir organdır. Eteneli memeliler başlıca 10 grup altına toplanabilir:

Böcekçiller (Insectivora) en çok eski dünyada bulunmakla birlikte bir ölçüde Kuzey Amerika’ya da yayılmıştır. Köstebekler, kirpiler ve sivrifareler en bilinen üyeleridir.

Yarasalar (Chiroptera), uçan memelileri kapsar. Hemen hemen bütün iri yarasalar meyveyle beslenirken, küçüklerinin çoğu böcekleri avlar.

Primatlar (Primates) maymunlar ve insanlardan oluşur. Gelişmiş beyinleri ve el becerileriyle dikkat çekerler.

Dişsizler (Edentata) ya dişten tümüyle yoksundurlar yada ağızlarında basit yapılı birkaç diş taşırlar. Armadillo, karıncayiyen ve tembelhayvan bu grubun üyeleridir.

Kemiriciler (Rodentia) tür ve birey sayısı en çok olan memelilerdir. Tür sayısı 4000’i aşan memelilerin yarısından çoğunu kemiriciler oluşturur. Kobay, fare ve sıçanın yanı sıra oklukirpi, kunduz ve sincap da kemiriciler arasında yer alır.

Etçiller (Carnivora) aslan, kaplan, pars, sırtlan, sansar, ayı, kedi, ve köpeği de içeren yırtıcı hayvanlardır. Denizde yaşamaya büyük bir uyum gösteren foklar ve morslar ise genellikle yüzgeçayaklılar (Pinnipedia) adıyla ayrı bir grupta toplanır.

Balinalar (Cetaca) hemen hemen tümüyle kılsız, balık biçimdeki memelilerdir. Suyun dışında yaşayamazlar. Gerçek balinaların yanı sıra yunuslar ve musurlar da bu grupta yer alır. Mavi balina yaşayan en iri hayvandır.

Filler (Proboscidea) günümüze yalnız iki türüyle ulaşabilmiş kara hayvanlardır.

Tektoynaklılar (Perissodactyla) at, eşek, zebra, tapir ve gergedandan oluşurlar. Toynaklar, bu ve sonraki grubun ayak parmaklarını çevreleyen, kalınlaşarak başkalaşıma uğramış tırnaklarıdır.

Çifttoynaklılar (Artiodactyla) deve, geyik, zürafa, sığır, antilop, keçi ve koyun gibi gevişgetirenlerin yanı sıra domuz, pekari ve suaygırı gibi gevişgetirme özelliği bulunmayan hayvanları da kapsar.

KARAKTERİSTİK ÖZELLİKLERİ

1. Vücutları genel olarak belirli zaman aralıklarında dökülen kıllarla kaplıdır. Derilerinde ter, yağ, koku ve süt bezleri gibi çeşitli salgı bezleri bulunur. Bazı memelilerin vücut ve kuyruk kısımlarında sürüngenlerinkine benzeyen pullar vardır.

2. Balinalar (Cetacea) ve Deniz inekleri (Sirenia) gibi deniz memelileri dışında kalanlarda dört üye vardır. Bu deniz memelilerinde arka üyeler kaybolmuştur. Her bir üyede 5 veya daha az sayıda parmak bulunur. Gerek üyeler ve gerekse parmaklar çeşitli yaşam biçimlerine göre, örneğin, yürümek, koşmak, tırmanmak, yüzmek, uçmak ve kaçmak gibi görevleri yerine getirecek şekiller kazanmışlardır. Parmak uçlarında boynuz yapısında tırnak ve toynaklar, parmak altlarında ise etli yastıklar mevcuttur.

3. İskelet iyi bir şekilde kemikleşmiştir. Kafataslarında 2 oksipital kondil, boyunlarında 7 tane omur bulunur. Kuyrukları uzun ve hareketlidir.

4. Her iki çenede de mevcut olan dişlerin kök kısımları çukurluklar içerisine gömülüdür. Dişler beslenme durumlarına göre çeşitli şekiller gösterir. Bazılarında dişler bulunmaz. Dilleri çoğunlukla hareketlidir. Gözlerinde hareketli göz kapakları, kulaklarında etli bir dış kulak kısmı bulunur.

5. Kalpleri 2 kulakçık ve 2 karıncık olmak üzere 4 odacıklıdır. Kuşların tersine bunlarda yalnız sol aort kökü bulunmaktadır. alyuvarları yuvarlak ve çekirdeksizdir.

6. Solunumları yalnız akciğerlerle olur. Larinkste ses çıkarmaya yarayan ses telleri bulunur. Kalp ve akciğerlerin yer aldığı göğüs boşluğunu karın boşluğundan ayıran ve diyafram adı verilen kaslı bir bölme vardır. Böyle bir yapı memeliler dışında hiç bir hayvan grubunda görülmez (kuşlardaki bölme kaslı değildir).

7. Vücut sıcaklığı sabittir ve çevre koşularına bağlı olarak değişiklik göstermez (Homoiothermus). Vücut sıcaklığı metabolizma sonucunda sağlanır (endeterm). Vücut üzerinde bir kıl örtüsünün varlığı, deri altında vücudu saran bir yağ tabakasının bulunması ve kirli kan ile temiz kan dolaşımının birbirlerinden tümüyle ayrılmış olması, vücut sıcaklığının değişmezliğini sağlayan özelliklerinden bazılarıdır.

8. Sidik keseleri vardır ve boşaltım maddesi sıvı haldedir.

9. Beyinleri gelişmiş, cerebrum ve cerebellum kısımları oldukça büyüktür. Beyinden 12 çift sinir çıkar.

10. Erkeklerinde bir kopulasyon organı (penis) mevcuttur. Testisleri genellikle karın boşluğu dışında yer alan ve scrotum adı verilen torbalar içerisinde bulunur. Yumurtaları küçük ve kabuksuzdur. Yumurtanın gelişmesi yumurta kanalı (ovidukt)'nın değişmesiyle meydana gelen döl yatağında (uterus) tamamlanır. Amnion, korion ve allantois gibi embriyonik zarlar mevcuttur. Genellikle embriyoyu uterusa bağlayarak onun beslenmesini ve solunumunu sağlayan bir plasenta bulunmaktadır. yavrular doğumdan sonra dişi hayvanın süt bezlerinden salgılanan süt ile beslenir.

-Memeliler sürüngenlerden meydana gelmiş olmalarına karşın onlardan bir çok yapısal farklılıklar gösterirler. Bu farklılıkların en önemlileri şunlardır:

11. Memelilerde vücut örtüsü olarak pullar yerine kıllar bulunur. Yalnız bazı memelilerin vücutlarında ve kuyruk bölgelerinde sürüngenlerden kalma bir özellik olarak hala pullar mevcuttur.

12. Memelilerin kafatasında iki oksipital kondil bulunur (sürüngenlerde bir tane) ve beyin kutusu daha büyüktür.

13. Memelilerde göğüs boşluğu ile karın boşluğunu birbirinden ayıran kaslı bir diyafram vardır

14. Memelilerde alt çene kemiği bir parça halindedir (sürüngenlerde çok sayıda).

15. Memelilerde alt çene kemiği doğrudan kafatası ile eklem yapmaktadır (sürüngenlerde quadratum ile eklem yapar).

16. Memelilerin orta kulağında incus, malleus ve stapes olmak üzere üçlü bir kemik zinciri vardır (sürüngenlerde yalnız stapes karşılığı olan Columella iç kulakta bulunur, diğer iki kemik çene ile birleşmiştir).

17. Memelilerde belirli zamanlarda dökülen dişler bulunur (sürüngenlerde dişler belirli zamanlarda değiştirilmez).

18. Memelilerde kalp dört odacıklıdır ve yalnız sol aort kökü mevcuttur.

19. Memelilerde ses kutusu çok iyi gelişmiştir (sürüngenlerde körelmiştir).

20. Memeliler yavrularını salgıladıkları süt ile beslerler.

21. Vücutlarında kılların bulunması, görme, işitme ve koku alma duyularının çok gelişmiş olması, beyinlerindeki cerebrum ve cerebellum kısımlarının gelişmişliğine bağlı olarak tüm faaliyetleri iyi bir şekilde koordine edebilmesi, öğrenme ve öğrenilen şeylerin hatırda tutulmasına yarayan bir bellek oluşumu ise memelilerin kuşlardan daha evrim geçirmiş olduklarını kanıtlayan özelliklerdir.

20:19 - Aralık 15, 2007 - yorum { 0 } - yorum yaz


written by bilimhaberleri

Aralık 15, 2007

Canlıların Besin Zinciri

Beslenme basamağı; bir ekosistemdeki beslenme zincirinin aşamalarından her davranışlarına göre değişik basamaklarda sıfırlandırılır. İlk ve en alt basamakta fotosentezyoluyla kendi besinini kendisi üretebilen yeşil bitkiler ( üreticiler) bulunur. Bitkiler ya dabitkisel ürünler, ikinci basamaktaki otçul hayvanlar tarafından yenir. Üçüncü basamakta, otçulları yiyen birincil etçiler, dördüncü basamakta da birincil etçileri yiyen ikincil etçiler yer alır. Canlıların çoğu birkaç beslenme basamağında birden beslendiği için , leşle yada bitkisel ürünler de beslenir. Bazı otçullar da zaman zaman hayvansal ürünleri yer. Baktariler ve mantar gibi çürükçül canlıların, ölmüş, ilk basamaktaki bitkilerin yararlanabileceği besinler haline getirilmesi ise ayrı bir beslenme basamağını oluşturur.

Beslenme zinciri ekolojide, madde ve enerjinin bir canlıdan öbürüne yiyecek biçimde aktarılma dizisi. Canlıların çoğu yalnızca bir tek hayvan ya da bitki türüyle beslenmedikleri için, beslenme zinciri ilk halkasıdır. Etçil beslenme zincirinde bitkilerle beslenen (otçul) bir hayvanı daha büyük bir hayvan yer ve ielk besin kaynağından gelen madde ve enerji bu etçil hayvana aktarılmış olur. Asalak beslenme zincirinde, küçük bir canlı, kendisinden daha büyük olan konağın bir bölümüyle beslenirken kendisi de daha küçük asalakların konağı olabilir. Çürükçül beslenme zincirinde ise mikroorganizmalar ölü organik maddelerle beslenerek yaşamlarını sürdürür.

Beslenme zincirinin halkalarını oluşturan her beslenme basamağında ısı biçiminde bir enerji kaybı olacağından bir beslenme zincirinde en çok dört ya da beş basamak bulunabilir. Nüfus yoğunlugun çok yüksek olduğu bölgelerde yaşayan insanlar, tahıl yiyen hayvanlar yerine doğrudan tahıllar beslenerek beslenme zincirinin bir halkasını azalttıklarından, toplam yiyecek arzını arttırmış olurlar. Beslenme zincirine kadar kısalırsa son tüketiciye ulaşan toplam enerji miktarı da o kadar artar.

Bitkiler gibi kendi besinini üretme yeteneği olmayan hayvanlar, yaşamlarını sürdürebilmek için başka canlıları yemek zorundadır. Bu yüzden doğadaki yabani hayvanların yaşamı genellikle başka bir hayvanların yaşamı genellikle başka bir hayvana yem olarak son bulunur.Örneğin ot yiyerek beslenen bir tavşan günün birinde bir tilkiye yem olur, tilki ölünce de onun leşini bu kez sinek kurtçuları ile leşböcekleri yiyip bitirir. Bitkilerden başlayıp çeşitli hayvanların birbirini yemesiyle sürüp giden bu ilişkiyi çevirebilir (ekoloji) uzmanları beslenmezinciri olarak adlandırılır.

Doğada tek tür yiyecekle beslenen hayvan pek azdır. Tavşan yalnız otları değil yabani meyveleri ağaçların yaprak ve filizlerini de yiyebilir. Tilki ise tavşandan başka fareleri, şıçanları, kümes hayvanlarını ve böcekleri yiyerek beslenir. Bu nedenle, çok karmaşık olan bu ilişkiler ağını anlayabilmek için, pek çok besin zincirin arasındaki bağlantıyı kurmak gerekir. Çevre Bilim Uzmanları bu bağlantıyı göstermek için, canlıların adlarını ya da resimlerini oklarla birleştirerek ayrıntılı şemalar çizerler. Genellikle bir örümcek ağı kadar karmaşık olan bu şemalar ağı denir.
Aslında dağa son derece karmaşık olduğu için ğerçeğe birebir uyan bir beslenme ağı çizmek çok güçtür. Bu ağa katılacak her yeni hayvan başka bir canlıyı yediğinden ya da başka bir canlıya yem olduğundan, ağa eklenecek okların sonu gelmeyecektir. Çevrebilimciler bu güçlüğü yenmek için genellikle bir hayvanın yalnızca temel yiyeceklerini ya da belli bir bitki türünü yiyen bellibaşlı hayvanları göstermekle yetinirler.

Beslenme ağının çizilmesiyle, doğadaki bu karmaşık ilişkinin bazı notları açıklığa kavuşur. Enerjisini güneş ışığından hammaddelerini topraktan ve sudan alarak kendi besinini kendisi üretebilirler yeşil bitkiler genellikle en alt basamağa yerleştirilir. Temel olarak bitkiyle beslenen tavşan ve sıçan gibi hayvanlar bir üst basamakta toplanabilir. Bunlar otçul hayvanlardır. Daha çok öbür hayvanları yiyerek beslenen gelincik ve baykuş gibi hayvanlar ise daha yukarıdaki basamakta yer alır. Bunlar etçilerdir. Otçullar ile etçiller arasındaki basamağa da hem bitki hem hayvan yiyen porsuk, tilki gibi hayvanlar yerleştirilir. Bunlarda hepçiler’dir.
Beslenme basamağı denen bu aşamaların belirlenmesinden sonra beslenme ağı karmakarışık bir çizgiler yumağı olmaktan çıkarak düzenli bir şemaya dönüşür. Bu şemaya bakıldığında, bitkilerden otçulara ve etçilere doğru gidildikçe her basamakta daha az sayada canlı olduğu açıkça görülebilir. Bu nedenle, tabanı geniş tepesi dar olan bu şekil bir piramidi andırır. Bu beslenme piramidinin tabanında yaprak, ot, çiçek ve ağaçlarıyla kalabalık bir bitki topluluğu, tepesinde ise yalnızca bir iki gelincik yada baykuş vardır.

Yukarıda sözü edilen hayvanların çoğu ormanda yaşadığı için, çizilen bu piramit bir orman bölgesi beslenme ağıdır. Ama çöllerde tropik ormanlara varıncaya kadar, her yaşam ortamı için beslenme ağı çizilebilir. Örneğin denizlerdeki beslenme ağının en alt basamağında bitkisel plankton ya da fitoplankton denen çok küçük bitkiler yer alır. Küçük balıklar ve öbür deniz ara basamaklardır. En tepede ise köpekbalıkları, katil balinalar gibi iri ve yırtıcı hayvanlar bulunur.

Beslenme ağlarının incelenmesi bilim adamlarına birçok açıdan yardımcı olur. Söz gelimi bir ormandaki aynı türden bütün ağaçlar kesildiğinde ne olacağını önceden görebilmek için o ormanın beslenme ağı çizilir. Eğer az bulunun bir hayvan türü bu ağaçlardan beslenen hayvanları yiyerek yaşıyorsa, böyle bir kesim bu türün yaşamını tehlikeye atacaktır. Çevre korumacılar bir türü ya da bölgeyi en iyi nasıl koruyabileceklerine karar verirken, beslenme ağlarından ve benzeri yöntemlerden çok yararlanırlar.
Bütün canlılar hayatlarını sürdürebilmek için besin maddelerini tüketmek zorundadır. Bazi canlılar bu besinlerinin çoğunu kendi vücutlarında üretirler. Böyle canlılara ototrof denir. Bir çok canlı ise gerekli besinleri dış ortamdan hazır olmak zorundadır. Böyle canlılara ise hetteraf denir. Üç çeşit besin vardır.

Bütün hücrelerin en önemli enerji kaynaklarıdır. Genel formülleri cn (H2 O) ile gösterilir. Bu formülde glikoz için “n” yerine b yazarsak C6 H12 I6 solunum ürünleri H2 O ve CO2 dir. Karbonhitradlar, bitkilerde hücre çeperinin yapısını oluşturarak bütün canlı hücrelerde zarın yapısına katılarak ONA ve RNA da bulunarak yapısal fonksiyon da görülür. Yapısındaki şeker molekülünün sayısına göre üç çeşit şeker vardır.

a) Monosakkoritler (Tek Şekerler): Basit şekerlerde denir. İçerdikleri karbon atom sayısına göre 6 karbonlu olanlar (eksozlar); Glikoz, Fruktoz, Monosakkoritler, Disakkorit ve polisakkarıtlerin yapı taşı (monomeri) dirler.
Glikoz: Serbest olarak bol, üzüm ve incirde bol bulunur. Bütün polisakkaritlerin yapısını oluşturur.

Fruktoz: Bol ve olgun meyvelerde bol bulunur. Süt Şekeri denir. Bunun için hayvansal bir besin maddesidir.
Riboz: RNA nın ATP nin ve bazı enzimlerin yapısında bulunur. Deoksiriboz ise DNA nın yapısında bulunur.

b) Disokkaritler (çif şeker) İki monosakkaritin birleşerek meydana getirdiği şekerlerdir.

Maltoz (molt şekeri) = Glikoz+Glikoz
Laktoz (süt şekeri) = Glikoz+Galaktoz
Sükroz (sokkaroz = Çaş şakari) Glikoz+Fruktoz
Maltoz ve sükroz bitkilerinden, Loktoz da insan ve memeli hayvanlardan sağlanır.
Palisakkaritler = Çok sayıda glikozun bağlanmasıyla oluşurlar. Yeni glikozun dehidrosyon oluşmuş polimarlerdir.
Glikoz+Glikoz+ .............. + Glikoz _______ Polisakkorit + (n-1) H2 O

Hepsi aynı yapı maddesinden oluştuğu halde fiziksel ve kimyasal özellikleri farklıdır. Çünkü, glikoz molüküllerinin herbirine bağlanma biçimleri farklıdır.

Nişasta: Bitki hücrelerinde bulunur, hayvan hücrelerinde bulunmaz. Suda erimez. Bağırsık epitelinden doğrudan doğruya kanageçmezler. Bitkilerin depo ettiği besin maddesidir. Hayvanların çoğu sindirerek enerji hammaddesi olarak kullanır.

Selüloz: Bitki hücrelerinde bulunur. Suda erimez. Bağırsak epitelinden doğrudan kana geçmez. Geviş getiren memelilerde, bazı kuşlarda ve termitlerde (beyaz karıncalar) sindirilerek kullanılır. Ağaçların yapısının yaklaşık %50 si selulozdur.

Glikojen: Hayvan hücrelerinde bulunur ve hayvansal nişasta da denir. En fazla karaciğer ve kaslarda bulunur. Hayvanların en hızlı kullanıldığı yedek enerji deposudur. Suda çözünür.

2) Yağlar (Lipidler): Lipidler C, H, O atomundan meydana gelir. Bazılarında fosfor ve azot gibi elementler de yer alır. Yapısındaki oksijen oranı şekerden azdır. Yapılarında yağ asitleri gliserol ve başka bazı maddeler bulunur.

3 yağ asidi+1 Gliserol _______ yağ+3 H2O

Yağ asitleri gliserol ile ester bağlarıyla bağlanır ve su açığa çıkarıllar (dehidrosyon) Bir gliserol bağlanan yağ asitleri aynı olabileceği gibi farklı da olabilir. Bundan dolayı yağların birçok türevi meydana gelmiştir.

Yağlar suda hiç çözünmez ya da çok aç çözünürler. Aseton, eter, kloroform, benzen ve alkol gibi organik çözücülerde çözünürler.
Hücrede enerji ve yapı maddesi olarak (hücre zarı) kullanılır. Ayrıca deri altında ısı kaybının önlenmesinde ve hayvanlarda çeşitli organların dış kısmının korunmasında görevlidir. Solunumla yakılmaları (oksidosyonların) sonucunda fazla miktarda mitebolik su açığa çıkarırlar. Bunun için özellikle kış uykusuna yatan uzun süre göç eden ve suyun az olduğu ortamlardayaşayan iyi bir depo ve enerji hammaddesidirler. Aynı zamanda hafif olduğundan uçmada hayvana avantaj sağlarlar.

Yağların yıkımı ve kullanımı uzun sürdüğünden hücreler enerji kaynağı olarak karbonhitratlardan sonra tercih edilirler.

En önemli lipidler yağ asitleri, yağlar (nötr yağları) fosfolipidler, steroidlerdir. Yağ asitleri en basit lipidled olup, uzun karbon zincirlerinde oluşurlar. Karbonlar arasındaki bütün bağlar tekli ise doymuş, çift bağ varsa doymamış yağ asitleri diye adlandırılırlar. Genellikle sıvı yağlar bitkisel kaynaklı olup, doymamış yağ asitleri içerirler. Katı yağlar ise genellikle hayvansal kaynaklı olup, doymuş yağlar asitleri içerirler. Doymamış yağların yüksek sıcaklık ve basınçta hidrojenle doğrulmasında margarinler elde edilir.Oleik asit, zeytinyağı başta olmak üzere birçok yağın yapısında bulunan, 18 karbonlu doymamış bir yağ asitidir. Linoleik asit ise ençok tohumlarda bulunan dolmamış yağ asitidir.

Butirik asit tereyağında, palmatik asit ise hem bitkisel hem hayvansal yağlarda bulunabilen doymuş yağ asitleridir.
Steroidler zorların yapısına katıldığı gibi vitamin ve hormon olarak da görev alırlar. Fosfolipidler hücre zarının önemli yeapı elemanlarıdır.

Yapılarda C, H, O ve N bulunur. Bazılharında 5 de yer alır. Yapı taşları 20 çeşit amino asittir. Basit bir protein yüzlerce amino asitin birleşmesi sonucu meydana gelir. Hücrelerin mokromeleküllerinde olup, temel yapı maddesidirler. Solunumla ancak zor durumlarda yakılırlar. Solunum ürünü olarak H2 O üre ürik asit H2S, CO2 ve NH3 gibi artıklar oluştururlar.

Amino asitlerin genel formülleri


Formüldeki “R” (radikal= kök) grubu 20 çeşit amino asitin hepsinde farklıdır.

Bütün amino asitlerde karboksit ve amino grubu bulunduğu için proteinler ve amino asitler hem baz özelliği gösterirler. Proteinle n sayıda (50-3.000 arasında) amino asitin bağları ile birleşmesinden oluşurlar.

A+...........................+A. Asit.......................Protein (Polipeptit)+(n-
1) HO2

Proteindeki amino asitler birbirine bağlayan bağa peptid bağı denir. Peptit bağı 1. Amino asitin karboksil grubu ile 2. Amino asitin amin grubu arasında meydana gelir ve bu sırada bir su açığa çıkar. Peptit bağlarının tümü aynıdır. Ama miktarına bağlı olarak değişir.

Proteinler yapıcı ve onarıcı moleküllerdir. Az miktarda da enerji verici olarak kullanırlar. Organizmalar ancak uzun süren bir açlıkta proteinleri solunumda fazlaca yıkmaya başlarlar. Bu durumda hücrelerin protein sentezi protein yıkımından azdır. Her canlı hücre kendi proteinini sentezlemek zorunda çünkü proteinlerdeki amino asit sırasını DNA belirler.

Hücrede oluşan proteinlerin bir kısmı enzim bir kısmı hormon kısmı antıkar, bir kısmı ise yapısal görevler üzere özelleşmemişlerdir. Yapısal proteinler hücrenin çeşitli organellerinin yapısıda da bulunur.

Hücre zarının yapısında lipoprotein, glikoprotein gibi farklı protein bileşikleri vardır.

Vücutta düzenleştirici fonksiyon görürler. Bazıları enzimlerinin yapısına katılır. Sindirim sisteminde direk kana emilirler. Yeşil bitkiler ihtiyaç duyuldukları vitaminleri kendileri sentezler. İnsanlar ve hayvanlar vitamin sentezi çok azdır. Sadece bazı provitaminleri gerçek vitaminlere çevirebilinler. Çoğu vitamini dışarıdan hazır almaları gerekir.

Vitaminler çok az miktarda bile etkili olurlar. Eksikliklerinde çeşitli aksaklık ve hastalıklar ortaya çıkar. Çoğu zaman vitamin alınca ilgil aksaklık geçer. Ancak gelişme dönemindeki aksamlar kalıcı sonuçlar doğrulabilir.
Vitamin Adı | Önlediği Aksaklık
A vitamini Gece körlüğü
D vitamini Reşitizm (Kemiklerde bozukluk)
E vitamini Kısırlık ve üreme bozukluğu
K vitamini Kanın pıhtılaşması
B vitamini Beri beri kansızlık
C vitamini Skorbüt (diş etinde kanama)
PP vitamini Pellegra deri hastalığı

Vitaminler suda ve yağda eriyen olarak ikiye ayrılır. A D E ve K vitaminleri yağda çözünürler. Biraz daha uzun süre bozulmadan kalabilirler. Bunun için karaciğerde depolanır.

Bu grubu vitaminleri ve C vitamini suda çözünür. Uzun süre kalamaz. Özellikle C vitamini taze alınmalıdır. Isıtmakla, bekletmekle, metollere temasla değerlerinden kaybederler. Depolanmazlar, fazlası atılır.

Et, karaciğer, süt, yeşil sebzeler, bütün taze meyveler, tahıl ürünleri, peynir, tereyağı, balık yağı vb. Yeşil salatalar an zenğin vitamin kaynakları kabul edilirler.

Su ve madensel tuzlardır. Hem canlı vucudunda hem de cansız ortamda bulunur. Küçük moleküllü olup devamlı ve yeterince bulunurlar.

İnorganik maddelerdir. Sindirilmeden direk olarak kana alınırlar. Enzimlerin yapısına katılırlar. Vitaminler birlikte düzenleştirici olarak görev yaparlar. Vücudumuzda CI, P, S ve N elementlerinin asit bileşikleriyle Na, K, Ca, Mg, Fe, Mn ve Cu metollerinin baz özelliğindeki bileşiklerine rastlanmaktadır.

Organizmada az da olsa 15 kadar mineral maddeye ihtiyaç duyulur. Mineral maddelerin vücut içindeki görevini üç başlık altında toplayabiliriz.

1) Vücut içindeki bir çok enzimin ve hemoglobin gibi moleküllerin yapısını oluştururlar. Bunlar demir (Fe) ve fosfor (P) gibi elementlerdir.

2) Kemiklerin ve dişlerin normal olarak gelişmesini sağlar. Bunlar için gerekli olan madensel maddeler, kalsiyum (Ca), fosfor (P) ve mağnezyum (Mg)

3) Vücut ve hücre sıvısının osmatik basıncını düzenler. Bunlardan hücre içi sıvıda Sodyum (Na), klor (Cı), hücre dışı sıvıda potosyum (K), magnezyum (Mg) ve fosfor (P)

Vücudumuzun en önemli maddelerden biri sudur. Yaşa göre vücutlarının %40 - %75 sudur. Bu su dışarıdan alındığı gibi, vucutta ara ürün olarak oluşur, Bütün hücreler bir sulu çözeltide bulunur. Her tür madde değişim “doku sıvısı” denilen bu çözeltiyle sağlar.

Canlılar İçin Suyun Önemi
a) Çok iyi bir çözücüdür.
b) Besin maddelerini taşın
c) Metebolizma olaylarını hızlandırır
d) Vücut ısısının fazlası dışarıya suyla atılır.
e) Besinlerin sindirimi suyla yapılır.
f) Birçok kimyasal reaksiyon için gereklidir.

20:19 - Aralık 15, 2007 - yorum { 2 } - yorum yaz


written by bilimhaberleri


{ Sayfa 1 of 619 }
<- Önceki Sayfa : : Sonraki Sayfa ->